Yaşam

Gülse Birsel: 'Mı' ve 'mi'leri ayıramayan cahildir

"Dilimiz, hem genç argosundaki anlamda ‘yıkılıyo’, yani müthiş bir dil hem de gerçek anlamıyla yer yer yıkılıyor, yani fakirleşiyor"

27 Kasım 2016 14:22

14-15 Aralık'ta yapılacak Marka Konferansı'nda işadamı Bülent Eczacıbaşı ile birlikte Türkçe'nin doğru kullanımını konuşacak olan Hürriyet yazarı Gülse Birsel, "De’leri ‘da’ları bilmeyen çok. Birkaç arkadaşım da var aralarında. Onlarla acımasızca dalga geçiyoruz. Ama ‘mı’, ‘mi’leri ayırmayı bilmeyen artık cahildir benim gözümde. Önyargılı bakarım" diye konuştu. Hürriyet'ten Ayşe Arman'a konuşan Gülse Birsel, "Dilimiz, hem genç argosundaki anlamda ‘yıkılıyo’, yani müthiş bir dil hem de gerçek anlamıyla yer yer yıkılıyor, yani fakirleşiyor! Bu bozulmadan kim veya ne sorumlu, düzeltmek ve zenginleştirmek için ne yapılabilir, biraz bunları konuşacağız" dedi.

Ayşe Arman'ın Gülse Birsel'le yaptığı söyleşinin bir bölümü şöyle:

“Dil elden gidiyor!” diyenler sadece Türkler midir?

-Bildiğim kadarıyla Fransızlar da arada bu konuda çok bağırıp çağırır. İngilizcenin hâkimiyetinden tedirgin olurlar ve çok korumacıdırlar.

‘Mısınız’ı birleşik yazmak, ‘de’leri, ‘da’ları ayrı yazmayı becerememek, hatta buna önem de vermemek, sende nasıl bir duygu uyandırıyor?

-Ha bak, onlar beni çok kızdırıyor. ‘De’leri ‘da’ları bilmeyen çok. Birkaç arkadaşım da var aralarında. Onlarla acımasızca dalga geçiyoruz. Ama ‘mı’, ‘mi’leri ayırmayı bilmeyen artık cahildir benim gözümde. Önyargılı bakarım.

Türkçe konusunda Bülent Eczacıbaşı’yla çalışmak keyifli miydi?

-Çok eğleniyoruz. İlk buluşmada 1560 sayfalık bir kitap çıktı ortaya! Türkçeyle ilgili makalelerin toplandığı bir derleme. Ayşegül, “Eyvah” dedi benim adıma! Bense kitabın bir kopyasını istedim. Nereden bulacağım bir daha o seçkiyi? Ertesi toplantıya kadar yarısına yakınını okumuş, notlarımı çıkarmış, önemli sayfalara post-it’lerimi yapıştırmıştım. İki çalışkan öğrenci bir araya geldik yani. Bak ‘post-it’in de Türkçesi yok!

Sen inanılmaz güzel diziler yazdın, yazıyorsun, tiplemeler yaratıyorsun. Diyaloglar müthiş... Ve yeni bir dil yaratıyorsun o karakterler üzerinden... Tabii ki dalganı geçiyorsun, “Oha falan oldum yani!” diyerek, “Ne çektin beee!” dedirterek... Bize toplumun aynasını tutuyorsun. Ama aynı anda bu dil, bu laflar dolaşıma giriyor. Bu konuda seni eleştirdiler de... Ne diyorsun?

-Beni eleştirenler muhtemelen mizahın ayaklarından birinin eleştiri olduğunu bilmiyorlar! Selin karakteri, söylemeye gerek yok ama ideal kahraman değil, kötü bir örnekti. Sokakta gördüğümüz o 100 kelimeyle konuşan kızları hicveden bir tipti. Selin’i televizyonda seyrettikten sonra aklıbaşında herkes, “Aman dikkat edeyim de böyle konuşmayayım” diye kendine çekidüzen vermiştir. Espri için taklidini yapıyorsa tamam ama örnek alıyorsa, kendi zekâsıyla ilgili bir sorun!

Bülent Bey’e kaç para borçlandın Gülsecim?

-Valla, benim durumum iyi. Her buluştuğumuzda bir simit-peynir-çay ancak alır! Şimdi konu şu: Bülent Ezcacıbaşı, şirkette ‘uydurukça’ adını verdiği İngilizce kelimelerin aralara serpiştirildiği ‘plaza dili’ni yasaklamış. Bunları kullananlardan kelime başına 5 lira alıyor. Bu 5 liralar, Eczacıbaşı Gönüllüleri’ne gidiyor. Ben dikkat ediyorum tabii, para kolay mı kazanılıyor?! Ama Marka’nın beyni Ayşegül Yürekli Şengör bir Robert’li olarak toplantılarda bazen çek yazacak hale geliyor! ‘Challenge’lar, ‘straightforward’lar kaçıyor tabii ağzından. ‘Mind blowing’ dedi mesela son toplantıda, hemen not aldım! Borç, namustur! Aslında Ayşegül, tamamen hayır işi için yapıyor bunları. Bence öyle. Yalnız tabii konferansta, benim bir yarı şaka açılış konuşmam var ki, saatimi, yüzüğümü filan bırakıp çıkabilirim!

 Süpermiş!!! Sen ne diyorsun bu ‘plaza Türkçesi’ meselesine...

-Bazı iş ve ekonomi terimlerinin tam Türkçesi yok. Bu konuda beyaz yakalılar da çaresiz. Ama yani ‘antant kalmak’ ne demek, ‘mutabık kalmak’ varken? Veya toplantı günü ayarlamak yerine, ‘meeting schedule etmek’ de deme yani artık!

Dilimiz yıkılıyor mu?

-Dilimiz, hem genç argosundaki anlamda ‘yıkılıyo’, yani müthiş bir dil hem de gerçek anlamıyla yer yer yıkılıyor, yani fakirleşiyor! Bu bozulmadan kim veya ne sorumlu, düzeltmek ve zenginleştirmek için ne yapılabilir, biraz bunları konuşacağız.

Senin bütün işin Türkçeyle. Ve dili çok iyi kullanan bir yazarsın. Sence Türkçe nasıl bir dil? Bir yazara ne kadar imkân sağlayan bir dil?

-Bir senarist için harika bir lisan Türkçe. Bir kere, mesela İngilizce’de çok zor yapabileceğin bir şeyi yapmak mümkün. Karakterlerin sadece kelime tercihleriyle, geldikleri çevreyi, aileleriyle ilgili ipuçlarını, yaşam tarzlarını, yaşlarını anlatabilmek. Şiveden bahsetmiyorum. İstanbul Türkçesiyle konuşan bir karakteri telefonda duyduğumuzu farz et. Sadece teşekkür ederken seçtiği kelimeden bile gözünde biri canlanabilir. “Sağ olasın”, “Çok mersi”, “Allah razı olsun”, “Emeğine sağlık”... Bu seçimlere göre bir ipucu verebilirsin seyirciye. Bir de mesela temenni cümleleri bizde o kadar zengin ki. Duyguların bu kadar somut fiillerle ifade edildiği başka dil yok. “Güle güle giy”, “Sırtında paralansın”, “Su getirenlerin çok olsun”, “Bir yastıkta kocayın”... Atasözleri ve deyimler de çok zengin bizde..

Sen eski kelimeleri ne kadar kullanıyorsun?

-Ben tekne kazıntısıyım. Babam 1928 doğumlu. Evde çok kitap vardı, babamın öğrenciliğinden kalan 1940-45 basımı romanlar dahil. Bu sebeplerden, çoğu arkadaşımdan daha çok eski kelime bilirim. Yaşını almış karakterleri konuşturmayı çok severim. Gazanfer Bey’in Tahsin Bey karakterini, Gönül Hanım’ın Afife Hanım’ını, Vasfiye Teyze’yi, Dilber Hala’yı büyük zevkle yazıyordum. Çünkü yaş almış insanlar atasözlerini ve deyimleri daha çok kullanırlar.

 Hangi Türkçe sözcükler sence eşsiz ve  vazgeçilmez?

-Yine benim dizilerden örnek vereyim. Aslı “Gelişmiş” der, babası “Mütekâmil”. Ve mesela ‘gelişmiş’le ‘mütekâmil’ tıpatıp aynı değildir ve insanların ikisini de bilmesi gerekir. Biz, fikir birliğine zor varan bir millet olduğumuz için tartışma anlamında çok kelime vardır. ‘Münakaşa’, ‘münazara’, ‘ihtilaf’, hepsi farklı. Biz ‘tartışma’ deyip geçiyoruz. Türkçedeki bütün kelimeler eşsiz. Derdim şu: Daha 70-80 yıl önce yazılmış Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Sabahattin Ali’nin romanlarını da zamanında yazıldıkları şekliyle, sayfanın altındaki dipnotlara bakmadan da herkes okuyup anlayabilmeli. ‘Behemehal’i de bil artık bir zahmet.

Hangi İngilizce kelimelerin Türkçede karşılığı yok?

-Çok kelimenin yok. Hele ekonomiyle, iş hayatıyla haşır neşir olanlar için büyük dert. Ama her alanda kullanılan örneğin ‘challenge’a behemehal bir karşılık bulmalıyız!

 

İlgili Haberler