Kültür-Sanat

Aynur Doğan: Kürtçe bir aşk şarkısına tahammül yok mu?

Aynur Doğan, "Burada üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konu, yan yana oturup bir konser izleyememek. Bu Türkiye adına çok hüzün verici...” dedi.

17 Temmuz 2011 03:00

T24 - İstanbul Caz Festivali kapsamında “Suyun Kadınları-Mujeres de Agua” adlı konsere katılan sanatçı Aynur Doğan, Kürtçe şarkılarını söylemeye başladığı zaman birkaç kişinin “Vatan bölünmez” şeklindeki sözlerinin ardından sahneye pet şişe ve minder atılması karşısındaki şaşkınlığını “Burada üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konu, yan yana oturup bir konser izleyememek. Bu Türkiye adına çok hüzün verici...” sözleriyle dile getirdi.





Sahnede neler yaşandığına dair gazetecilere açıklama yapan Doğan, “Sahneye çıktım, şarkı seslendirdim. Üçüncü parçaya başlarken bir gürültü duymaya başladım. Birkaç kişiden sesler yükseldi, ben ne söylediklerini önce anlayamadım. Sonra yuh sesleri yükseldi ve pet şişeler, minderler atıldı. Durum ciddi bir hal alınca sahneden indim” dedi.


Taraf gazetesinin haberine göre; Olayın şokunu üzerinden atmaya çalıştığını belirten Doğan “Beni yuhalamaları belki o kadar önemli değil. Ama sahneye çıkan bir sanatçıya her ne gerekçe olursa olsun pet şişe, minder atılmasını kabul edemiyorum" dedi.


Ortamı gerdiği iddia edilen “Türkçe türkü söyle. 13 şehidin daha kanı kurumadı’’ sözlerini duymadığını sözlerine ekleyen Doğan, “Bu konserin yapılacağı ve birçok dilde şarkılar söyleneceği aylar öncesinden belliydi. Yapılanları bir provakasyon olarak algıladım. Konsere gelen diğer insanların da tadı kaçtı. Her ne yaşamış olursak olalım biz sanatın kardeşlik olduğunu göstermeye devam edeceğiz. Ben beni yuhalayanları affediyorum...” dedi.



İstiklal Marşı söylediler


Akdenizli kadın sanatçıların, modern flamenkonun öncülerinden Javier Limon’un şarkılarına getirdikleri yorumlarla başlayan gecenin ilerleyen dakikalarında sanatçı Aynur Doğan sahnedeki yerini aldı. Doğan’ın, Kürtçe şarkılarını seslendirmeye başlamasıyla birlikte ilk olarak dinleyiciler arasında bulunan bir kişi, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı attı. Bunun üzerine diğer dinleyicilerden hemen tepki geldi. Binlerce insanın alkışlarla “Aynur Aynur” diye bağırması, bu ilk provokasyon girişimini boşa çıkardı.


Bu ilk sözlü saldırı girişiminden kısa bir süre sonra Doğan ikinci Kürtçe şarkısını söylemeye başladığında, 10 kişilik bir grup üzerine oturdukları yastık ve pet şişeleri sahnedeki Doğan’a fırlattı. Grup ardından da İstiklal Marşı’nı söylemeye başladı. Marş söylemeye çalışan grup güvenlik görevlileri tarafından salondan çıkartılırken, Doğan şarkılarını yarıda kesip sahneden inmek zorunda kaldı. Kürtçe şarkı söyleyen Doğan’ın protesto edildiği gecede yaşanan olaylara ilişkin İKSV de bir basın açıklamasında bulundu. Açıklamada, konserde yapılan protestoların üzücü olduğu vurgulanırken, “Sanat ve kültürün birleştirici rolünün unutulmaması gerektiğini, sanatın dilinin evrensel olduğunu hatırlatmak isteriz” denildi.



Akıllara Ahmet Kaya geldi


Aynur Doğan’a yönelik saldırı, 12 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde Kürtçe klip çekmek istediğini söylediği için saldırıya uğrayan Ahmet Kaya’yı akıllara getirdi. Doğan’a yapılan saldırıya ise sanatçılardan tepki geldi.


» Çayan Demirel (Yönetmen): Bu olay Türkiye’deki demokrasi algısını bize gösteriyor. Kürt sorunu denen şeyi direkt ‘terör’le eşitliyor. Kürt sanatçının anadilinde şarkı söylemesinin kabul edilememesi, demokrasi açısından Türkiye’yi sınıfta bırakıyor. Demokrasi algısının Türkiye’de içselleştirilmediğini görüyoruz. Ahmet Kaya’ya da çatal kaşık fırlatıldı. ‘Ahmet Kaya olayları gibi olaylar yaşanmasın’ dendi, ama bir şarkı söylendiğinde benzer bir tepkiyi görebiliyoruz. İnsan olmanın getirdiği bazı haklar vardır, dolayısıyla bu aidiyetle beraber bunu yaşaması kadar doğal bir şey olamaz. Bu tahammülsüzlük utanılacak bir şey.


» Yusuf Çetin (Yönetmen): Savaştan rantları olanlar savaşı özendiren açıklamalarda bulunuyorlar ve sanatçı olsun olmasın toplumun her kesiminden Kürtçe’ye yönelik bu tepkiler gelmeye devam ediyor. İkinci Ahmet Kaya olayı yaşanacaktı. Bu tarz saldırılara maruz kalan sanatçılara sahip çıkmalıyız.


» Cezmi Ersöz (Gazeteci-Yazar): Bu kadar yol aldık, bu kadar yere geldik... Bunun olması çok üzücü. Ağustos ayında gerilla anneleri asker anneleri biraraya gelecek, bu şekilde gelişmeler olurken diğer yanda Kürtçe şarkı söylediği için bir sanatçının bu şekilde tepki ile karşılaşması çok üzücü. Kabul edilemez. Türkiye’de insanlar barışa susadı. Ancak toplumun önündeki engeller toplumun bu talebini görmeyip toplumu farklı olaylara, linç girişimlerine yönlendiriyor. Hükümetin yaptığı her nefret açıklaması topluma bu şekilde yansıyor.



Aynur’dan basın açıklaması


Dün geceki konserde bana minder atan anlayış, benim gözümde bu ülkenin birliğine, kardeşliğine, barışına ve demokratik olabilme çabalarına vurulmaya çalışılan acı bir darbedir.


Böyle bir konseri dinlemeye gelmiş, yani belirli bir sosyo-kültürel seviyenin üzerinde olduğunu düşündüğümüz insanların arasında bile bu tepkiyle karşılaşmak, düşündürücü. İspanyolca, İbranice ve benzeri dillerde şarkılar söylendiğinde kurulan empatinin, yanı başındaki dile, kardeş Kürtçe dilindeki aşk şarkılarıyla kurulamaması, bunun nefrete dönüşmesi, gerçekten üzücü. Bunun ile beraber bu nefreti ve düşmanlığı sanatın birleştirici gücü ile yenebileceğimize olan inancım, dün gecenin sonunda çoğunluğun bana verdiği destek ile yeniden yeşerdi. Aslında çoğunluk olan bizleriz, kardeşliğimizdir ve sanat da bu kardeşliği pekiştirmeye devam edecektir...




'Kürtçe bir aşk şarkısına tahammül yok mu?'


Radikal gazetesi yazarı Pınar Öğünç, Aynur Doğan'la konuştu. Doğan, "'Kürtçe bir aşk şarkısına tahammül yok mu?'" diye serzenişte bulundu. Öğünç'ün Radikal'de yayımlanan (17 Temmuz 2011) yazısı şöyle:



Cuma gecesi Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi, ‘Suyun Kadınları’nı dinlemeye gelenlerle doluydu. 18. İstanbul Caz Festivali kapsamında Buika, La Shica, Rita, Gkykeria ve Aynur Doğan gibi ‘Akdeniz’in divaları’ şarkılarını söyleyecekti.


Kürt şarkıcı Aynur Doğan ikinci şarkısını bitirip üçüncüye geçerken bazı dinleyicilerden sesler yükselmeye başladı. Bir grup Doğan’ı yuhalıyor, ‘Şehitler ölmez’ diye bağırıyordu. İki gün önce Silvan’da 13 asker hayatını kaybetmişti, DTK’nın özerklik ilanının yankıları sürüyordu ve o grup için Kürt de, Kürtçe de PKK demekti. Sahneye yastıklar ve pet şişeler fırlamaya başlayınca Aynur Doğan sahneyi terk etmek zorunda kaldı; son şarkısını söyleyemeden… Ardından Buika sahneye çıktığında İstiklâl Marşı’na da geçildi.


Doğan dün yaptığı basın açıklamasında vaziyeti şöyle özetliyordu: “Dün geceki konserde bana minder atan anlayış, benim gözümde bu ülkenin birliğine, kardeşliğine, barışına ve demokratik olabilme çabalarına vurulmaya çalışılan acı bir darbedir.”
Aynur Doğan o geceyi anlattı.



Açıkhava’da o gece söyleyebildiğiniz iki şarkı ne anlatıyordu? Söyleyemediğiniz şarkı hangisiydi?


Üçü de aşk şarkısı. Biri son albümümden olan ‘Rewend’di. İnsana en kötü gelenin ruhsal göçebelik olduğundan söz ediyor. ‘Delale’, Horasan bölgesinden bir aşk şarkısıydı. Üçüncü de ‘Dew dew’ yani ayran. İş yapan kadınların tembel erkeklere atıfta bulunduğu bir parça… Hiçbirinin siyasi, politik içeriği yok yani.



Seyircilerden yuhlamalar ve sloganlar yükseldiğinde, tam o anda kafanızdan ne geçti?


Üçüncü parçaya geçerken bir karışıklık oldu. Tam ne olduğunu da anlamadım. Ama şunu söylemek lazım, çoğunluk beni yuhlayanlara karşı tepki veriyordu. Orada 4 bin- 4 bin 500 kişi varsa, yuhalayan belki 400-500 kişidir. Çoğunluk bence oraya müzik dinlemeye gelen duyarlı kesimdi.



Sahneye çıkmadan önce bir gerginlik çıkar mı diye endişeniz oldu mu?


Sadece dün değil, Türkiye’de her zaman sahneye çıkarken bu tür bir gerginlik duyar insan. Sanatçı yüzde yüz müziğin içinde olarak sahneye çıkmak ister esasında. Ama işte bu ülkede sorunlar devam ettiği ve Kürtçe söyleyen biri olduğum için gerginlik duymamak mümkün değil. Genelde Türkiye’de bu psikolojiyle, müziğin içine tam giremeden çıkıyorum sahneye. Bu, yaptığımız işle aramıza mesafe koyan bir şey. Bu tedirginlikle ne kadar sahici ve samimi olabilirsin?



Peki şaşırdınız mı yaşananlara?


Caz Festivali’nden söz ediyoruz. Daha birleştirici, empati kurabilen, daha farklı bakabilen, sanatın birleştirici gücüne inanan bir kitle bekliyordum. Bu tepki bende şaşkınlık yarattı. Karmakarışık oldum. Beni asıl üzen, şahsen orada yuhlanmaktan öte, böyle şeylerin halen daha yaşanıyor olmasıdır. Bir aşk şarkısına bile bu kadar tahammülsüzlük göstermeleri üzdü beni.



O an bir şey söylemeyi düşündünüz mü? Olaylar büyümesin diye gitmeyi mi tercih ettiniz? Tam ne oldu orada?


Neler oluyor, nereye gidiyoruz? İleri mi gidiyoruz yoksa yerimizde mi sayıyoruz? Hepsini düşünüyorsun öyle bir anda. Ne yapmam gerektiğini kestiremedim. Ama yine de umudumu kaybetmemeye çalışıyorum. Çünkü dün gece fark ettiğim şey, bunların azınlık olduğudur. Çoğunluk gerçekten barış ve kardeşlikten yana. Azınlığın bize yıllarca çoğunluk gibi gösterilmesidir zaten sorunu büyüten.


“Yuhalayanları affettim” demişsiniz.

Ben affederim, önemli olan onların kendilerini affetmeleri...


‘Suyun Kadınları’nın diğer müzisyenleri ne dediler? Bu olayı başka bir dilde, bir yabancıya tarif etmek mümkün mü?


Onlar da anlam veremedi, şaşırdı. “Utandık bu durumdan” dediler. Tabii onlara anlatması da zor. Dünden bugüne Türkiye’nin tarihini anlatmanız lazım.



Sizce Türkiye bu hadiseyi nasıl okumalı?


Bence hepimizin ders çıkarması gerekiyor. En temiz ve hassas alana bile müdahale edilebiliyorsa, politik bir rant için kullanılabiliyorsa, hepimiz bunun üzerine düşünmeliyiz. Orada Rumca da söylendi, İspanyolca da, Ladino da. Aynı yerde, yüzyıllardır bir arada yaşayan halkın diline tahammül edilemedi.



‘Bir tane de Türkçe söyleseydi’ gibi bir serzeniş var.


Ama bu projeye Kürtçe söylediğim şarkılar için dahil edildim. Projenin aynı zamanda albümü de çıktı. Afrikalı bir sanatçıyla da şarkı söyleyebilirim. Bunun altında anlam aranmaz ki! Dünyanın bütün festivallerini gezerken Kürtçe söylüyorum ama Türkiye’den bir sanatçı, bir Türkiyeli olarak davet ediliyorum oralara. Hatta yakında Hamburg’da büyük bir festival olacak. Konuk ülke Türkiye ve ben iki konser vereceğim.



Sizi yuhalayanlar ya da onlara destek verenler sosyal medyada şöyle diyorlar: Çok taze bir çatışma var, cenazeler yeni kalkmış. En azından duruma dair bir cümle kursaydı… Kürt bir sanatçının bu anlamda bir yükümlülüğü var mı sizce?


Buna inanmıyorum. Eğer müzikle, sanatla verilen mesaj algılanamıyorsa, bunlarla birleşemiyorsak, zaten ne söylesen anlamı olmaz. Sadece dün değil, ondan önce yıllardır yaşanan acılar var. Ben umutlu olmaya çalışıyorum. Bu ülkede barış ve kardeşliğin gelmesini isteyen kesimin üzülmesi, buruk yaşaması da beni üzüyor. Bütün ölen insanlar için üzülüyorum, acı çeken herkes için üzülüyorum. Artık bu sorunun çözülmesi lazım. Hâlâ sen şusun, sen busun… Dünya başka bir yere giderken artık bunlara kafa yormamamız gerekiyor. Yorarsak geri düşmüş oluruz. Niye aramıza bu kadar mesafe koyuyoruz, niye böyle duvarlar dikiyoruz? İki-üç gün önce Hollanda’da dünyanın en büyük caz festivalindeydik. Oradaki tepkilerle buradakileri karşılaştırıyorum. Gerçekten kendime üzülmüyorum, bu ülkeye üzülüyorum.



ETİKETLER

haber