Politika

Elçi, Kürt demeden Kürt sorununu anlatmıştı

Önceki gün yaşama veda eden Şerafettin Elçi'nin arşivinden çarpıcı bir röportajın küpürü de çıktı. Elçi 1978 yılında Bayındırlık Bakanlığı yaparken Aydınlık gazetesinden Nuri Çolakoğlu ile görüşmüş.

27 Aralık 2012 10:11

 

Şerafettin Elçi 1978 yılında Bayındırlık Bakanlığı yapıyordu, ama doğuyu gezerken halkın tüm sorunları ile yakından ilgiliydi. Elçi o dönemde Aydınlık gazetesinde çalışan Nuri Çolakoğlu ile yaptığı görüşmede Kürt sorununun ne olduğunu ve çözüm önerilerini anlatıyor. İlginç olan ise röportaj boyunca Elçi'nin ağzından Kürt kelimesinin çıkmamış olması.
 
Milliyet gazetesinde yer alan habere göre Elçi’nin Bayındırlık Bakanı olduğu dönemde Çolakoğlu’na verdiği röportaj “Doğu’da bulanık suda balık avlamak isteyenler var” başlığıyla 17 Nisan 1978’de eski Aydınlık gazetesinin manşetinde yer almıştı. Elçi’nin kaçakçılıkla ilgili görüşlerinin de yer aldığı mülakattan satır başları şöyle:
 
-  Ben özellikle gezilerimde özgürlükçü demokratik rejime alternatif olabilecek, diğer baskı ve faşist rejimi davet edebilecek her türlü kışkırtıcılığa, provokasyona karşı halkı uyanık olması için uyardım ve devamlı bu temayı işledim. Doğu halkı çok muzdarip bir halktır, dertleri, problemleri çoktur. Belki bu dert ve problemlere karşı davranış tarzı biraz daha sert. Fakat sert olabilirse de hiçbir zaman bir isyana, devlete karşı bölünmeye götürecek bir hareket içinde olabileceklerine kani değilim.
 
-  Bugünkü rejimden memnun olmayanlar var. Bunların tek umudu bir kargaşa ortamı yaratıp yani bulanık suda balık avlamak isteyenler, bu kargaşa ortamından sonra belki kafalarındaki faşist ve hiçbir zaman halkın benimseyemeyeceği bir rejimi Türkiye‘ye getirmek sevdasında olabilirler. Bunda da en çok neresi, bu kışkırtmaya daha elverişlidir diye düşünmüşlerdir kendi kafalarında. Olsa olsa doğu halkı buna daha elverişlidir diye doğu halkı üzerinde bir kampanya açmışlardır. Bu çok sakat ve tehlikeli bir oyundur. Güdülen oyun ve amaç şudur: ‘Türkiye için esas büyük tehlike faşizm değil, doğudaki bölücülük hareketidir.’ Onlar bütün dikkatleri doğu halkı üzerine çevirip devleti, kamuoyunu orayla meşgul ettirip kendileri istedikleri gibi rahatlıkla at oynatabilsinler diye böyle bir oyun tezgahlamış olabilirler.
 
-  Devlet elbette güvenlik önlemleri almaya mecburdur. Bunlar meşruiyet sınırları içinde kaldıkça ona karşı bir diyeceğim yok. Devletin bu görevi adeta halka bir baskı aracı yapılmak istenmektedir ki ben tamamen buna karşıyım. Kötü uygulamalarla devletle halkı karşı karşıya getirmeye kimsenin hakkı yoktur. Fakat uygulamada bunların kötü örneklerini görüyoruz. Kaçakçılık mesela. Evet doğuda kaçakçılık var. Türkiye’nin her tarafında var. Bugün Ankara’da bile kaçakçılık var. Yalnız doğuda büyütülecek dozda bir kaçakçılık olduğuna ben kani değilim. Benim ilim Mardin’de bütün bir yıl boyunca yapılan kaçakçılık, bir geminin tek bir seferinden dahi çok daha az miktarda bir kaçakçılıktır. Kaçakçılık orada jandarma tarafından halka bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Aklın havsalanın alamayacağı uygulamalar var. Bilhassa sınır köylerinde. Burada söylersek bile inanmayan olabilir. Mesela çoğu köyde gece sokağa çıkma yasağı var, doğu sınır köylerinde. Mesela gece ışık yakma yasağı var. Bunlar kaçakçılığı önleme bahanesi altında işlenmektedir ki, bence bunun asıl amacı kaçakçılığı önleme değil, oradaki halka baskı yapmaktır. Ben bunu hiçbir zaman tasvip etmiyorum.
-  Doğu’da yol ulaşımı halledilmiş değildir. Halen hastasını normal bir vasıtayla hastaneye götürmekten mahrum olan vatandaşlarımız vardır. Bunlar kışın bütün dünyadan tamamen ayrılmış vaziyette, yazın ise ancak iptidai ulaşım vasıtası olan katır sırtında hastalarını yerleşme merkezlerine getirip bilinen perişanlık içinde olan yörelerimiz var. Bunlara bir an evvel hizmet götürmek hem bir insanlık görevidir hem de hükümetimizin benimsediği politakanın sonucudur.
-  Silaha olan ihtiyaç bugün orada kendini şiddetle hissettirebilir. Bu hem Türkiye’deki bugünkü ortamın sonucu bir de oradaki sosyal yaşantının sonucudur. Doğu halkının silahlanması devlete karşı bir silahlanmadan ziyade oradaki sosyal yapının ve bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu güvensizlik ortamının bir gereksinmesidir.