18 Haziran 2017

‘Baba’lık

Baba olduktan sonra babanızla kurmuş olduğunuz ilişkinin ayırdına farklı bir açıdan varmaya başlıyorsunuz

Anne ve babalarımız hepimiz açısından yaşamlarımız boyunca özel bir yerde duran varlıklardır. Bu durum bazen çok uç noktalarda tepkisellikle bazen de bizi var kılan yanlarımızın en müstesna köşelerinde yer bulur. Ama her ne olursa olsun onlarla kurduğumuz veyahut kuramadığımız ilişkiler bizlerin hayatlarımızın ilerleyen aşamalarına da damgasını vurur. Çünkü geçmişten getirdiklerimizle bugünü ve yarınlarımızı kurarız. Bu açıdan aile konusunda oldum olası çok fazla sevgi temelli cümleler kurmamıza ve aileyi zaman zaman kutsallaştırmamıza karşın burada özellikle ‘baba’lara atfettiğimiz rol ‘anne’lerden çok daha farklı bir pozisyona oturmaktadır. Anne ile çocuk arasında dokuz ay süresince kurulan bağ ve ardından gelen emzirme süreci, söz konusu olan ilişkiyi baba ile çocuk arasında kurulandan daha farklı bir yere taşır. Annelik içgüdüseldir buna karşın babalık zaman içerisinde öğrenilen ve deneyimlenen bir süreçtir. Bu yüzden de çocukların anneleriyle kurdukları ilişkilerle babalarıyla kurdukları ilişkiler hep bir tık bazen birden fazla farklılık gösterir. Tabii burada kadın ve erkeğe toplumsal hayat içerisinde atfedilen ve öğretilen rollerin de annelik ve babalık üzerinde yaratmış olduğu etkileri de eklemek durumundayız. Çünkü bu rol modelleri ile birlikte annelik ve babalık figürlerini içselleştirmeyi de sürdürürüz.

Doğu toplumlarının otorite figürü evin direği olarak görülen baba veyahut ata’dır. Oldum olası otorite ile özdeşleştirilen ve zor işlerin üstesinden gelme yeteneğinden tutun da, kahramanlık hikâyelerine kadar hep aynı yerde somutladığımız bir isimdir baba. Bu öylesine ilginç bir durumun da kapısını açmaktadır ki babalarımızı hayatlarımızın vazgeçilmez kahramanları olarak gösteririz ancak onlarla bu yüzden de insani temelde bir ilişki kurma konusunda başarı da gösteremeyiz. Dikkatlice baktığınızda babalar gününde hazırlanan reklamlarda hep bu kahramanlık kısmına vurgu olduğunu görebilirsiniz. Toplumsal rol kalıpları içerisinde evin geçimi üzerinde kodlanan babalık figürü beraberinde çoğu kez çocukların yetiştirilmesi konusundaki bütün sorumluluğu anneye bırakıldığı bir duruma dönüşür. Çocukların yanlış yaptığını düşündüğü bütün durumlarda babalar kendilerine dönmek yerine sorumluluk sahibi oldukları eşlerine yani çocuklarının annelerine dönerek ‘senin yüzünden böyle oldular’ ifadesini kullanırlar. Türk sinemasının unutulmaz film repliklerini de bu vesileyle hatırlamaya çalışalım, tam da bu minvalde cümleler ile karşılaşırız. Çok uzun bir süre boyunca babalar ve çocukları arasında hep anneleri dolayımıyla kurulan bir ilişki yaşandı bu topraklarda. Mutlaka arada çok farklı şekillerde gerçekleşen örneklerde olmuştur ancak büyük çoğunlukla babaların çocuklarını kendi anne babalarının yanlarında sevemedikleri, öpemedikleri bir şekilde geçiverdi. Bir otorite figürü olarak kodlanan baba, hep var olan ancak adeta kaf dağının ardındaki gibi hiç ulaşılamayacak şekilde görülen/gösterilen bir konuma oturtuldu. Bu durumda baba ile çocuk arasında ise kurulan ilişkiler hep yeniden ve yeniden başlanmak zorunda kalan bir şekle büründü. Çoğunlukla da bu coğrafyanın olmazsa olmazı olarak yaşanan küslükler, dargınlıklar, kırgınlıklar sonrasında hep söylenmek istenen ancak söylenemeyen cümleler olarak kalbimize gömdüğümüz olarak içimizde sızı olarak kaldılar.

Buraya kadar sıraladığım bütün bu olup bitenler geçmişte daha sıklıkla karşılaştığımız baba-çocuk ilişkisinin bir sosyolog gözüyle yansımalarından ibarettir. Ancak toplumsal değişim sürecimizde yaşananlar sonrasında baba ile çocukları ve aile içi ilişkilerde yaşanan müthiş dönüşümlerle birlikte durum çok farklı bir görünüm arz etmeye de başladı. Öncelikle aile kurumu üzerinde çok daha farklı açılardan ve yarattığı etkilerin boyutları üzerinden durmaya ihtiyacımız bulunuyor. Burada kadınlara ve erkeklere atfedilen cinsiyet rolleri ve toplumsal hayat içerisindeki konumları da müthiş farklılaşmalara uğradı. Kadının çalışma yaşamı içerisinde daha fazla yer almaya başlamasının ardından ise çocuğun dünyaya getirilmesinden başlayarak bütün gelişim aşamalarındaki işbölümü geçmişte olduğundan çok daha farklı bir duruma geldi. Evet hala kadının bu alandaki yükü çok ama çok fazla buna karşın daha önce görmediğimiz kadar fazla sayıda erkeğin çocukları ile zaman geçirdiği, onların bakımını üstlendiği bir dönemdeyiz. Hatta bu durum tüm dünya üzerinde babalıkla ilgili tartışmalarda da kendisini hissettiriyor. Artık çocuk bakan babaların, olmayan babaların ve tek ebeveynli ailelerin konuşulduğu bir dönemdeyiz. Burada özellikle çocukları ile ilgilenen baba sayısını göz ardı edemeyiz ve burada baba ile çocuklar arasındaki etkileşim geçmişte bir türlü kurulamayan veyahut sadece anne dolayımıyla kurulan ilişkiler gibi de gerçekleşmiyor.  Otorite üzerinden hala belirli oranlarda bu birlikteliği sürdüren aileler söz konusu olmakla birlikte daha demokratik bir aile ilişkisini yaşamaya çalışan ve bunu çocuklarını da aşılayan ebeveynlerin varlığını da göz ardı edemeyiz. Özellikle bu aile yapısı içerisinde babalar birer kahraman figürünün ötesinde daha rahat konuşulan, tartışılan ve eleştirilebilenler olarak görülüyor. Bu ise onların çocukları ile kurdukları ilişkiyi daha somut bir temel üzerinden götürebilmelerine olanak sağlıyor. Kendimizden sonra dünyaya bırakabileceğimiz en iyi varlıklar hiç şüphesiz çocuklarımızdır ve onların kendi benliklerini oluşturmalarında vereceğimiz en önemli destek ise ‘iyi birer insan’ olmayı onlara öğretmek olmalıdır. Bu ise tavırlarımız, konuşmalarımız, olaylara yaklaşımlarımızdaki sahiciliğimizle velhasıl somut olarak yaşam biçimimizle çocuklarımıza örnek olmamızdan geçecektir.

Sonradan öğrenilmekle birlikte baba olmak çok büyük emek isteyen ve hep birden fazla düşünmeyi gerektiren bir durumdur. Burada en çok eşleri ile ayrıldıktan sonra çocuklarını hiç aramayan hatta zaman zaman onlar üzerinden eşlerine tekrar ulaşmaya çalışan baba figürlerinin durumuna şaşırdığımı söylemek isterim. Biyolojik anlamda yapılan katkının ötesinde baba olmak tüm bir hayat boyunca dünyaya getirdiğiniz çocuğunuzun yapıp ettiklerini takip etmenizi ve onların sorumluluğunu aldığınız andan itibaren de hiç karşılıksız bunu yapmanızı gerektirir. Kendinizi babalığın getirdiği duygulardan çocuklarınızı da babalığın eksikliğinden uzak tutmanız sizin açınızdan kayıp olmayabilir ancak çocuklarınızın tüm hayatında eksikliği hissedilecek duyguları olacağı gerçeğini de unutmayın lütfen!

Baba ile oğul arasındaki iletişimin her zaman sıkıntılı olduğunu söylerler. Çünkü her iki erkek de kendi otoritelerini karşılarındakine kabul ettirmek için uğraşırlar. İlişkinin başında egemen olan baba iken bu ilerleyen yıllarda oğlun lehine döner ve onun da bir çocuğu olduğunda özellikle de oğlu olursa bu ilişkinin mantığını daha iyi anlayıp tekrar babası ile kurduğu ilişkiyi gözden geçirir. Ancak çoğu zaman bunun için çok geç kalınır, ben bu açıdan son derece şanslı bir insanım; aramızdaki yaş farkı çok fazla olmasına rağmen futbol ve gazete okumak üzerinden babamla ortak bir dili yakaladım. Hayatımda çalışmanın, insanlara değer vermenin, okumanın ve futbolun neden önemli olduğunu babamdan öğrendim. Sevgili babacığım bütün emeklerin için sana müteşekkirim.

Baba olduktan sonra babanızla kurmuş olduğunuz ilişkinin ayırdına farklı bir açıdan varmaya başlıyorsunuz ancak bu kez zaman ve kaçınılmaz son aranıza girmeye başlıyor. Nurlar içinde yat sevgili babacığım, bugün hayatta olmayan bütün babalarımızı rahmetle yaşayanları da minnetle yad ediyorum.

                       

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bakış açısı da, zihniyet de değişmiyor

Yıl içerisinde yaşanan ve medya tarafından haberleştirilen herhangi bir kadın cinayeti haberinde bile burada gösterilen hususların neredeyse hiçbirisine dikkat edilmediği ve tam aksi bir anlayış üzerinden kadın cinayetleri haberlerinin dolaşıma sokulduğuna ilişkin olarak yapılan çok sayıda çalışmaya da rastlayabilirsiniz

Futbolcu, filozof, efsane: Doktor Socrates

Çocukluğumun unutulmaz 1982 Brezilya takımının kaptanı olan Socrates'in bir futbolcunun çok ötesinde hayatı olduğunu ilerleyen yıllarda öğrenmiştim ancak bu kitap sayesinde söz konusu ismin bir ülkenin değişimine ne kadar etkili olduğunu da anlamış oldum

Sorun nicelikte değil, var olan bakış açımızda

Nepotizm ve kayırmacılık yaklaşımının normalleştirilmesi demek toplumsal bağın erezyona uğratılması ve bireylerin içinde yaşadıkları toplumda bir yerlere gelebilmek için mutlaka bir "hamili kart yakınımdır" araması zorunluluğunun ortaya çıkartılması demektir