Kültür-Sanat

Eleştirinin sırrı nerede biter?

Sinema eleştirmeni Kerem Akça, Dennis Gansel'in yönettiği 'Geceler Bizim' filmiyle ilgili yazısında

03 Ağustos 2011 03:00

T24 - Sinema eleştirmeni Kerem Akça, Dennis Gansel'in yönettiği 'Geceler Bizim' filmiyle ilgili yazısında "Bu filme gitmeyin" ifadelerini kullandığı için dağıtımcı firma Özen Film tarafından dava edildi. Sektörün üç önemli ayağı, yapımcı, yönetmen ve eleştirmenler "Eleştirmenin bir filme 'gidin' demek kadar 'gitmeyin' deme hakkı var mıdır?" sorusunu yanıtladı.


Dennis Gansel in filmi Geceler Bizim 10 Haziran da vizyona girmişti.

Yapımcı, yönetmen ve eleştirmenlerin Radikal'e yaptığı açıklamalar şöyle:

'Filmi değil, şirket politikasını eleştirdim'
Kerem Akça / Sinema yazarı

Bir sinema eleştirmeni ‘film eleştirisi’ yazarken ‘filme gitmeyin!’ diyor ise bu yanlıştır. Yorum yapmakta zorlanılıp kolaya kaçıldığını belgeler. Ancak benim asıl amacım şirketin politikasına parmak basmaktı. Tekrar soruyorum, bir Alman filmini İngilizce dublajlı vizyona sokan veya basın gösterimi yapmayıp sinema yazarına ‘korsandan izle yaz!’ diyen bir şirketin sektörün içindeki duruşu doğru mudur yanlış mıdır? Ya da daha doğru bir tanımla ifade edeyim, bu durumlar karşısında seyirci filmleri korsandan izleyip sinemaya gitmiyorsa ve gişe rakamları düşük geliyorsa suçlu kimdir?


'Kişisel saldırıya dönüşmemeli'
Mehmet Soyarslan/ Yapımcı (Özen Film)

Bir filme “Gidin” demek olduğu gibi, “Gitmeyin” demek de normal görünüyor. Ama işin birkaç yönü var. Birincisi bu eleştirmen “Filmin eleştirisini yapmıyorum” diyor. İngilizce olmasını eleştiriyor. Böyle bir şey demeye kimsenin hakkı yok. Kimse seyircinin filmi hangi dilde izlemek istediğine karar veremez. Geçen sene de bir filmi eleştirirken şirkete hakaret etmişti. Ama alınmamıştık. Benim davam Sinema Yazarları Derneği’ne değil. Ben birçoğunu iyi tanıyorum. Hepsine saygım var. Ama neden arkadaşlarına bunu bir yıl önce de yaptığında bir şey demediler. Bunun affı falan kalmadı artık. Bu kadar kişisel saldırıya gerek yok. Bu saldırının sebebi yok, bir cezası olması lazım. Bir de işin başka tarafı var. Bir film yapılıyor. Bu filme ciddi masraflar ediliyor. Bu yerli film vizyona girmeden önce basına gösteriliyor. Ama bazı eleştirmenler “Bu filme gitmeyin” diyor. Bu çok yaralayıcı. Vicdan olarak film vizyona çıkmadan bunu söylemek doğru mu bilemiyorum.


'Eleştiri savunulmalı'
Derviş Zaim/ Yönetmen

İnsanların bir şeyleri beğenip beğenmeme hakkı vardır. Ama öte yandan da yazılmamış teamüller var. Bunlara riayet edilmesi uzun dönemde herkesin yararınadır. İlke olarak sinema yazarlarının bir filmi beğenmeme hakları olduğunu savunurum. Bunun açıkça dile getirmesi hakkını savunurum. Buna karşı engellemenin de doğru olmadığını düşünüyorum. Sinema yazarları da üslupları hakaret noktasına varmadıkça filme dair söylemek istediklerini özgürce söylemeliler. Bir sinema yazarı “Ben bu filmi beğenmedim” diyebilir. Bunu demek zaten bir anlamda “Bu filme gitmeyin” demenin daha usturuplu şeklidir aslında. Kerem Bey burada “Bu filme gitmeyin” lafını söyler söylemez çok daha direkt bir anlatım tarzını seçmiş. Burada beğenenler olacağı gibi beğenmeyenler de olacaktır.


'Gerçek eleştirmen çok az'
Çağan Irmak/ Yönetmen

Bence bir eleştirmen filmi eleştirdiğinde film hakkına birçok şey söyleyebilir. Ama bir filmi idealize etmek benim için en tehlikelisi. Bir filmi olduğu gibi en ağır dilde eleştirebilir. Ama idealize etmek kavramı işin içine girince işler karışıyor. Örneğin popüler sinemayı sanat sinemasıyla karşılaştırıp “Böyle olmalı” demek doğru değil. Birçok şeyin erozyona uğradığı ülkemizde ne yazık ki sinema yazarlığı da bundan payını aldı. Bir filmi eleştirmek kelime anlamıyla ‘eleştirmek’ oluyor. Bir filmi masaya yatırıp bu işin gereği biçimde tahlil ederek eleştiri yapanların çok az olduğunu düşünüyorum.

Dediğim gibi iki tehlike var: Birincisi idelalize etmek ve diğer sinema ile karşılaştırıp tek tip filmler istemek. İkincisi de gerçek anlamda bir filmin masaya yatırılması ve tahlil edilmesi konusundaki eksiklik. Herkesin benim filmimi seyretme ya da seyretmeme hakkı var. Ben de bazı eleştirmenleri okumuyorum.


'Eleştiri yapıp, yargı okura bırakabilir'
Murat Özer/ Sinema Yazarı

Mesele ‘hak’sa, bir eleştirmen, herhangi bir film için “Aman kaçırmayın, defalarca izleyin!” gibi yönlendirmelerde bulunabildiği gibi, “Kaçarak uzaklaşın!” deme hakkına da sahiptir, her ne kadar benim tercih ettiğim bir yöntem değilse de. Çünkü bir filme “Gitmeyin!” demek ‘kolaycı’ bir sonuç cümlesinden öte bir anlam ifade etmez benim için. Kendinizce doğru olduğunu düşündüğünüz argümanları iyi bir kurguyla arka arkaya sıralayarak bu sonuca varabilir, kesin yargıyı da okura bırakabilirsiniz. İşin özü, o filme gidip gitmemesini söylemektense, okuru ortak bir paydaya çekip yazıya son noktayı onun koymasına izin vermektir en doğrusu, bence.


'İki taraf hatalı'
Atilla Dorsay (SİYAD Onursal Başkanı)

Kendi adıma bunca yıldır hiçbir film için ‘Bu filme gitmeyin’ dememiş bir eleştirmen olarak Kerem Akça’nın zaten benim rastlamadığım ifadesine katılmıyorum. Eleştirileriniz çok ağır olabilir, ama kimseyi filmlere gitmeye veya gitmemeye zorlayamayız. Ama Özen Film’in bunu dava konusu etmesine de katılmam mümkün değil. Zaten etkinliği azalmış ve çok az film getirten bu çok eski şirket, bu işleri daha iyi bilip yönetmeli ve Kerem’in şahsında basın özgürlüğünü ve de sinema yazarlarının tümünü karşısına alan bir tavra girmemeliydi. Özetle bence iki yan da hatalı.


'Benim okurum' işini bilir...
Uğur Vardan/ Sinema Yazarı

Ben geçmişte seyirci iken filme gider, eleştirileri de sonradan okurdum. Çünkü bu çağda zaten herkesin kendine ait bir sinema bilgi ve görgüsü var, dolayısıyla benim için eleştirmen, ister sıradan bir izleyici olayım, isterse sinema yazarı, bir filme ilişkin benim göremediğim, ıskaladığım yerlerin altını çizen, farklı okumalara imkân tanıyan kalem erbabıdır. Hâlâ da bir filmi izlemeden o filme ait eleştirileri okumam. Böyle bir tablo içinde de, “Mutlaka görün” ya da “Kesinlikle gitmeyin” türünden önermeler benim için bir şey ifade etmiyor. Amma velakin bu ifadeleri kendi yazılarımda kullanmıyor muyum, elbette kullanıyorum. Çünkü bir eleştirmenin bu türden klişelere ihtiyacı var, zaten günümüz sineması da bir anlamda klişeler geçidi... Kerem Akça arkadaşımız da aslında her türlü filmi izleyen genç bir kardeşimizdir. Eğer yaptığı bir hataysa, gençliğine vermeli, zaten İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin ‘Bence’ başyapıt sayılması gereken ‘Bir Ayrılık’ filmine ‘Beş üzerinden bir yıldız’ vermiş, asıl hatası budur derim...


İngiliz eleştirmen tazminat ödedi

İngiltere’de yazar Sarah Thornton, ‘Seven Days in the Art World’ kitabı hakkında 2008 yılında gazeteci Lynn Barber tarafından yazılan eleştiri yazısına açtığı hakaret davasından 65 bin pound kazandı. Londra’da yüksek mahkeme’de görülen davada Thornton, İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan eleştirinin ‘kindar’ olduğunu ve içerisinde ciddi hatalar bulunduğunu belirtti. Barber’ın, kitabın içinde konuşulanlar arasında listelendiğini ancak kendisinin yazar tarafından kitap için konuşmadığı suçlamasını da içeren hakaret davasında mahkeme, Barber’ın savunmasını reddetti. Mahkemeden sonra konuşan Thornton, “Bu dava, özünde, dürüst gazetecilik ile alakalıydı ve gazeteciliğin kötüye kullanımına bir örnekti” diye konuşurken, Telegraph sözcüsü ise “ Lynn Barber’ın pervasız ve kötü niyetli olduğuna dair kararın hatalı olduğuna ve ifade özgürlüğüne ters bir karar olduğuna inanıyoruz” dedi.


ETİKETLER

haber