14 Ocak 2017

Büyük bir sosyologun aziz hatırasına

Işıklar içinde yat sevgili Zygmunt Bauman.

Bazı insanlar sadece yaşadıkları sürece değil öldükten sonra da saygı ve hayranlık uyandırmaya devam ederler. Kaldıkları süre boyunca dünyada iz bırakmayı başarmanın yanı sıra kendilerinden sonra gelecek olanların yollarını aydınlatmayı da sürdürürler. İşte Zygmunt Bauman tam da bu nitelikleri bünyesinde barındıran hatta bu yazılanların çok daha fazlasını hak eden bir düşünce insanı ve sosyolojinin geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinden itibaren yüz akı olmuş bir sosyologdur. Küresel dünyanın meydana getirdiği dinamiklerin farkında olan ve bu yeni oluşumların insanların hayatları üzerindeki etkilerini kendisine dert edinmenin yanı sıra bu dönemin kavramlarını da ortaya koyan kişidir.

Akışkan modernitenin dünyası adını verdiği bu yeni dönemde artık kimliklerimizden, mekanların paylaşımına hatta farklı dünya sakinlerine kadar pek çok yeni kavramla bizi tanıştırmıştır. Öteki’nin içinden geçilen dönem içerisinde şekil değiştiren yapısını anlamamız hususunda söyledikleri çok ama çok değerlidir. Bir taraftan tüketim toplumunun yarattığı yeni kimliklerle yaşamak zorunda bırakılırken öte yandan bu yeni kimliklerin nasıl bir biçimde okunması gerektiği üzerinde ayrıntılı bir biçimde durur. Birinci sınıf dünya sakinleri adını verdiği kesimin zaman ve mekan içerisinde nasıl bir şekilde konumlandığını buna karşın ikinci sınıf dünya sakinlerinin bu yeni dönemde nerede ve nasıl durduğunu anlamamızı sağlar.

‘Sosyolojik Düşünmek’ Bauman’ın neredeyse tüm sosyoloji birinci sınıf öğrencileri için bir başvuru kitabıdır. “Sosyoloji ‘sakinler’ arasında kimsenin bırakın yanıtlamayı, sorulduğunu bile hatırlamadığı sorular sorarak rahat ve sessiz hayat tarzını bozar. Bu gibi sorular belli olan şeyleri bulmacalara dönüştürür; bildik olanı bilmedikleştirir. (23-24)…Sosyolojik düşünmek çevremizdeki insanları, onların hasletlerini ve düşlerini, kaygılarını ve acılarını biraz daha iyi anlamamızı amaçlar. O zaman belki biz onlardaki insan bireyi daha iyi görür ve kendimizin yaptığı ve yapmaktan hoşnut olduğu şeyleri yapma haklarına, yani tercih ettikleri hayat tarzını seçme ve uygulama, kendi hayat projelerini belirleme, kendilerini tanımlama ve hepsinden önemlisi onurlarını kıskançlıkla koruma haklarına daha fazla saygı gösteririz. Bütün bunları yaparken öteki insanların bizimle aynı türden engellerle karşılaştıklarını ve hayal kırıklığının burukluğunu onların da bizim kadar yaşadıklarını fark edebiliriz. (25)

Herhangi bir sorunun çözümünün planlanması ve hayata geçirilmesinde hesaba katılan unsurların sayısı, verili sorunun kaynaklandığı durumu etkileyen ya da ona bağlı olan unsurlar toplamından her zaman daha küçüktür. Hatta denebilir ki, güç, yani düzeni tasarlama, yürürlüğe koyma ve koruma kapasitesi, ihmal edilmediklerinde bizatihi düzeni imkansız kılan çok sayıda unsuru göz ardı etme, ihmal etme, bir kenara koyma yetisinden ibarettir. Güç sahibi olmak, başka şeyler yanında neyin önemli neyin önemsiz olduğuna; neyin düzen mücadelesi açısından anlamlı olduğu, neyin kaygı duyulacak bir şey olmadığına karar vermeye muktedir olmaktır. Ne var ki, sorun, bu yapıldığında anlamsız görülen unsurların varlıklarını kaybetmemeleridir. (204-205)…Sosyolojik düşünmek deneyimlerin akışına ve değiştokuşuna engel olmak şöyle dursun, önlerini açar. Özet olarak o ‘akışı dondurma’ ve giriş noktalarını tıkama çabalarını güçten düşürürken, müphemlik miktarına katkıda bulunur. Kafalarını tasarladıkları düzene takmış güçlerin bakış açısından, sosyoloji dünyanın ‘karmakarışıklığı’nın bir parçası, bir çözüm olmak yerine bir sorundur…Sosyolojik düşünmek, özgürlük davasına hizmet eder. (250)1

Zygmunt Bauman, Küreselleşme isimli çalışması ile tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu yeni dönemin dinamiklerini anlamak isteyenlerin ufuklarını genişletmenin yanı sıra olan biteni anlamamızı da kolaylaştırıverir. Zaman ve Mekanın nasıl bir başkalaşım geçirdiğini ve farklı toplumsal kesimler açısından ne gibi bir yerde durduğunu öylesine güzel ve ilgi çekici ifadelerle anlatıverir ki. “Küresel çapta hareket imkanına sahip birinci dünya için, mekanın kısıtlayıcı niteliği kalmamıştır ve hem ‘gerçek’ hem de ‘sanal’ haliyle kolaylıkla kat edilmektedir. ‘Yerel olana bağlı’, hareket imkanları olmayan ve bu yüzden bağlı oldukları yerelliğin başına gelecek her türlü değişimin pasif olarak yükünü çekmeye mecbur ikinci dünya için, gerçek mekan hızla daralıyor. Bu, sanal olmayan gerçeklikte inatla erişilmez kalan mekanın fethi ve uzaklıkların ‘sanal erişirliği’nin medyada göze sokarcasına sergilenmesiyle daha da acı verici bir hale gelen türden bir yoksulluktur.

Mekanın daralması zamanın akışını durdurmuştur. Birinci dünyanın sakinleri, gelecek kadar geçmişten de steril olarak yalıtılmış birbiri ardına sıralanan anların içinden geçerek, sürekli bir şimdide yaşıyorlar. Bu insanlar hep meşguldür; hep ‘zaman darlığı’ çekerler; çünkü zamanın her bir anı, uzantısı olmayan bir parçadır; bu, ‘ağzına kadar dolu’ zaman deneyimiyle özdeş bir deneyimdir. Karşı dünyanın kara kara düşünen umutsuz insanları ise içini dolduracak hiçbir şeye sahip olamadıkları, bol, gereksiz ve boş zamanın yükü altında ezilirler. Onların zamanında, ‘hiçbir şey olmaz’. Onlar zamanı ‘kontrol’ edemez; ancak fabrika zamanının suratsız ritmine tabi, saatle girip saatle çıkan atalarının aksine, onlar zamanın kontrolünde de değildir. Zaman yavaş yavaş onları öldürürken, onların yapabileceği tek şey zaman öldürmektir. Birinci dünyanın sakinleri zaman içinde yaşarlar; mekan onlar için önemli değildir, çünkü her mesafe anlıktır…ikinci dünyanın sakinleri, tersine, mekanın içinde yaşarlar: Zamanla bağlarını en aza indirmiş ve zamanı sakinlerinin kontrolü dışında tutan, ağır, daim, dokunulmaz mekan içinde. Onların zamanı boştur; onların zamanında ‘hiçbir şey olmaz’. (101-102)2

Postmodern Etik isimli çalışmasında ise öteki kavramının çağımızdaki yerini bambaşka bir gözle görebilmemizi sağlar. “Öteki ister benim için olsun isterse olmasın ben Öteki içinim; onun benim için olması, deyim yerindeyse onun problemidir ve onun bu problemle uğraşıp uğraşmadığı ya da nasıl uğraştığı benim Onun için olmamı zerre etkilemez(benim Öteki için olmam, Ötekine benim için olması için şantaj yapmayacağıma ve Ötekinin özgürlüğüne başka bir şekilde müdahale etmeyeceğime dair rızamı da içermek üzere Ötekinin özerkliğine yönelik saygıyı içerir)…O halde, ‘ahlaki bir birliği’, belirten ‘biz’, ‘ben’in çoğulu değildir-son derece eşitsiz konumlardaki birimleri bir araya getiren karmaşık bir yapıyı çağrıştıran bir terimdir.(67)3

İçinden geçtiğimiz dönemde hepimizin okuması gereken ülkemizde yayınlanan son çalışması Güvenli olmayan bir dünyada güvenlik arayışı Cemaatler ise Bauman üstadın toplumsal hayatın yarattıkları karşısında insanların kendilerini güvende hissettikleri cemaat yapıları ve yarattıklarına odaklanıyor. “Cemaat arayışı içinde olmak, güvenlik arayışı içinde olmak demektir.(11)…Hem güvenlik hem de özgürlük olmadan insan olamayız; fakat ikisine birden aynı zamanda ve tam olarak tatminkar bulacağımız ölçülerde sahip olamayız. Bu, çabalamayı bırakmak için bir neden değildir, ama bize peş peşe gelen ara çözümleri daha dikkatli incelemeye gerek olmadığını sanmamızı veya düzeltmelerin yarar sağlayamayacağını düşünmemiz gerektiğini hatırlatır. Daha iyi, iyinin düşmanı olabilir fakat ‘mükemmel’ kesinlikle her ikisinin de ölümcül düşmanıdır. (12)…Masumiyet bir kez yitirildi mi, onu bir daha bulmak mümkün değildir. İnsan ancak, gerçekten ne kadar mutlu olduğunu bilmediği sürece gerçekten mutlu olabilir. (15)

Kimlik, cemaatlerin mezarlığında filizlenir fakat ölünün diriliş vaadi sayesinde gelişir. Kimlik arayışına adanmış bir hayat, kargaşa doludur. ‘Kimlik’, göze çarpmak demektir: Farklı olmak ve bu fark vasıtasıyla benzersiz olmak demektir. Bu yüzden kimlik arayışı, bölmek ve ayırmaktan başka bir şey olamaz.(22)…Güvenliğin artırılması, daima özgürlüğün feda edilmesini gerektirir çünkü özgürlük ancak güvenlik pahasına genişletilebilir. Oysa özgürlüksüz güvenlik, köleliğe eşittir( ayrıca, içine özgürlük katılmamış bir güvenliğin, sonunda son derece güvenliksiz bir güvenlik olduğu ortaya çıkar). Oysa güvenliğin olmadığı bir özgürlük de, terk edilmeye ve kaybolmaya eşittir( ve sonunda, içine güvenlik katılmamış bir özgürlüğün de son derece özgürlüksüz bir özgürlük olduğu ortaya çıkar). Bu koşullar, düşünürlerin başını hep ağrıtmıştır ve ağrıtmaya da devam edecektir. Özgürlük adına feda edilen güvenlik, diğerlerinin güvenliği olacağından, birlikte yaşamak da, çelişki dolu bir hale gelir; güvenlik adına feda edilen özgürlük de diğerlerinin özgürlüğü olur. (26)4

Böylesine büyük bir ismi sadece birkaç çalışması ile okuyuculara tanıtmak istedim. Bu doğrultuda 19-21 Mayıs 2017 tarihleri arasında İzmir Kuşadası’nda I.Uluslararası Bauman sempozyumu düzenleneceği bilgisini de hatırlatmak isterim. Sosyal Bilimler platformunun özverili çalışmaları ile gerçekleştirilecek olan etkinlik için daha fazla bilgiyi www.zygmuntbauman.org adresinden ulaşabilirsiniz. Işıklar içinde yat sevgili Zygmunt Bauman.

Kaynakça:

  1. Sosyolojik Düşünmek, Ayrıntı Yay. Çev. Abdullah Yılmaz, 1998
  2. Küreselleşme, Ayrıntı Yay. Çev. Abdullah Yılmaz, 1999
  3. Postmodern Etik, Ayrıntı Yay. Çev. Alev Türker, 1998
  4. Cemaatler, Say Yay. Çev. Nurdan Soysal,2016

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sosyologların istihdam mücadelesi

Özlük haklarına ilişkin katsayı problemlerinin çözülmesi veyahut belirli alanlarda istihdam önceliklerinin açılması sosyologların yaşadığı sorunların kökten çözümlenmesi anlamına gelmeyecektir. Bunlar çok önemli kazanımlar olacak ve mesleğe atılmak isteyenlerin gözünde değer kazanacaklardır ancak atılması gereken çok daha kapsamlı adımlara ihtiyaç vardır

Sorunumuz yenilmenin çok ötesinde

Futbolda yıllar sonra yine aynı noktaya dönmüş olmak üzüntü verici, tek bir gol pozisyonuna bile giremeyen bir milli takımla yarım düzine gol yiyerek tam anlamıyla abandone olduk

Sıfır çeken lisans programları

Geçen yıl 21 program hiçbir öğrenci tarafından tercih edilmezken bu yıl 166 lisans programı sıfır çekmiş durumda. Acilen yeni YÖK başkanının sıfır çeken programların yanı sıra üniversite kontenjanları ve üniversitenin toplumsal yaşam içerisindeki yeri konumunda adımlar atması gerekmektedir. Çünkü üniversiteler ülkelerin can damarlarıdır ve akademi biterse hepimiz biteriz.