Politika

AKP kurucusu Ayşe Böhürler: Parti kurulduğunda halkın içindeydi...

'O kimliğe tekrar dönmek, o ruhu yeniden kuşanmak zor görünüyor'

12 Eylül 2015 13:20

AKP kurucuları arasında yer alan Yeni Şafak yazarı Ayşe Böhürler, son dönemde parti içinde de eleştirilerin kamuoyuna yansıdığı AKP'deki değişime ilişkin olarak, "Parti kuruluş yıllarında siyaseti akademiden değil halktan öğrenen bir ekibin elinde şekillenirken halkın içindeydi" dedi. Böhürler, "O kimliğe tekrar dönmek, o ruhu yeniden kuşanmak ise köklü bir değişim gerektiriyor ve de zor görünüyor" ifadesini kullandı.

Böhürler'in Yeni Şafak'ta “Kürdüm ama hain değilim” başlığıyla yayımlanan (12 Eylül 2015) yazısı şöyle:

Bizi kalbimizden vuran pek çok hadisenin içinde, “Kürdüm ama hain değilim” diyen bir şehit babasının sözü 'berraklığıyla' hepimizi sarstı.

Vuralım, kıralım, öldürelim söylemi ve bütün Kürtleri PKK'lı olarak göstermeye yönelik algı operasyonu en çok PKK'nın işine geliyor. Onlara bölgeye ilişkin hedeflerini daha kolay gerçekleştirme imkanı sunuyor. Stalinist bir yönetim anlayışıyla gerillalarını “devrimin yakıtları” olarak gören örgüt, bu ortamı fırsat bilerek daha çok genci topluyor. Bunu engellemenin bir yolu elbette olmalı.

Bu ülkenin bizler gibi eşit vatandaşı olan Kürtlere topyekun PKK damgası vurmadan, onların kimliğine, haklarına, tavuğuna, çocuğuna, tarlasına, diline, kültürüne sahip çıkarak birlikte yaşamanın yollarını tekrar tekrar denemek zorundayız.

Nitekim 2003 yılında böyle bir ortamdan çıkmış bir Türkiye'de Ak Parti'yi iktidara taşıyan en büyük sebeplerden birisi buna dair halka verdiği umut olmuştu. 90'lı yılların acı ve ızdırabını yok etmeye yönelik bir dili ve hizmeti inşa etti. Bunu siyasetin sınırları içinde, bu ülke sosyolojisinin ve imkanlarının elverdiği boyutlarda, samimiyetle, yapabildiği kadarıyla da yaptı. Kürtlerin üçte ikisinin oyunu ve sevgisini kazandı. O muhabbet dili şimdi çok zarar gördü. Bunun yeniden tamiri için o yıllardan çok daha fazla gayret göstermek gerekiyor. Muhabbet dilini ise ancak onların onurunu koruyarak kurabiliriz. Denenmişi yüzlerce kez tekrarlayarak onları kaybedersek biz de kaybederiz. Bu, dağa çıkanların ve şehirdeki sempatizanların sayısını artırmaktan, onları devrimin yakıtları gibi gören bir örgütün elini güçlendirmekten başka işe yaramaz.
Tecrübelerden ders çıkarmamak bir Türk geleneği olarak maalesef devam ediyor.

AK PARTİ KONGRESİ

Ak Parti Genel Kongresi yapılıyor. Parti'nin içinde kuruluş kimliğine dönüş arayışları olsa da seçim arifesinde ve kritik bir dönemde Kongre kararının alınması mevcut statükonun devamını zorunlu kılıyor.

O kimliğe tekrar dönmek, o ruhu yeniden kuşanmak ise köklü bir değişim gerektiriyor ve de zor görünüyor. Bunun için her şeyden önce ciddi bir özeleştiri yapılmalı ve bu kimliğe sahip çıkan kadrolar daha güçlü olmalıydı.
Parti kuruluş yıllarında siyaseti akademiden değil halktan öğrenen bir ekibin elinde şekillenirken halkın içindeydi. Her kesimin sesini rahatça duyabiliyordu. Konuşmak yerine onları dinliyordu. Sesler kapı duvar bir zeminde geri yankılanmıyor, mutlaka karşılık buluyordu. Siyaset teorileri değil halkın talepleri esastı. Ak Parti siyaseti kurgusal değil sahiciydi. Ancak zaman içinde her kurumsallaşan yapıda olduğu gibi alaylılara karşı okullular kazandı. Murad edilen ikisi arasında güçlü bir sinerji oluşmasıydı. Ancak bu sağlanamadı. Umarım bu kongrede halkın eğittiği siyasetçiler daha aktif olur. Halkın dilini anlayan ve kendilerini halkın diliyle anlatabilen bir Parti yönetimi oluşur. Umarım açıklamalarda da muhabbet dili ve sağduyulu analizler hakim olur.
Ancak kongreye ilişkin bir sürpriz beklemiyorum.

İSLAMİ SİYASET VE KÜRT KARDEŞLİĞİ

12 Eylül öncesi ve sonrasında İslamcı siyaset aşırı milliyetçilik ile sol arasında bir alternatif yol sunuyordu. Cumhuriyetin ayırımcı politikalarına karşı çıkarken din faktörünü bir kardeşlik dili olarak sunuyordu. O dönemin sıcak sol-sağ çatışmalarının arasında (5600 ölüm) üçüncü bir görüş olarak İslamcılık barış için alternatif yol oldu. O dönemin İslamcıları Müslümanlık algısını bu coğrafyanın hatta mezheplerin dışına çıkararak genişletti. İslamcılık siyasetini kardeşlik ve barış vurgusu üzerine oturtmanın yanı sıra daha entelektüel tartışmaların içinden de geçti. İslamcı siyasetin Kürtlere ilişkin kardeşlik tavrı onu diğer sağ siyasetlerden ayrıştıran en önemli unsurlardan birisi oldu. Ancak şimdi gelinen noktada tüm bu yapılar çöktü. İslamcı siyasetin en büyük emaresi olan “kardeşlik” dili değişmeye başladı. Başladığımız noktaya hatta çok daha gerisine geri döndük. Bu elbette tek taraflı bir süreç değildi. Elbette PKK bu eski dile dönülmesi için elinden geleni yaptı. Elbette bir terör örgütünün yaptıklarından sorumlu tutulamayız ancak kendi söylemlerimizin ve eylemlerimizin sorumluluğu bize ait.
Nerede hata yaptık sorusunu oturup onlarla birlikte oturup konuşmamız lazım.

Geçenlerde bir dostum artan sokak olayları üzerine yazdığı bir yazıyı benimle paylaşmıştı. Küçük bir kısmını ben de sizinle paylaşmak istedim.
“Eskiden Müslümanım demekten,
Şimdi bir de Kürt doğmuşum demekten
Her şey bir yana,
Ey vatandaş, ey kardeş senin gibi düşünmüyorum demekten korkuyorum…”