Yaşam

‘Kim bu Süslümanlar?’

'Tuba Ünsal’ın farklı bir versiyonunu izliyor gibiydim… Ünsal kumsala havlu ve votka koyuyorsa, bu kız havlu yanına, lüks marka bir soda, ‘Ted Baker’ iPad çantası da koyuyordu'

23 Mayıs 2013 21:05

Nilay Örnek
(Akşam, 18 Mayıs 2013)

Üniversite gençliğinin ‘Süslüman’ adını verdiği bir grup var… İyi eğitimli, genç, güzel, zengin ve başörtülüler. Abartılı yaşam tarzlarını, ‘marka’ eşyalarını, altın USB ya da gül kabartmalı gözlüklerini, tasarımcı imzası taşıyan ‘kombinlerini’ sürekli Instagram’da paylaşıyorlar...

Bir iş yemeği; ben ‘havalı’ yemeklerin fotoğraflarını çekerken yanımdaki hanımla başlıyoruz bir Instagram muhabbetine. “Şu günlerde Süslümanlar’dan başka bir şeye bakamıyorum” diyor genç hanım; “Başka hiçbir şey bu kadar ilgimi çekmiyor!”

‘Süslüman’ın zihnimde süslü ve Müslüman kelimelerini birleştirmesiyle bu şahmeranın büyüsüne kapılıyorum: Kim ki bu süslümanlar?

“Şahsen tanımıyorum. Tesettürlü, başörtülü genç kadınlar. Çok zengin bir hayat sürüyorlar ve sürekli bunu gösterme hevesindeler. Giysiler, aşırı abartılı. Renkler çok parlak! Partiler, fazla kokoş. Mekânlar uçuk; zehirlenmiş gibiyim, sürekli fotoğraflarına bakıyor, yorumları okuyorum. Hele o yorumlar! Mimarlık okuyorum, bizim okulda herkes ‘süslümanları’ izliyor”

***

Günler sonra bahsedilen Instagram hesaplarından birine ‘bir bakayım’ dedim. Öyle “Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım” kolaylığında değilmiş iş… Artık ben de zehirlenmiştim.

İlk önce bir hesapla başladım.

Tuba Ünsal’ın farklı bir versiyonunu izliyor gibiydim… Ünsal kumsala havlu ve votka koyuyorsa, bu kız havlu yanına, lüks marka bir soda, ‘Ted Baker’ iPad çantası da koyuyordu.

Yine pek çok ünlü popüler simamız misali, tüm @ işaretleri ve hashtagler birilerine; belirli markalara işaret ediyordu.

“Bugünkü kombinim çok sevgili  @bilmemkim’den” gibi... Sonra seksek ya da ‘Buna ‘evet’ diyorsan bir sonraki hesaba geç’ gibi bir tür oyun başladı. Her ‘Bilmemkim’in hesabında, bir ayrı şaşırtıcı dünya… Öyle bir zenginlik ve öyle bir hayat tarzı ki… Bir gün, -türbanı saymazsak- ABD’de bir beyzbol maçına gittiğine iddiaya girebileceğim kıyafetlerle Fenerbahçe maçında, diğer gün Jennifer Lopez konserindeler… Lopez konserinde türban üzeri, Lopez maskeleri takılmış. “Hocanıza şikâyet edeceğim” yorumuna da “Ooo duamızı ettik, hocamızdan iznimizi aldık da geldik” yanıtı verilmiş…

Kız gücü ve markalar

Fotoğraflara yapılan yorumlar ise daha da ilginç. ‘Emotion’lar ustalıkla kullanılıyor bir kere; pembe kurdeleler, alkışlar, kalpler, el ele kızlar... İngilizce kısaltmalar da gırla. Herkes kendi kombinini tanıtıyor; yiyip içtiğini, kullandığını daha doğrusu ‘markaları’ yazıyor ya da ‘tag’liyor; yani etiketliyor. Bu nedenle de yorumların bir kısmı internet alışveriş bloglarını andırıyor…

“Ne güzelsin, ne şahanesin, bayılıyorum, beni de yanına alsana”lardan geçilmiyor! Bir kısmı ise “Allah seni sahibine bağışlasın” tadında; dualar da var… Sık sık ‘kız gücünden’, ‘Voltran’ı oluşturmaktan (evet ifade bu) bahsediliyor.

Her ama her konuda bir ‘marka’ vuku buluyor.

İkon ve ikoncanlar

Bir de tabii ki tartışmalar… Çünkü birtakım başörtülü kadınlar ‘ikon’, bir kısmı da ‘ikoncan’. Sadece kendi tasarladığı kıyafetleri modellerle paylaşanlar olduğu gibi, kendini model olarak kullanan da çok. Ama tabii buradaki cesur ‘kombinler’ her zaman ‘hoş’ karşılanmıyor.

Katar Emiri’nin eşi Sheikha tarzı bağlanan türban mesela Instagram’da kıyamet kopartabiliyor; çünkü boyun açık kalıyor! İşte bu durumda Hadis-i Şerifler Instagram’a düşüyor.

İsim vermiyorum, hesap adı söylemiyorum, fotoğrafların da yüz görünenlerini seçmiyorum; bu yüzden anlatmakta güçlük çekiyorum ama çekirdek çıtlar gibi hissediyorum.
Pencere önünden kalkamıyorum!

Bir taraftan zenginliği izliyorum, bir taraftan ‘aslında’ yeni içine giriyormuşum gibi hissettiğim bir hayat tarzını. En yakın türbanlı arkadaşım, 2004 yılında Türkiye’de iki kere üniversite kazanıp, önce devlet, sonra özel üniversiteye ‘gidemeyen’, bu yüzden de ABD’de bir dönem birlikte okuduğum Ayşe idi. O da zengin, o da güzel bir kızdı… Ama bu kızlar, Ayşe’den bir hayli farklı. Eski bir liseli deyimiyle bahsettiklerim Ayşe’nin yanında Etiler’deki ‘tiki tayfa’ sanki…

Beste uymuş da güfte kötü

Yanlış da anlaşılmasın; fotoğraflarını izlediğim kızları bayağı seviyorum; her biri harbiden yorumlardaki gibi ‘nur yüzlü’; zarif, uzun, incecik, hanımefendi, düzgün genç kızlar…

Açıkça altını çizeyim, dini inançla ilgili bir şey yazmıyorum; beni rahatsız eden ‘bir uyarlama’ gibi duran haller. Kimi zaman bir Beyonce klibini Petek Dinçöz’den izler gibiyim! Beste iyi de güfte tutmuyor. Bu halde de bir ‘tek tiplik’ var.
Galata’daki Mavra kafenin garsonu Murat’ın “Bizim marjinallerimiz böyledir, birbirine benzer” demesini hatırlatıyor. Kurt Cobain’in depresyon hırkası sırtında, baharda bile başında düşük bir bere, dar kotlu, ‘rayban’ yakışıklıları nasıl ki tek tipse bu kızlar da ‘bir tip’.

Dindarlaşma değil, sosyalleşme aracı

Eklerimizin Yazı İşleri Müdürü Gülay Altan, Esra Elönü’nün bir yazısını uzatıyor; “X semtte genç kızları zengin ve para göbeği sağlam adamlara 2. eş olmaya ikna eden yaşam koçları varmış” diye başlayan “Muhafazakâr hatun dergilerine kapak kızı olmak için şalıyla yırtınan kızların olduğu..” diye devam eden bir yazı…
Sonra Esra Elönü’nün Didem Arslan Yılmaz’ın bir programındaki görüntülerini izliyorum; sanki onun bazı sözleri açıklayıcı oluyor:

“Din zenginlerin eğlencesi olmuşsa, bu, muhafazakârlığa tekabül ediyor. Muhafazakâr kadın dergilerinde de başörtüsü teşhirciliği yapıldığını düşünüyorum. Bu dergilerin burjuva kesime, hatta muhafazakâr erkeklere hitap ettiğini düşünüyorum. Overlokçu’da çalışan bir kıza hitap ettiğini de düşünmem. Başörtüsünün dindarlaşma değil sosyalleşme aracı olduğu; başörtüsünün de kanallandığı ve katmanlaştığı görüşündeyim. Yeni dönüşmüş bir kadın imajı var; ‘Başörtülü kadın böyle olmalı artık böyleyiz demek başka’; tek yönlü bir şey!”

“Dindarlaşma değil sosyalleşme aracı olarak başörtü cümlesi”yle biraz netleşiyor görüntü...