Yaşam

Karyalı Kadın Fatma Sönmez hayatını kaybetti; Latmos Dağları 'öksüz' kaldı

16 Mart 2020 08:21

Latmos'un en gizemli yerlerinden biri olan Kovanalan bölgesinde, doğduğundan bu yana keçileriyle birlikte geleneksel yaşamını sürdüren Fatma Sönmez hayatını kaybetti.

Latmos Dağları'nın en bakir coğrafyasında yaşayan ve hikayesi tiyatrolara konu olan Fatma Sönmez, geleneksel yaşamı Karyalılara benzediğinden 'Karyalı Kadın' olarak da bilinmekteydi ve bulunmuş olduğu coğrafyada, 8 bin yıldır süregelen yaşamın son temsilcisiydi.

Latmos’ta yaptığı araştırmalarla dikkat çeken Kuşadası Eko Sistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) tarafından açıklama yapıldı. EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, ilk kez 10 yıl önce Fatma Sönmez’e misafir olduklarını belirterek, 10 yıl önce yayınladıkları yazıyı yeniden yayınladı.

Bahattin Sürücü'nün yazısı şöyle...

Fatma Sönmez'in hikâyesi

Günümüzde Kızılderililerin, Azteklerin ve Aborjinlerin bile modern yaşama geçtikleri bir zamanda, Batı Anadolu’nun en gizemli dağı Latmos’ta (Beşparmak Dağları) geleneksel yaşamını sürdüren Karyalı bir kadının misafiri olduk.

Latmos’un (Beşparmak Dağları) yerlisi olan Fatma Sönmez yüzlerce yıllık bir Yörük ailesi olan Pınarcılar’dan. Bu kayaların arasında doğmuş. Ataları dağın bu engebeli ve sarp kayaları arasında barınmışlar. Keçilerini bu dağların vahşi coğrafyasında otlatmışlar, evlerini Karya mimarisinden esinlenerek inşa etmişler.

Ay Tanrıçası Selene’nin büyük aşkı Çoban Endymion’dan beri keçiler bu dağlarda yaşıyor. Bir zamanlar binlerce keçinin barındığı bu dağlarda, kala kala Fatma Sönmez ’in keçileri kalmış.
Dağda artık herkes yerleşik düzene geçerek köylere/kentlere göçmüş ve modern yaşamın nimetlerini görünce kimse geri dönmemiş. Fatma Sönmez ise 14 yaşından buyana ne keçilerini ne de dağı terk etmiş.

Yaşıtları asfalt yolda zor yürürken, Fatma Sönmez mitolojik hikayedeki çoban gibi ilerleyen yaşına rağmen keçileriyle sanki yarış edercesine kayadan kayaya atlıyor. Latmos’un özgün yapısına uyumlu bir taş evde yaşıyor. 

Evinde modern evlerde olduğu gibi televizyon, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ütü gibi eşyalar ve zaten elektrik yok. Karyalılar gibi doğayla iç içe, doğanın koşullarına göre yaşıyor. Akşam evin içine uyumaya girdiğinde, battaniyenin arasından çıkan engerek yılanını kuyruğundan tutup dışarı bırakarak, tekrar uyumaya devam edecek kadar da yürekli. 

“Biz bu dağlarda çok böcü gördük. Kaplanı (Anadolu Parsı), sırtlanı, ayısı, kurdu çakalı ne varsa hepsini gördük. Sırtlanı hiç sevmem çünkü keçiyi o korkunç dişini geçirdiğinde hemen öldürüyordu. Kaplan da yapardı bunu ama babam taş atar kaçırırdı. Sesinden çok korkardık. Bize saldırmazdı. Çok güzel rengi vardı bu hayvanın. Ama yukarıdaki çobanlar çok zehirledi bunları. O zaman çok keçi vardı dağlarda. Artık keçi de kalmadı, kaplan da…” dedi.

Yiyecekleri yağı ve zeytini daha 2008 yılına kadar, ayak yağıyla kendileri çıkarıyormuş. O zamandan kalan zeytin işlikleri hala çalışır vaziyette ama artık onları sıkacak dizlerinde derman kalmamış.
En önemli ulaşım aracı eşeği. Onun da taşıyacağı yük belli. Başlarına bir iş gelse, aniden hastalansalar ya da yaralansalar, insan bunları düşünmek bile istemiyor. Vahşi coğrafyanın içinde, her türlü çağdaş yaşam olanaklarından yoksun bir şekilde, tüm zorluklar ve engellerle karşılaşsa da bu yaşantıyı sürdürüyor. İnsanın gündüz bile dolaşmaktan ürktüğü bir coğrafyada, gece gündüz korkusuzca keçilerin arkasından dolaşıyor. Hem kendilerinin hem hayvanlarının sularını kayaların arasından çıkan bir pınar suyundan eşekle eve taşıyorlar.

"Satalım anne bu keçileri"

Çocuklarının “Satalım anne bu keçileri” sözüne hiç aldırmadan, keçilerle birlikte dağda dolaşmaya devam ediyor. Keçiler onun her şeyi, keçileri sayesinde ayakta durabiliyor.

Keçilerle o kadar özdeşleşmiş ki, onlarla arasında anlaşabilecekleri bir lisan geliştirmiş. Bütün keçiler onun ne dediğini, ne yapmak istediğini, her bağırmasından, her hareketinden anlıyor ve onları bir orkestra şefi gibi yönetiyor. Belki de onun en önemli yaşam kaynağı bunlar. Belki de köye-kente göçüp zavallı bir teyze olmak yerine, yıllardır sürdürdüğü kendi hükümranlığını, gücünü ve özgürlüğünü bu dağlarda buluyor. Köyde-kentte yaşayamayacağını söylüyor.

Nasıl ki doğada endemik bitkiler korunma altına alınıyor, Fatma Sönmez de Latmos’un endemik ve benzersiz bir kadını, onun da koruma altına alınması lazım. Ondan başka yok artık. Bu dağlarda öyle birisi de olmayacak. Bir gün onunla birlikte keçileri de yok olacak. Yılan kartallarının çığlıklarını bastıran sesi kesilecek ve Latmos Dağlar’ı ıssız kalacak. 

Fatma Sönmez Latmos Dağları’nda doğmuştu. “Ben bu dağlarda öleceğim” diyordu. Öyle de oldu ve Latmos Dağları ıssız, keçiler öksüz kaldı…