Medya

Fehmi Koru: Dolmabahçe saldırısını IŞİD yapmış olabilir, 6 gün önce Türkiye'yi tehdit ettiler

"Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuç almayı bekliyoruz"

11 Aralık 2016 19:20

Terörist hafife alınmayacak kadar akıllı: Büyük taraftarı olan iki futbol takımının karşılaştığı gün bombaları patlattığı yerler ve eylem saati bunu bir kez daha gösterdi.

29 insanımızı yitirdik; ama eylem yerini aklımızda tuttuğumuzda, biliyoruz ki, şehit sayısı yüzlerle –hatta binlerle– ifade edilebilecek bir sayıya da ulaşabilirdi.

Sayı hesabı yapmamış, “Bu eylemi nerede gerçekleştirirsek toplum arasında en fazla etkiye yol açarız?” sorusuna cevap arayarak, gününü, yerini ve saatini tespit etmişler; bu çok belli…

“Olmayacak” dense bile, herkes bu eylemden etkilenecektir.

Hangi örgüt?

“Kim yaptı?” sorusununa cevap bulmak, Türkiye için, çok zor…

İçeride ve dışarıda, böylesine hain eylemleri Türkiye’ye karşı planlayıp hayata geçirebilecek birden fazla örgüt –ve hatta devlet– var çünkü…

Ülkemiz terörü yöntem seçmiş düşmanlar açısından en çaresiz olduğu bir dönemden geçiyor…

Etrafındaki ülkeler, kendilerine özel sebeplerden, Türkiye’ye dostane gözlerle bakmıyorlar.

“Türkiye’ye zarar vermeye var mısın?” dediklerinde.. kolayca erişebilecekleri.. yardım alabilecekleri.. elini kana bulamış örgüt sayısı da az değil…

Bu sebeple, her kanlı eylemden sonra, başta yetkililer olmak üzere hepimiz, bir süre de olsa, “Acaba o mu, bu mu?” şaşkınlığı yaşayabiliyoruz.

Ancak bu defa durum biraz farklı…

“Geliyorum” diyerek geldi bu kanlı eylem…

Önce, Pazartesi günü, örgütün ‘sözcülük yapsın diye’ yeni atadığı bir tip, adı Abi al-Hassan al-Muhajer, kendilerinin mesajlarını taşıyan internet sitesi üzerinden, Türkiye’yi tehdit eden, “İçeride ve dışarıda en önemli hedeflerine saldırılar düzenleneceğini” açık seçik ifadelerle bildiren bir açıklama yaptı…

İçeride kalabalık yerlere, dışarıda Türkiye’yi temsil eden –büyükelçiliklerimiz gibi– hedeflere…

OCAK internet gazetesi bunu 4 gün önce fark edip haberleştirdi.

Dün de, Emniyet’in, muhtemelen kendi kaynaklarından da yararlanarak vardığı aynı sonucu, birimlerine, “Dikkatli olun” diye bildirdiği öğrenildi…

Üzerinde ‘Gizli’ damgası vurulmuş bir belge ile…

Yetkililer henüz “Kim yaptı?” sorusuna cevap teşkil edecek bir açıklama yapmadılar; ama bu iki bilgi, adresi belli eder gibi: IŞİD (DEAŞ da deniliyor)…

IŞİD neden büyük tehlike? İşin içinde ‘din’ var çünkü..

Ortaya çıktığı ilk günden beri, sonradan yaptığı ve yaptırdığı eylemlerle de pekişir biçimde, tarihin belki de en hunhar terör örgütlerinden biri olduğunu biliyoruz IŞID’in…

Gözünü kırpmadan insan öldürebilen, hedef seçtiklerinde herhangi bir ayrımcılık yapmayan, ideolojik saplantılı bir örgüt o; ideolojisi yanlış bir ‘din’ anlayışıyla bulaşık olduğu için de, başkalarından çok daha tehlikeli…

‘Din’ etrafında bir örgütlenme olduğu için, kendisini uğrunda feda edebilecek eylemci bulmakta zorlanmıyor…

En kötüsü, ‘din’ uluslar-üstü olduğu için, her ülkede, IŞİD adına eylem yapabilecekler de var…

Zaten onun için ‘tarihin en hunhar terör örgütlerinden’ olduğunu söyleyebiliyoruz.

Alâmetler onu işaret ettiği için “Adres IŞİD” diyebiliyoruz; ancak Türkiye’nin düşmanlarının hareketlendirebildiği, hedef Türkiye olduğunda, saldırıya gönüllü yazılabilecek bir başka örgüt de pekala olabilir…

Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuç almayı bekliyoruz

Türkiye, maalesef, düşmanlarını azaltamadı.

Dostlarımızı da çoğaltamadık.

Bu sebeple, bir terör eylemi meydana geldiğinde, ‘gizli-açık’ sevinenler çok olabiliyor.

Terörle mücadeleyi de, en fazla teröre maruz kalmış ülkeler arasında yer aldığımız halde, bir türlü öğrenemedik.

Ezberimiz şu: “Terör ancak son teröristi de yok ettiğimizde bitebilir; onun için terörle mücadelemizi kesintisiz sürdürmeliyiz.”

Sürdürüyoruz da…

Karşılaştığımız her terör eyleminden sonra, son 40 yıldır, “Kanları yerde kalmayacak” türü açıklamalar dinlememizin sebebi bu.

Devlet dediğimiz aygıt bu ezbere uygun organize olmuştur. Bütün dünyada öyledir: Ordusu vardır… Polisi vardır… İstihbarat örgütleri vardır…

Hepsi bunun için vardır.

Ayrıca hemen her devletin anayasasında, olağanüstü hal (OHAL) ve sıkıyönetim gibi terör ortamlarında ilk akla gelen farklı yönetim biçimleri de öngörülmektedir.

Son 40 yıl içerisinde ezbere dayalı her yöntem denenmiş bulunuyor.

Einstein’ın hep aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç beklemek ile ilgili tespiti maalesef hiç akıllara gelmiyor.

Oysa, Türkiye, terörle mücadele açısından o sözü doğrulayan bir örnek teşkil ediyor.

Mevlana’nın sözü hatırlanabilirdi halbuki; “Dünle beraber geçti ne varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lâzım” sözü…

Bir ara ‘yeni bir şey’ denendi, ne olduğu tam anlaşılmadan, ondan vazgeçildi.

Geldiğimiz nokta içişleri bakanı Süleyman Soylu’nun İstanbul’daki terör eyleminin ardından yaptığı açıklamanın şu bölümünde kendini belli edendir:

“Bu coğrafyanın içerisinde terörle mücadelemizi akamete uğratmak için bir çok unsurla mücadele ediyoruz. O mücaledemizi akamete uğratmak isteyenler, yasalarımızı AB’ye girmek için değiştirmemizi isteyenler var. Türkiye’nin güvenlik kalkanını sürekli olarak düşürme çabasında olanlar var. Milletimiz bunu görüyor bütün dünya bunu görüyor.”

Demokrasi yoksa.. terör bitmez..

‘Millet’ içerisine ben de giriyorsam, bunca şehidin çıktığı ülkenin bir ferdi olarak, ben baktığımda farklı bir şey görüyorum: Ezberimizi bozmamız ve terörle teröristin beklemediği biçimde mücadele etmemiz gerektiğini…

Düşmanları dosta çeviremiyorsak bile, bunun için gayret sarf edip, düşmanlarımızı hiç değilse ‘nötr’ hale getirmemiz gerektiğini…

Uzağımızdaki belâyı (IŞİD) ortadan kaldırmaya giderken.. içimizde var olan (PKK) tehdidi asgariye indirmenin yollarını aramamız gerektiğini…

Bunun için ise, yolun, toplumu güçlü kılmaktan geçtiğini.. Toplumu güçlü kılmanın da ‘demokratik hukuk devleti’ olarak sağlanabileceğini.. AB standartlarının bu imkânı verdiğini..

AB ile, ABD ile, tek tek Avrupa ülkeleri ile dalaşmanın yarardan çok zarar getirdiğini…

Evet, terör eylemleri meydana geldiğinde, devlet adına yetki kullananlar ‘demokrasi’yi güçlendirme teklifini bile devleti zayıflatmak olarak gördüklerini açık etmeye başlıyor; ben ise ‘demokrasi’ konusunda zayıf olan bir ülkenin teröre daha açık hale geleceğini biliyorum ve “Eyvah” demeye başlıyorum…

Herkesi ‘terörist’ veya ‘potansiyel terörist’ görerek, cezaevlerini doldurarak terörle mücadele edilmez.

Irak.. Suriye.. Afganistan.. Libya..

Ve Türkiye..

Ülkemizin diğerlerinden ayrıldığı en önemli özelliği ‘demokrasi’dir; terör sebebiyle ondan vazgeçtiğinizde, o farkımızı ortadan kaldırır ve onlara benzeme yolunu kısaltırsınız.

Allah korusun.

Formulü yazayım da itiraz eden etsin: “Daha az demokrasi, daha çok terör demektir.”