Özel Dosya

Filistin'in uçan çocukları: Ölene kadar atlayacağız!

Bir yıllık idmandan sonra yaptığı atlayış için 'İlk kez özgür hissettim' diyen 18 yaşındaki Musa'nın rekoru 6'şar metrelik iki bina arasında havada takla atarak 3.5 metrelik bir sıçrayış

30 Kasım 2013 02:04

Elif Ural

Ölüm onlar için zaten sıradan… Her an başlayabilecek bir İsrail hava saldırısında isabet eden bir bombayla hayatlarının sona erebileceğini o kadar kanıksamışlar ki ölümle adeta dalga geçer gibi kendilerini metrelerce yükseklikteki binaların çatısından boşluğa bırakırken gözlerini bile kırpmıyorlar.

Yaşları 12 ile 26 arasında değişen Gazzeli gençler dünyanın yeni akım spor dalı Parkur’u Gazze’de metrelerce yükseklikteki binaların çatılarından atlayarak yapmaya çalışıyor.

Parkur sporu nedir?

 

Parkur sporunu duymuş muydunuz? Ben de duymamıştım geçen hafta Gazze’ye gidinceye kadar. Mısır sınırına yakın olan Han Yunus mülteci kampında binaların çatılarında atlayan, havada taklalar atarak bir damdan bir dama uçan gençleri görmeseydim muhtemelen bu sporu bugün de bilmiyor olacaktım.

Parkur sporu 1980’lerin sonunda Raymond BelleDavid Belle ve Sebastien Foucan adlı üç Fransız gencinin geliştirdiği bir ekstrem spor dalı. Koşma, atlama, zıplama, takla ve parende atma gibi aklınıza gelebilecek ne kadar zor hareket varsa hepsini birleştirerek yapılan bir “kendi sınırlanırını zorlama” sporu.

1990-2000 yılları arasında yazılı ve görsel meyda aracılığı ile dünyaya hızla yayılan bu spor Türkiye’de de mevcut.

İşte Gazze Parkur Takımı da bu sporun Filistin’deki tek temsilcisi. Ama gelin görün onların dünyadaki bu sporu yapan diğer atletler gibi spor salonları, atlı beygir aletleri veya yere düştüklerinde yaralanmaları minimuma indirecek matları yok. Onlar ambargonun her geçen gün daha da boğduğu Gazze’de bir binanın tepesinden yere veya bir başka binaya atlayarak bu sporu yapıyor.

Gazze çatılarında sınırları aşmak

 

Musa Amir (18) ve Muhammed Zakkud (16) ile konuşmaya başlar başlamaz bu çocukların “aşmış” olduklarını anladım. Ufak tefek vücutlarından ve de yaşlarından beklenmedik bir ağırlık var hallerinde. Hem dünyayla ve onun acılarıyla dalga geçiyor, hem de ayakları sapasağlam yere basıyor ikisinin.

Öyle dev gibi kaslı, yapılı çocuklar filan da değiller. Musa da, Muhammed de ufak tefek, yüzleri sivilceli iki delikanlı. Ama gözerinde insanı delip geçen bir bakış var. Zira her ikisi de 5 yıldan fazla bir zamandır her gün ölümle, üstelik de kendi istekleriyle, dalga geçiyorlar.

“Anlatın” diyorum, “Neden Parkur? Futbolun, güreşin suyu mu çıktı?”

Musa başlıyor önce:

“Heyecanını seviyoruz, ama en önemlisi hiçbir şeyin bizi kısıtlayamayacağını tekrar tekrar gösteriyoruz dünyaya.”

Musa 10 yaşındayken Gazze’de Parkur sporunu ilk başlatan Muhammed Jakbeer ve Abdullah İnsasi’yi Han Yunus mezarlığındaki boş alanda idman yaparken görmüş. İki gece uyuyamamış, sonra Abdullah’ı bulup “Bana da öğretin” demiş. İlk çatı atlayışını yapmak için tam bir yıl idman yapmış. İlk atlayışını 3 katlı bir binanın çatısından kum zemine havada takla atarak yapmış.

“Kendimi ilk kez özgür hissettim” diyor o an için. O ilk atlayıştan bu yana tam 5 senedir her gün idman yapıp iki haftada bir de yeni bir atlayış gerçekleştiriyor.

Muhammed ise Parkur’la ilk internette tanışmış. Yabancı ülkelerdeki atletlerin düz duvara nasıl tırmandıklarını görünce “Ben de istiyorum” deyip başlamış Gazze’de bunu nasıl yapacağını araştırmaya. Bir aya kalmadan o da Abdullah ve Muhammed ile tanışmış. 12 yaşındaymış ilk idmanını yaptığında. O da Musa gibi tam bir sene hazırlık idmanları yapmış. Onun ilk atlayışı 2 metrelik iki ev arasında…

“Uçuyordum” diyor, “Atlayışı yaptığımda dünyanın kralı gibi hissettim kendimi.”

 

'Örümcek adam oldun başıma'

 

Başta ailelerinden kaçak göçek yapmışlar bu sporu. Şimdi de Hamas yönetiminin polisinden kaçıyorlar. Zira Hamas'ın Gazze’deki baskıcı yönetimi “çatılardan atlama yasağını” da kapsıyor.

Musa, Parkur yüzünden okulu bırakmış. “Derslere konsantre olamıyordum sabah gözümü açtığımda bugün hangi hareketi yapsam, diye başlıyordum güne” diyor. En büyük hayali bir gün yurtdışında kendisini ispatlamak. Annesi hala her gün Parkur sporuna verip veriştiriyormuş. “Örümcek adam oldun başıma bu spor yüzünden okusaydın adam olsaydın” en çok duyduğu azarmış Musa’nın…

Muhammed ise biraz farklı bakıyor bu spora. Onun için Parkur günün birinde Gazze’den kurtulmanın bir yolu olacak. O nedenle derslere daha bir asılmış “atlamaya” başladığından beri.

Her ikisinin de önlerinde iki örnek var. 2005 yılında Gazze’de Parkur sporunu başlatan Muhammed Jakbeer ve Abdullah İnsasi şimdi Norveç’te yaşıyor. Bundan 6 ay önce katılmaları için davet alarak gittikleri bir Parkur turnuvasından sonra Norveç’e siyasi mülteci olarak başvurup orada kalmışlar.

Muhammed'in de hayali bu. Bir gün bu spor sayesinde Gazze’den çıkabilmek.

Kırılmamış kemikleri kalmamış...

 

Musa kaburgalarını 4 kere, sol ayağını 3 kere, sol omzunu 1, kalçasını da 2 kere kırmış. Hastanede en uzun 4 ay lakmış. Yatağa çakılı kalma süresi ise 7 ay.

Muhammed ise her iki kolunu da kaç kere kırdığını artık hatırlamıyor. Diz kapaklarından birer ameliyatı var. Onun da omzu iki kere kırılmış, bir kere de sol köprücük kemiğini iki yerinden kırmış. 6 ay yatmış hastanede, en zoru arkadaşları yeni atlayışlar yaparken kendisinin hareketsiz yatmak zorunda olmasıymış onun için.

Muhammed’in en riskli atlayışı 10'ar metrelik iki bina arasından, binaların arasındaki mesafeyi bilmiyor. Eliyle şurdan şuraya diye bana gösterdiği mesafe en az 3 metre…

Musa’nın rekoru 6'şar metrelik iki bina arasından havada takla atarak 3.5 metrelik bir sıçrayış.

Anlatırken ikisinin de olimpiyat madalyası almış gibi bir gururla sırtlarını dikleştirdiklerini söylememe gerek yok herhalde…

 

'Ölene kadar atlayacağız!'

 

Gazze Parkur takımı bugün tam 14 kişi. Yeni gelen birinin ilk atlayışı yapmak için gereken idman süresi de artık 5-6 aya düşmüş. Zira Musa ve Muhammed teknikleri bildiklerinden daha hızlı yol almalarını sağlıyorlarmış. Kilo, yaş önemli değil diyorlar bu sporda, yeter ki istekli ol, her zaman atlarsın.

“Ne zamana kadar atlayacaksınız böyle” diye soracak oluyorum. Yapıştırıyorlar cevabı “Ölene kadar.” Hatta Muhammed bir adım öteye götürüyor, “Kız oğlan farketmez, ilerde çocuklarım da atlayacak.”

“Çok tehlikeli değil mi” diyorum. Musa yanıtlıyor, “Burası Gazze, bizim için her an, her yer tehlikeli burada.”

“Peki hayranlarınız var mı?” diyorum, “Hani kızlar filan...”

İkisi de ilk kez o zaman tam yaşıtlarının vereceği bir tepkiyi verip kızarıyorlar. Musa “Sen söyle” diyor Muhammed’e.

“Kızlardan kaçıyoruz” diyor, “Onlar etraftayken atlayamayız konsantrasyonumuz bozulur.”

İlgili Haberler