16 Mayıs 2020

Gerçek ötesi zamanlarda 'söz uçmuyor'

Eğer kuralların herkesi kapsadığı ve herkes için olduğu düşüncesinin içerisini boşaltırsanız, koyduğunuz kurallara uyacak insanları da yoldan çıkartmış olursunuz

Baudrillard'ın Simülakrlar ve Simülasyon'dan söz etmesinin üzerinden neredeyse kırk yıl geçti. Bu zaman içerisinde gelişen teknolojinin hayatlarımız üzerinde yaratmış olduğu etki ile birlikte üzerinde uzlaştığımız kavramların da ellerimizin arasından kayıp gittiğine şahit olduk. Artık aynı kavramları aynı şekilde anlamamaya ve olup bitenler konusunda ortak bir noktada uzlaşamamaya başladık. Hayatlarımızı kolaylaştıracağını düşündüğümüz bütün donanımlar sonrasında karmaşıklık ve mesafeler biraz daha fazla artmaya başladı. İşte bu noktada bir zamanların yazıya atfettiğimiz müthiş önemin yerini görüntü almaya ve sözün yeniden yükselişi ile karşı karşıya kaldık. 'Söz uçar yazı kalır' ifadesi sosyal medya zamanlarında geçmişte olduğu gibi bir anlama karşılık gelmiyor. Hatta bu dönem itibariyle olup bitenler sonrasında söz konusu ifadeyi yeniden revize edecek olursak artık hiçbir şey uçmuyor. Hatta söz, görüntünün yansımaları eşliğinde hayatlarımızda hiç kaybolmayacak bir biçimde yeniden ve yeniden anlam kazanmaya devam ediyor.

Görüntünün ve görselliğin giderek daha fazla ön plana çıkması sonrasında hakikat ile gerçeklik arasındaki bağda yaşanan erozyon ile birlikte bütün yaşadıklarımız giderek birer simülasyona dönüşmeye başlıyor. Gerçeği değil gerçeğin ötesinde bize yaşatılanı kabul etmeye ve buna uygun bir anlayış içerisinde olup bitenlere karşı giderek daha fazla korumasız bir hayatı sürdürmek zorunda bırakılıyoruz. Böylesi bir zorunluluk hali ise beraberinde hiç ummadığımız kadar komplo teorileri ile çevrili olan bir gerçek ötesi (post truth) anlayışının normalleşmesine katkıda bulunuyor. Bu öylesine farklı bir durum ki daha önce doğaya ve kendisine yabancılaşan insanlığın bu kez içinde yaşadığı dünya aracılığıyla kendi yarattığı gerçeklik algısına da yabancılaşması. Söz konusu durum en çok siyasilerin işine yaradı çünkü onlar var olan gerçek ötesi sayesinde olup bitenleri tam da istedikleri gibi ucu açık bir biçimde ortaya koyabilme şansını yakaladılar. Kendileri için işin güzel tarafı bu ucu açıklığı test edecek ve onların yanlışlarını ortaya koyabileceklerin seslerinin artık duyulmuyor olmasıdır. Tabii bu seslerin duyulmamasının geri kalan sessiz çoğunluk açısından son derece kötü bir gelecek tahayyülünün de ucunun sonuna kadar açık olduğu gerçeğini dile getirmek durumundayız.

'Ne Söyleseniz' gidecek olan bir dönemde yaşamanın en büyük kolaylığı, bir zamanlar üzerinde uzlaşılan ve ortaklaşa kabul edilen noktaların bile yeniden bu bakış açısı ile dile getirilebilmesidir. Kötü olan kısım ise bu kolaylığın gerek bilgi gerekse de algı anlamında var olan tahakkümcü zihniyet yapılarını alttan alta beslemesi durumudur. Burada eskiden olduğu gibi faşizmin öcü olarak gösterilmesi veya bir dizi kötü karakterin inşa edilmesi bile söz konusu değildir. Eldeki medya gücü ve manipülasyon teknikleri aracılığıyla sürekli olarak gerçekliğin ötesinde bir gerçeklik inşa etmek mümkündür ve bu mümkünlük hali yeni bir faşizmin dolaşıma bu kez çok daha kolaylıkla sokulabilmesine olanak sağlamaktadır. İnsanlar karşılarında var olan gücün farkında olmadıkları gibi söz konusu olan bu gücün yaratmakta olduğu heyulanın ne kadar tehlikeler içerebileceği konusunda da en ufak bir fikre dahi sahip değillerdir. İşte burası vasatlığın şahikasıdır ve vasatlığın şahikası içerisinde her türlü tahakküm çok daha kolaylıkla hayata geçebilecek bir damarı yakalayabilmektedir.

Etrafınıza bu açıdan baktığınızda bir zamanlar 'hadi canım bu kadar da olur mu' dediğiniz şeylerin olduğunu gördüğünüz her an aslında gerçek ötesi yeni sahte gerçeklikleri yaşamak zorunda olduğunuzu fark etmek zorundasınız. Fakat bunu fark edemeyecek kadar normalleştirilen bir yaklaşım sonrasında vasatlığın eyyamcılıkla birleştiği koridorlarda hayatın her alanında sıra dışı fakat bu yeni dönemin tehlikelere açık insanı için sıradan insanlarla ve olaylarla karşı karşıya bırakılmaktayız. Kafanızı dünyanın neresine çevirirseniz çevirin her yerde bu tür ve bu türe yataklık eden anlayışların giderek çoğaldığını görmek durumunda kalacaksınız. Korona günlerinde aşı konusunda Afrikalı insanların kullanılmasını kobay hayvanlarının kullanılması kadar doğal göstermeye çalışan Fransız doktorları hatırlayın ya da ağzını her açtığında yeni bir gaf bombardımanı yapan Trump'ın söylemlerini ve uygulamalarını düşünün. İngiltere başbakanının sürü bağışıklığı yaklaşımından yoğun bakıma düşmesi sonrasındaki hallerine bakıverin. Ya da kendi ülkemizdeki sorumsuz sorumluların giderek artan fakat her seferinde sanki olmamış gibi önümüze konulan yaptıklarını şöyle bir düşünüverin.

Geçtiğimiz günlerde canlı yayının açık olduğunu unutan Gazi Üniversitesi Eğitim Dakültesi dekanının sözleri gündem oldu. Fakat burada da gerçek ötesi durumumun alamet-i farikası olan bir yaklaşımın altını çizmek durumundayız. Dikkatle olup bitenlere yaklaştığınız da söz konusu olayların her birisinde benzer şekilde adeta ortadan ikiye ayrılmış gibi tepki veren bir ruh halinin dolaşıma sokulduğunu göreceksiniz. Bir tarafta yapılan davranışa ilişkin eleştiren tarafı öte yanda ise eleştirilen kişinin yanında olan 'yedirmeyiz, yanındayız' yaklaşımında olanları görmekteyiz. Bu o kadar tuhaf bir durumu beraberinde getirmeye başladı ki ne olursa olsun eleştirenler ve eleştirenlerin karşısında yer alanlar diye iki kutuplu bir yaklaşım söz konusu artık. Bir başka ifadeyle birileri olan bitenin gerçek diğerleri ise gerçek olmadığını iddia ediyorlar ve aslında bu gerçeklik tartışmaları içerisinde gerçek olmayan fakat bir zamanların başka kavramlarla ifade ettiğimiz durumları kaçırıyoruz.

Gerçek ötesi zamanlar, giderek insanlıktan ve hakkaniyetten de uzaklaştığımız zamanları işaret ediyor. Burada hakkaniyet, liyakat, insaniyet, adalet, vicdan gibi kavramlardan ziyade sizin hangi tarafa ait olduğunuzu gösteren semboller, ifadeler ön plana çıkmaya başlıyor. Vasatlığın doruklarında gezinen tiplerin makam, mevki sahibi olmaları buna karşılık gerçekten içeriği dolmayan hayatlar yaşamaları sayesinde film belki de hiç beklenilmeyen bir yerde kopuveriyor. Gerçek ötesi zamanlar, araya parça filmlerin atıldığı dönemler gibi sahici olmayan ve hakiki duygular içermeyen an'ları simgeliyor. Söz konusu bu kısa an'ları yaşamamıza yol açanlar ise söz konusu o mevki, makam sahiplerinin var olan durumun ötesinden sakil şekilde hayatlarımıza yansıyan konuşmaları, ifadeleri, bakışları, duruşları oluyor. Fakat hayatın kendi gerçekliği içerisinde gerçek ötesini yaşamayı dayatmaya çalışanlar öyle ya da böyle bir şekilde kendilerini ele veriyorlar. Hayat, bütün blöflere rest çekiyor ve sıradanlığı, vasatlığı bir biçimde kendi kabuğuna geri gönderiyor.

Burada son bir noktada ister gerçek isterse gerçek ötesi zamanlar olsun her dönem insanlığın kendisini var kılmasını sağlayacak olan hukukun temel olduğu hususudur. Burada birilerini kızdırmamak ya da birilerine destek olmak adına kararlar verilemez. Eğer kuralların herkesi kapsadığı ve herkes için olduğu düşüncesinin içerisini boşaltırsanız, koyduğunuz kurallara uyacak insanları da yoldan çıkartmış olursunuz. Bu yüzden her rejim öyle ya da böyle hukuka sahip çıkmak ve hukukun önemini korumak durumundadır. Kurumları ayakta tutan sadece yazılı kurallar değil aynı zamanda o kurallarla beraber işleyen insanların güvendikleri, inandıkları uygulamalar ve düzenlemelerdir. Burada yaşanacak vasatlık en çok vasatlığa prim verenlere zarar verecektir. Çünkü söz konusu vasatlıklar ve söylenilen o müthiş ifadeler artık uçmuyorlar, bir kenarda önünüze konulacak zamanı beklemeye başlıyorlar.

Yazarın Diğer Yazıları

Kadın cinayetleri haberlerindeki bu bakış açısı ile!..

Öldüreni değil öleni ve onun ailesini koruyacak haber dili ve fotoğraf kullanımını daha fazla talep etmeliyiz

Pozitif çıkanları ayırır yola devam ederiz

Başta sponsorluk ve tüketim çarklarını çeviren futbolda, FIFA, UEFA ve ülke federasyonlarının dertleri sağlık değil, paradır

Süreci yönet(eme)mek

Bu süreç sosyal medyanın nasıl önemli bir güç olduğunun hocalarından çok daha fazla farkında olan öğrencilerin teknoloji kullanımlarındaki yerini daha iyi anlamamızı sağladı. Kurumlarımızın sadece olağan zamanlara ilişkin olarak değil olağanüstü olaylara ilişkin olarak da farklı planlarının ve bu planlara ilişkin alternatif yaklaşımlarının olması gerektiğini bir kez daha ortaya koymuş oldu