Politika

Pervin Buldan'dan muhalefete: Kaybetmekte olan iktidarın değirmenine su taşımayın, tezkereye 'evet' demeyin

"Kürt sorununun çözüm yerini parlamento olarak görenler tezkereye hayır demelidir"

26 Ekim 2021 12:46

T24 Haber Merkezi 

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis Genel Kurulu'nda görüşülecek Suriye ve Irak tezkereleri hakkında muhalefete çağrıda bulunurken, "İktidarın Suriye tezkeresi ile Türkiye'yi yeni maceralara sürükleme ve kendi koltuğunu sağlama alma gayretlerine destek olmayın. Kaybetmekte olan iktidarın değirmenine su taşımayın. Suriye barışının yanında yer alın, diyalogun, müzakerenin yanında yer alın. ÖSO'ya IŞİD'e, El Nusra'ya uzanan bu tezkereye evet demeyin" dedi. 

Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Genel Kurul'da görüşülecek olan Suriye ve Irak tezkerelerini eleştirdi. 

Buldan, "Her yıl tezkerenin süresini 1 yıl uzatan iktidar bu kez 2 yıl uzatmak istiyor. Demek ki iktidar 1 yıl sonra AKP grubunun kalıp kalmayacağından, Meclis'i toplayamacağından endişe ettiği için süreyi iki yıl uzatarak tezkereyi garanti altına almaya çalışmaktadır. Gidici olduklarını kendileri de görüyorlar. Bu tezkere iktidarın gidiş tezkeresidir" diye konuştu.

Muhalefete çağrı yapan Buldan, "Kürt sorununun çözüm yerini parlamento olarak görenler tezkereye hayır demelidir. Tezkereye evet demeniz bu kadim sorunun çözüm kalmasına hizmet etmektir, bundan kaçının. Kürt sorununu 38 yıldır sınır ötesi operasyonlarla çözmeye çalışan akın, 38 yıldır Türkiye halklarına kaybettirmektedir. Bu yöntemlerle çözüm olmayacağı artık görülmelidir. Bu ezberci akıldan kurtulmanın tam zamandır" dedi. 

Buldan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın 5 yıldır tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a yönelik olarak "Kalktılar, onu içeriden nasıl çıkarırız bunun gayreti içindeler. Yargı ne diyorsa o! Çıkaramayacaksınız" sözlerine de tepki gösterdi. Buldan, "Bu sözler Demirtaş'ı ve diğer arkadaşlarımızın saray talimatı ile tutuklandığının en üst düzeydeki itirafıdır. Yetmiyor, Cumhurbaşkanı Demirtaş'ın ailesini çocuklarını hedef almaktadır. Siyaseten baş edemediğiniz Demirtaş'a karşı sergilediğiniz yaklaşım acizliktir, korkudur. Demirtaş'tan korkuyorsunuz! Demirtaş ve ailesi bizim, milyonların onurudur" ifadelerini kullandı. 

Buldan'ın açıklamasından satır başları şöyle:

"HDP olarak cezaevlerindeki gelişmeleri yakinen takip ediyoru, her bir ihlalin takipçisi olmaya devam edeceği Tutuklular yalnız ve sahipsiz değildir. 

Biz kadınlar diyoruz ki sizin erkek yargınızdan da işkencenizden de korkan tek bir kadın yoktur. Her zulmünüzün karşısında kadınların cesaretini görmeye devam edeceksiniz. Sevgili Ayşe Gökhan cesareti ile hep dimdik durmuş, kadın mücadelesinin emekçisidir. Kadın özgürlük mücadelesinden geri adım atmamış Gökhan'ı bu cezalarla engelleyemesiniz. Biz çok iyi biliyoruz ki bu kararları verenler gidecek, Ayşe Gökhan, Leyla Güven ve tüm yol arkadaşlarımız Kürtçe şarkı ve halaylarla serbest kalacaktır. 

Hep birlikte baskılara, tutuklamalara, savaş politikalarına karşı mücadele edeceğiz. 

Halkın gündemi yoksulluk, işsizlik, geçim derdi iken iktidara bakıyoruz günlemleri yine savaş tezkereleri. Irak-Suriye savaş tezkeresi Genel Kurul'da görüşülecek. Her yıl tezkerenin süresini 1 yıl uzatan iktidar bu kez 2 yıl uzatmak istiyor. Demek ki iktidar 1 yıl sonra AKP grubunun kalıp kalmayacağından, Meclis'i toplayamacağından endişe ettiği için süreyi iki yıl uzatarak tezkereyi garanti altına almaya çalışmaktadır. Gidici olduklarını kendileri de görüyorlar. Bu tezkere iktidarın gidiş tezkeresidir. 2023'e kadar parlamentoyu savaş siyasetinin ipoteği almaya çalışan tezkerenin adını doğru koyalım ve doğru tartışalım. 

Uluslararası hukuka aykırı olan bu tezkere çürümüşlük tezkeresidir. Aynı zamanda da çözümsülük tezkeresidir. İflas etmiş ekonominin, büyük çöküşün üzerini kapatma telaşıdır.  Bu tezkere Kürt düşmanlığı tezkeresidir. Suç örgütleri IŞİD'e ÖSO'ya El Nusra'ya nefes aldırma tezkeresidir. Bu tezkere toplumsal desteğini kaybeden AKP iktidarının seçim kampanyasıdır. Neymiş, terör koridoruna izin vermeyeceklermiş. Geçin bunları! Koridor arıyorsanız Suriye'nin içini karıştıran, sizden yüz bulan yapılara bakın. Onlara açmaya çalıştığınız alanlara bakacaksınız. Bir koridor varsa o da IŞİD terörüydü, Kobani halkı bu koridoru halkı çoktan kapatmıştır!

Kuzey ve Doğu Suriye, halklar arası barışın koridorudur. İstikrarın, demokrasinin koridorudur. Oradan Türkiye'ye bırakın saldırı, ancak barış eli uzanır, ki Kuzey Suriye halkı sürekli barış elini sürekli uzatıyor. Saldırıyı arıyorsanız İdlib'de askerlere defalarca saldırı düzenlendi. Vekalet savaşındaki ısrarınız nedeniyle geçen yıl 33 asker yaşamını yitirdi, herhangi bir açıklama da yapılmadığı. O açıklamayı Hatay Valisine yaptıran bir iktidar var, iktidarın o dönem gıkının çıkmadığını ve o 33 askerle ilgili açıklama yapılmadığını hatırlamatmak isterim. 

Askerleri yakarak katleden IŞİD'e karşı seslerinin çıktığını gördünüz mü? Hayır! Onların medya sorumlusunun da Türkiye'de şirket kurduğu iddiaları gündeme geldi. Neden gıkları çıkmıyor? Bunlara tek laf etmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Meselemiz illaki güvenlik ise bunun yolu Suriye iç barışından geçer. Bunun yolu Suriye'den elinizi bir an önce çekmeniden geçer. El Nusra türevi örgütlere yönelik beklentinizi kesmeniden geçer. Acı ve yıkımdan başka bir şey getirmeyen yanlış politikadan bir an önce vazgeçmenizden geçer. Suriye'de barış süreci asla gelişmesin, çatışma sürsün, mülteci krizi sürsün, bundan fayda sağlasınlar... Gerçek amaç budur. Bu politikaların artık çöktüğünü de AKP hükümetinin, iktidarının ve ortağının bilmesi gerekiyor. Suriye hızla barış ortamına hazırlanıyor, bunu bozmaya gücünüz yetmeyecek. Suriye halkları kendi geleceğini demokratik yöntemlerle oluşturacak, buna mani olamayacaksını. Kurmaya çalıştığınız savaş - çatışma dengesi tutmadı, tutmayacak, oyunlarınız boşa çıkacak. 

Suriye'ye askeri operasyon naraları atarak içeride yarattığını ekonomik, toplumsal çöküşün üzerini örtemeyeceksiniz. Peş peşe yaptığınız zamnlar zulme dönüşmüştür. İşçiye, çalışana, emekliye, esnafa, çiftçiye, EYT'liye kaynak yok, ama talan düzeninizi sürdürmek için yürüttüğünüz savaş politikalarına bütçe var, öyle mi!

Bakıyoruz, 2022 yılı bütçesi de bir savaş bütçesi olarak Meclis'e gönderildi. Bu bütçe varlık sebebini savaş politikalarına, Kürt düşmanlığına bağlayan iktidar bütçesidir. Halkın bütçesi asla değildir. Bu bütçe iktidarın son bütçesidir, gidiş bütçesidir. 

Merkez Bankası'nın faiz indirimleriyle TL'yi dolar karşısında mum gibi erittiler. Şubat'tan bu yana TL'deki değer kaybı yüzde 35... TL eriyor, AKP de eriyor daha da eriyecek ama biz TL'nin değil sadece AKP'nin erimesi için mücadele yürüteceğiz. Halk, zamlara karşı öfkesini gösterdikçe bunlar beka diyor, bilmem ne koridorina izin vermeyeceğiz diyorlar. Siz önce kurduğunuz yolsuzluk koridoruna bakın, sonra diğer koridorlar uğraşın. 

Gri listeye alınan bir Türkiye var karşımızda. Mali Eylem Görev Gücü tarafından, kara para faaliyetleri ve terörün finansmanından dolayı gri listeye alınan bir ülke haline geldik. Koridor mu arıyordunuz? Eserinile gurur duyun. 

Savaş kirletir, tezkerelerin sonucu gri listelerinde olduğumuzu Türkiye kamuoyunun bilmesinde yarar var. Bir sonraki liste gri liste değil kara listedir. 

İnsanlar işsizliğin, zamların hesabını sormasın diye sarıldığınız savaş tezkereleri sizi kurtarmaya yetmeyecek. Yarattığınız çöküş ve yıkım Suriye kılıfına sığmayacak kadar büyük. 

Yoksulluğun da işsizliğin de en büyük nedeni savaşa harcanan paradır. Bunlar Suriye operasyonunu gösterirken esas operasyonu içeride yapacaklar, en büyük zamları, ekonomik vurgunları yapacaklar. Tezkere, çiftçinin mazotuna yeni zamlar demektir, elektriğe, gaza, akaryakıta yeni zamlar demektir. 

2013'ten beri izledikleri çatışma poiltkasının ekonomik maliyeti 600 milyar doları bulmuştur. Askeri operasyonların neticesi, halka yönelik ekonomik operasyondur. Devrilen çözüm masasının neticesi, halkın devrilen sofrasıdır. 

Eğer demokratik çözüm olsaydı bu kaynaklar halka gidecekti, halk bu çöküşü asla yaşamayacaktı. Kimse aç ve işsiz kalmayacaktı. Bu nedenle savaş politikalarının karşısında duralım. Barışa sahip çıkalım. En büyük barış ittifakını oluşturalım ki Türkiye'yi bu karanlık döngüden birlikte kurtaralım. Buradan siyasal muhalefete de seslenmek istiyorum. İktidarın Suriye tezkeresi ile Türkiye'yi yeni maceralara sürükleme ve kendi koltuğunu sağlama alma gayretlerine destek olmayın. Kaybetmekte olan iktidarın değirmenine su taşımayın. Suriye barışının yanında yer alın, diyalogun, müzakerenin yanında yer alın. ÖSO'ya IŞİD'e, El Nusra'ya uzanan bu tezkereye evet demeyin. Evet oyu verecek ellere bunu hatırlatmak istiyorum. Kürt sorununun çözüm yerini parlamento olarak görenler tezkereye hayır demelidir. Tezkereye evet demeniz bu kadim sorunun çözüm kalmasına hizmet etmektir, bundan kaçının. Kürt sorununu 38 yıldır sınır ötesi operasyonlarla çözmeye çalışan akın, 38 yıldır Türkiye halklarına kaybettirmektedir. Bu yöntemlerle çözüm olmayacağı artık görülmelidir. Bu ezberci akıldan kurtulmanın tam zamandır. 

Meclis'e de bir çağrı yapmak istiyorum; gelin bu parlamentoyu çözümün, barışın güçlü bir zemini haline getirelim. Savaş korosunun değil barışın sesi yükselsin bu parlamentodan. Biz HDP olarak savaşın karşısında olmaya devam edeceğiz. Çözümün diyalog ve müzakereden geçtiğini savunmaya devam edeceğiz. Türkiye halklarının geleceği ve çıkarı, tezkere için kalkacak hayır oylarındadır. Hayır oylarında hayır vardır. 

TÜGVA, bir sistemdir. Devleti parselleme sistemidir. Bunlar hukuk tanımayan paralel bir sistem kurdular. Sistemin en tepesinde elbette ki saray yer almaktadır. TÜGVA bu sistemin yürütme gücüdür. Kamuya yandaş mı alınacak, TÜGVA üzerinden uygulamaya geçiliyor. KHK ile ihraçların yeri mi doldurulacak, TÜGVA görevdedir. Kamuya üst düzey atama mı yapılacak, yargıya yandaş hakim savcı ataması mı yapılacak? Referans TÜGVA'dır. Saray, tüm kamuyu TÜGVA üzerinden kontrol ve dizayn etmektedir. Bu sistemin bir diğer ayağı paralel kumpas yargısıdır. Siyasi operasyonlar bu kumpas yargı üzerinden yürütülmektedir. Kobani kumpas davası ve HDP'ye yönelik kapatma davası, tutuklama operasyonları, vekillerimiz hakkındaki fezlekeler bu paralel yargı üzerinden yürütülmektedir. İtibarsızlaştırmaya yönelik yalan haberler bu medya aracılığı ile yapılmaktadır. Sosyal medyadaki troll ordusu da bu yapının parçasıdır.

Paralel sistemin paramiliter gücü ayağında ise referansı JİTEM olan SADAT gibi yapılar, güvenlik  bürokrasisi ile iç içe olan mafyatik yapılar ve gruplar bulunmaktadır. Bir hukuk devletinde SADAT gibi, suikast ve sabotaj eğitimi faliyetleriyle anılan bir yapı olabilir mi? 

Merkez Bankası'nı TÜİK'i BDDK'yı ve birçok kurumu AKP teşkilatlarına dönüştürdülerini biliyoruz. Bu saydıklarıma elbette kamuoyu yabancı değil. Herkes yakından takip ediyor. Cemaat döneminin yapılanması bugün AKP iktidarında hayat bulmaya devam ediyor. Hal böyle olunca da ortada ne anayasa kalıyor ne hukuk ne kural ne şeffaflık ne de hesap verme gibi bir şey... İşte kurdukları paralel sistem böyle çalışmaktadır. 

Milyonlarca gencin işsiz kalmasının, milyonlarca gencin yoksullaşmasının, ülke kaynaklarının yandaşa aktarılmasının sebebi, iktidarın bu TÜGVA; TÜRGEV; ENSAR; ve SADAT düzenidir. Yoksulluk gün geçtikçe derinleştirken, yandaşa, eşe dosta, kaymakamlık, hakimlik dağıtılmış, hem kul hakkı hem de kamu kaynaklarını gasp ederek servetlerine servet katmışlardır. 

Sürekli kendilerine yeni düşman arayışındalar. Şimdi de hukuku hatırlatan büyükelçileri hedef aldılar. Maksatları içerideki rejim krizinin üzerini yapay dış kriz ile örtme çabasıdır. AKP Genel Başkanı'nın büyükelçileri hedefina alması, Türkiye'deki yönetim sisteminin hukuk devleti olmaktan çıktığının en son örneğidir. Bu sözler evrensel hukuk düzenine karşı çıkıştır.

AKP Genel Başkanı Demirtaş'ı çıkaramayacaksınız diyerek bir kez daha hem tehdit etmekte hem de kurdukları paralel kumpas yargısına talimat vermektedir. Bu sözler Demirtaş'ı ve diğer arkadaşlarımızın saray talimatı ile tutuklandığının en üst düzeydeki itirafıdır. Yetmiyor, Demirtaş'ın ailesini çocuklarını hedef almaktadır. Siyaseten baş edemediğiniz Demirtaş'a karşı sergilediğiniz yaklaşım acizliktir, korkudur. Demirtaş'tan korkuyorsunuz! Demirtaş ve ailesi bizim, milyonların onurudur. Demirtaş'ın da Yüksekdağ'ın da tüm arkadaşlarımızın özgür kalacağı günler yakındır, hiç merak etmeyin. Tek adamın rehine politikası varsa milyonların da demokrasi ve özgürlükte ısrarı, direnişi vardır. Kazanacak ve kazandıracak olan budur.