Yaşam

Ömer Laçiner: Geleneksel sol gericileşiyor

Ömer Laçiner, Türkiye’de geleneksel solun miadını doldurduğunu ve gericileştiğini söyledi.

29 Aralık 2010 02:00

T24- Birikim Dergisi Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner,  Türkiye’de geleneksel solun miadını doldurduğunu belirterek, “Şimdi en acı şekilde duvara tosladılar. Hatta kolaylıkla bildiğimiz, karşı olduğumuz gerici yapılara doğru hızla ilerliyorlar” dedi.

Radikal gazetesinde yer alan demecinde, söyleyecek sözü olmayanların yumurta atmaya başladığına dikkat çeken Laçiner, “Bakın anayasa referandumundan önce yapılan basın açıklamasında Adalet Ağaoğlu’na yumurta attılar. Bu nasıl bir politikadır. Burjuvaziye, hükümete hiç mi lafın kalmadı. Bu sadece gençlerin heyecanı olarak geçiştirilemez” dedi.

 

Bahadır ÖZGÜR ve Hakkı ÖZDAL imzasıyla yayımlanan “Sosyalistler safları ayırıyor” başlıklı haber şöyle:

 

Kendi tarihi aynı zamanda bir bölünmeler tarihi olan sosyalist sol hiçbir dönem eylemde ve söylemde bu denli keskin bir kamplaşma yaşamadı. Ergenekon ve son olarak referandum bir süredir devam eden ayrışmayı netleştirdi. İthamlar ağır. ‘Hayırcılar’ askerin yanında saf tutmakla, ‘evetçiler’ iktidar yandaşlığıyla suçlanıyor. Radikal, bu kamplaşmanın ana aktörlerine bölünmenin nedenini, birbirlerine yönelik ithamlara yanıtlarını sordu.

Laçiner: Geleneksel sol hareketler gerici yapılara dönüşüyor


Referandum sonrasında ayrışmayı en net ifade eden Birikim dergisi oldu. Eylül sayısında yayın yönetmeni Ömer Laçiner, sosyalist sol parti ve yapıların artık miadını doldurduğunu, bu cenahla yollarını tamamen ayırdıklarını ilan etti. Laçiner hem bu ayrılık manifestosunun nedenini anlattı hem de eleştirilere yanıt verdi:

Solun ‘kutsal aile’sinden ayrıldığınızı ilan ettiniz. Bu denli açık bir ilana neden gerek duydunuz?


Sosyalizmin bildik tanım tasarım ve pratiklerinde çok ciddi sorunlarımız var. Bunun bunalımını yaşıyoruz. Bir benzetmeyle anlatmaya çalışayım: Bir vücutta ard arda arazlar ortaya çıkıyor; terleme,çıbanlar, solunum rahatsızlığı,baş dönmesi vs. Bunları ayrı ayrı, tek tek tedaviye çalışıyoruz, olmuyor, yenileri çıkıyor ve bu arada da bünye zayıflıyor durmadan. Bu durumda; ya, ne yapalım böyle devam edeceğiz dersiniz ki geleneksel solun tutumu bu; ya da bu yüzeye vuran arazlar hayati organlarımızda veya genetiğimizde bir bozulmanın, sapmanın sonuçları olmasın diye sorup bunuaraştırmaya asıl sebebi tespite yönelirsiniz ki bizim de tutumumuz budur. Temeldeki fark, ayrılık böyle özetlenebilir.


Marx’ı anlamadılar


Yani ortada sadece pratik değil Marksizmin kavranışından dolayı bir ayrım var diyorsunuz?


Sosyalizm bir insani tercihtir. İdealdir. Kaynağı ve ekseni eşitlik olan bir arayıştır. Yoksulluk, ezilen ve aşağılananlar vs. vicdanı titretir bu durum. Marx bu durumun kaynağının mülkiyet tarzında yani hukuk ve devlette değil bizzat üretim tarzında olduğuna işaret ederek yepyeni bir ufuk açtı. Oysa geleneksel sosyalizm buradaki üretim tarzı dönüşümü vurgusunun yerine yine mülkiyet tarzı değişimini koyarak bu ufku kararttı, kapattı. İşçiye yönelik politikanın özü, ücret filan değildir. Onlardan esirgenen insani gelişimin olanaklarını yeniden kazanmalarıdır. Biz bütün bunları göz önüne alarak işçi sınıfına odaklı olmayan ama onun gerçek kurtuluş imkânlarını da asla ihmal etmeyip vurgulayan bir sosyalizm önerdiğimizde; geleneksel kafa sahipleri işçi sınıfını boş veriyorsunuz diye yaygara ediyorlar. Duyan da bunların fabrikalarda ömür tükettiğini sanır. Oysa yıllardır, yaptıkları.yapabildikleri ortada. Ne oldu? Kaç işçiyi örgütleyebilmişler ki?


Tartışmalarda hakaretler dikkat çekici. Belki daha önce de yaşanıyordu ama bu kez kol kırılıp yen içinde kalmıyor.


Birikim’in adı ‘sosyalist kültür dergisi’ olarak şaka diye konulmadı. Sosyalizm bir kültürdür. Dilin, iddian, yaşam biçimin buna göre şekillenir. Yaratıcılığa işaret eder. Bu yaratıcılığın, emek harcamanın, öğrenmenin, anlamanın her daim yeniden üretilmesi gerekir. Ama bakın bizi eleştirenlerin üslubuna, yaklaşımına. Sol içi tartışma kültürü yerlerde sürünüyor. Dergide bir eleştiri yazısı yazıyorsunuz, buna cevap “sifonu çekmeyi unuttuk” oluyor. Ne düzeysizliktir bu? Yazdığın şeye, söylediğin söze yanıt veremeyecek düzeydeler. İddia taşımıyorlar ki, söyleyecek sözleri olsun.


Peki sosyalist sol cephede bundan sonraki süreçte neler olur?


Geleneksel yapılar miadını çoktan doldurdu. Şimdi en acı şekilde duvara tosladılar. Hatta kolaylıkla bildiğimiz, karşı olduğumuz gerici yapılara doğru hızla ilerliyorlar. Bakın anayasa referandumundan önce yapılan basın açıklamasında Adalet Ağaoğlu’na yumurta attılar. Bu nasıl bir politikadır. Gücünün yettiğini düşündüğün, arkasında bir güç olmayan insana saldırmak kolay. Referandumda ‘evet’ dediler diye DSİP’in toplantısını bastılar. Burjuvaziye, hükümete hiç mi lafın kalmadı. Bu sadece gençlerin heyecanı olarak geçiştirilemez.


Ömer Laçiner kimdir?


1966’da Kara Harp Okulu´ndan mezun oldu. 1971’de örgüte katıldığı gerekçesiyle ordudan uzaklaştırıldı, üç yıl hapis yattı. 1975’te Murat Belge ile birlikte Birikim’i yayımlamaya başladı. 12 Eylül darbesinden sonra yurtdışına çıkarak bir süre Fransa’da yaşadı. 1989’da Türkiye’ye dönerek yeniden Birikim’in yayın yönetmenliğini üstlendi. Aktüel ve kuramsal konulara dair çok sayıda kitabı bulunuyor.

Laçiner’in sosyalizmle aşkı zaten tek taraflıydı

Haberde Metin Çulhaoğlu da görüşlerini şöyle dile getirdi:



 

Sosyalist solda ayrışma yaşandığı, referandumun bir milat olduğu fikrine katılıyor musunuz? Sosyalist sol bir çıkmazda mı?


Sosyalist solda bir ‘bölünme’ değil, ayrışma söz konusudur. Bu, kimsenin “canım o kadar da olur” diye es geçemeyeceği, köklü bir ayrışmadır. Bence referandum milat demek doğru olmaz. Çünkü bugünden bakıldığında ayrışma ana hatlarıyla 20 yıllık bir geçmişe sahiptir. Thomas Carlyle’ın bir sözü vardır, “Eğer bir papağana ‘arz’ ve ‘talep’ demesini öğretirseniz karşınızda bir iktisatçı bulursunuz” der.

‘Demokrasi’ ve ‘sivil toplum’ lafları öğretilen bir papağan ise belki her şey olabilir, ama Marksist olamaz. Bana göre bugün sosyalist sol, ana tespitleri, temel mücadele hattı açısından ‘çıkmazda’ değildir; ancak toplumsallaşma, siyasal ağırlık kazanma açısından bir eşiğe dayandığı ortadadır.


Referandumda ‘hayırcı’ solcular askerin ardında saf tutmakla, ‘evetçiler’ iktidar yandaşlığıyla suçlandı. Neden bu denli sert tanımlamalar oldu?


Karşılıklı suçlamalar ve tartışmaların ’sertliği’ nedeniyle tarafların birbirlerine eşit ölçüde haksızlık ettikleri gibi bir düşüncede değilim. Salim kafayla bakan herkes şunu kabul edecektir: Taraflardan biri, yaşanan süreci ve AKP’nin çizgisini, ülkeyi demokratikleştirecek, geleneksel bürokrasi egemenliğini kıracak adımlar olarak tanımlamıştır. Peki, karşı taraf, daha somut söylenirse ÖDP, EMEP, Halkevleri ve TKP, ‘asker yandaşlığı’ olarak nitelenebilecek ne yapmıştır? Bunu gösteren, ima eden veya bunun çıkarsanabileceği tek bir örnek gösterilebilir mi? “Evet” veya “yetmez ama evet” diyenlerin siyasi psikolojisini tahmin edebiliyorum; AKP’nin operasyonuna alet oldukları halde, muhtemelen kendilerini siyasette özne konumuna gelmiş sayıyorlardır: Nallanan bir at gören kurbağa, bacağını kaldırıp nalbanda “Beni de nalla” demiş; biraz buna benziyor.


Laçiner sol ailesinden ayrılıyoruz dedi. Bu ilana ne diyorsunuz?


Birinci tespit, bence Birikim çevresi hiçbir dönemde sosyalist solun sorunu olmamış, ama sosyalist sol bu çevrenin hep sorunu olmuştur. Ortada tek taraflı bir ‘aşk’vardır; Birikim dergisi, hep belirli bir hareketin ‘beyni’ olmak istemiş, aradığı itibarı bulamayınca da küsmüş hatta öfke saçmıştır. Oysa kendi tarihinin hiçbir döneminde öyle Birikim’i isteyen doktorlar, mühendisler olmamıştır. Taliplinin bu tek taraflı aşktan bir sonuç çıkmayacağını sonunda anladığını ve kendince “ne haliniz varsa görün” noktasına geldiğini düşünüyorum. Hani dağ dağa küsmüş de… Son on yılda Birikim, ‘ekonomi politikten’, nesnelliklerden, zorunluluklardan, özetle işin ‘determinizm’ yanından arınmış bir ‘Marksizm’ yorumunu zorlamıştır. Bu, ciddi bir sorundur; Birikim sol ailesinden bu temelde ayrılmışsa iyi etmiştir.


Sol yazarlara karşı yumurta atanlar faşistlikle suçlandı.


Bir kere, öyle olur olmaz her şeye ‘faşist’ etiketi takılmasına karşıyım. Yumurta atma gibi olayları gereksiz, yakışıksız bulanlar olabilir. Keşke tarihte faşizmin her saldırısı yumurta atmanın ötesine geçmemiş olsaydı. Elbette, daha yerinde olan bu kişilerin düşünceleri neyse bunları çürütmektir. Gelgelelim, meselenin bir de öbür yanı var: Eğer bir taraf, siz neyi savunursanız savunun ‘Ergenekonculuk’, ‘darbecilik’ ‘stigmatizasyonuna’ başvuruyorsa, bu “ben tartışmayacağım, damgalayacağım” deklarasyonudur. Dikkat edilirse “stigmatizasyon” dedim: Bir kesimi aşağılayıcı ve lanetleyici biçimde etiketlemek demektir. ‘AKP yandaşlığı’, doğru yanlış, siyasal bir eleştiridir ve delilleri vardır; ‘faşistlik’, ‘darbecilik’ vb ise karinesi de olmadığından düpedüz stigmatizasyondur. Hak etmişler demiyorum ama stigmatizasyondan vazgeçseniz iyi olur diyorum.

Araştırmacı-yazar Metin Çulhaoğlu


1970’te ODTÜ Ekonomi-İstatistik Bölümü’nden mezun oldu. ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü’nde yöneticilik yaptı. TİP’te görev aldı. 1983–1986 arasında cezaevinde kaldı. 1986’da Gelenek kollektifinin kuruluşunda yer aldı. Bu hareket daha sonra partileşerek Sosyalist Türkiye Partisi’ni kurdu. 1993’te partiden ayrıldı ve Sosyalist Politika dergisini çıkarmaya başladı. Sırasıyla BSP ve ÖDP’nin kuruluşlarında bulundu. 2001’de Sosyalist Politika grubuyla ÖDP’den ayrılıp TKP’ye katıldı.

 

ETİKETLER

haber