24 Mayıs 2020

New York'tan: Koronavirüs ofisleri sokağa taşıyor; Trump ışık hızıyla yarışıyor

Filmler, edebi eserler değişmezler, ancak farklı zamanlarda seyrettiğimizde ya da okuduğumuzda her seferinde farklı şeyler anlarız. Yaşadığımız şehirleri de farklı zamanlarda farklı hatırlarız...

Korona başladığında herkes en fazla bir ya da iki ay içinde salgının biteceği konusunda ümitliydi. Hepimiz zorunlu olarak girdiğimiz bu koma halini kabul etmiştik. Zorunlu koma halinden çıktığımızda eski hayatımıza bıraktığımız yerden tekrar başlayacaktık. Bu geri dönüş ekonomi, tatil programlarımız, geleceğe dair tüm planlarımız için de geçerliydi. Korona hayatımız üzerindeki pençesini kısa süre içinde gevşetecek ve normal hayatımıza dönecektik. Korona ile uzun süre yaşayacağımız anlaşıldı. Bunu gören gençler ve yaşlılar artık vakit kaybetmek istemiyor. Gençler daha nice fırsatlar kaçıracaklarını bilmediklerinden bugüne dair fırsatları kaçırmaktan korkuyor. Yaşlılar ise önlerinde az vakitleri kaldığını düşündükleri için değeri artan zamanlarını Korona için heba etmek istemiyor. Bu yüzden New York sokaklarında en fazla gençler ve yaşlılar göze çarpıyor. Kuralların fazlasıyla ihlal edilmeye başlaması üzerine New York Belediye Başkanı De Blasio, 17 Mayıs tarihinde çok sıkı bir denetim uygulanacağını açıkladı.

Sokağa çıkanlar çıkmayanlar, gençler, yaşlılar hepimiz gün ışığında bile üstümüzde bir Korona tiranlığı baskısını hissediyor, korkuyu geçmişte bırakamıyoruz. Korona ile yaşarken neyin tehlikeli neyin güvenli olduğunu bilemiyoruz. Korona bize sürekli ölümlü olduğumuzu hatırlattığı için korku peşimizi bırakmıyor. Korona'dan bizi terkettiğine dair bir haber bekliyoruz. Hepimiz hayat normalleşiyor galiba desek de hayatımızın büyük bir tehdit altında olduğunu biliyoruz. Tehdite karşı elimiz kolumuz bağlı olduğu için ve hayatımız üzerinde hiç bir kontrole sahip olmadığımızdan ıssız bir ormanda gece yarısı bir hayaletle karşılaşmak gibi bir korku hissediyoruz. Korona'ya karşı mücadelede savunmasız kalmak korkumuzu büyütüyor. Korkuyu yenmek için çeşitli çareler aranıyor. Pew Research Center'ın bir araştırmasına göre Mart ayında Amerikalıların yüzde 50'si Korona'nın bitmesi için dua etmiş.

Bize benzemeyen ve bilmediğimiz her şeye karşı güvensizlik duymamız ve hatta korkmamız gerektiği bizlere çocukluğumuzdan itibaren öğretilir. Kedi, köpek, yükseklik korkusu gibi korkular öğretilmiş korkular listesinde yer alır. Son yıllarda tuzlu ya da aşırı işlenmiş yiyeceklerden de korkmamız gerektiğini öğrendik. Başarısızlıktan, yazdığımız yazıların beğenilmeme ihtimalinden, alay konusu olmaktan, sevdiğini kaybetmekten, adımızı bile hatırlayamamaktan, hiç bir yere ait olamamaktan korkarız. Bunlarla yaşamayı öğreniriz. Şimdi gerçek bir tehdit olan Korona korkusuyla nasıl yaşayabileceğimizi bilmiyoruz. Korku bize bütün diğer duygularımızı unutturuyor.

Kendimize benzemeyen, kendi dilimizi konuşmayan insanlardan korkmamız gerektiği de öğretilmiş korkularımız arasındadır. Ortak bir akıntının bireyleri olarak, tanımak için hiç bir çaba göstermediğimiz göçmenler/mültecilerden korkmamız gibi. Birçok ülkedeki popülist liderler bu korkuyu siyasi kazanca çeviriyor. Halbuki farklı kültür ve değerlere sahip insanlarlarla birlikte yaşarken, geleneklerimiz göreneklerimiz farklı olsa da benzer idealleri paylaştığımızı keşfederiz. Bu karşılaşmaların insanı zenginleştirmesine izin vermemiz için önce kendimizin değişmesine ve özgürleşmesine izin vermemiz gerekir.

Yaz kapıda olduğunu hissettirdi. Havalar ısındıkça parklara koşan New Yorkluları birbirlerinden uzak tutmak için parklarda daireler çizilerek oturulacak alanlar belirleniyor. Uzun ve zorunlu bir kafes hayatıyla geçen bahardan sonra Amerikalılar artık tatile çıkmak istiyor. Ancak, uçaklar uçmuyor, oteller kapalı. Norveç Arktiklerinden, Santa Barbara'daki Channel Island'a seyahat ettikten sonra Yosemite Park'a, Grand Canyon'a gitmeye hazırlık yapılmışken şimdi yaz tatilinde ne yapılacağı bilinmiyor. Seyahat edeceklerin sadece yüzde 14'nün iç seyahat uçuşlarında, yüzde 17'sinin otelde kendini emniyette hissedeceğini gösteren bir araştırma yayınlandı. Bu yüzden karavan kiralama taleplerinde büyük bir artış oldu, bunların arasında meşhurların ve milyarderlerin de olduğunun altı çiziliyor. Seyahat yazarları, bazıları çok lüks ve büyük, bazıları basit karavanlarla da olsa her zaman Amerikalıların seyahat listesinde bulunan 62 ulusal parkın ziyaret edilmesi için en iyi zaman diye tavsiyelerde bulunuyor. Tatiller eski zamana dönüyor.

Film Yönetmeni Spike Lee, Frank Sinatra'nın New York, New York şarkısının eşlik ettiği 3,5 dakikalık bir film çekti. İki ayı aşkın bir süredir sayfalar dolusu makalelerle, haberlerle anlatılan Korona zamanı New York 3,5 dakikada anlatılmış. Son derece basit bir teknikle, modası geçmiş ev-sineması formatında çekilmiş film, New York'u anlatan sembol yapılarla başlayıp, Korona savaşı zamanındaki boş sokakları, 2 metre arayla eczane önünde bekleyen müşterileri, kapılarına kilit vurulmuş çocuk parkları, Central Park'taki çadır hastanesiyle geçmişi ve bugünü anlatırken şehrin gözümüzün önünde nasıl kaybolduğunu da hatırlatıyor.

Korona ofisleri sokağa taşıyor 

Ev dışında ofis, okul, spor salonu gibi başka her türlü amaç için kullanılmaya başlanan evlerinden bunalanlar, kendilerinden kaçmak isteyenler, parklardaki masaları, bahçelerinde kurdukları çadırları ofise dönüştürüyorlar. Bir zamanların mangal ya da açık havadaki dinlenme yerleri ofis olarak hizmet vermeye başladı. Aynı bahçenin paylaşılması ihtiyacının ortaya çıktığı durumlarda ise, Brooklyn'den bahçe tasarımcısı James Stephenson, "diğerlerinden kendinizi izole etmek için kurduğunuz mekanın etrafına çit çevirin, gerçek çim ile ofis kurmak zor, sandalye çime gömülüyor, sandalyenin altına tahta bir döşeme koyun, bahçedeki mekanları küçük ofislere dönüştürüyoruz, elektrik, sahte yeşillik ve vantilatör ilave ediyoruz," diye reklam yapmaya başladı. Claire Zarakas, avlusuna parlak sarıdan bir çadır kurarak içini eski İKEA mobilyalarıyla döşediğini, bunun üzerine karşı binadaki bir komşusunun üzerine "niçin çadır" diye yazdığı bir kağıdı kendisinin okuyacağı şekilde camına yapıştırdığını, "4 kişilik bir aile, küçük bir ev/ ofis eşittir çadır" diye bir kağıdı camına yapıştırdığını söyledi. Ofislerini açık havaya taşıyanlar trafik haberleri yerine hava durumunu takip etmeye başladı. 

İki ayı geçen süre içinde 5 bin parçalık "puzzle"lar çözüldü, stres dağıtıcı ekmekler yapıldı, şöhretlerin evlerinde sosyal mesafeyi nasıl yaşadıkları seyredildi. New Yorklular 8 hafta süren yağmur ve karanlık günler ertesinde başka meşguliyetler aramaya başladı. Dekor olarak evlerini aydınlatmak için sahte bitki satışlarında ciddi bir artış olduğu açıklandı. "Landscape Architecture Magazin"in eski editörü Grady Glay ise plastik bitkilerden nefret ediyor, 27 yıldır evinde büyüttüğü gül kırmızısı renkli dua çiçeğinin, "benim evliliğime, çocuk doğurmama, ayrılışlarıma her şeyime şahit oldu, karbonmonoksiti dönüştüren bir organizma yerine petrolden yapılmış ürünleri asla evimde görmek istemem" diyor.

Emojileri gönderirken özellikle iş yazışmalarında dikkatli olun deniyor. Bütün dünya sağlık, işsizlik ile mücadele ederken, yazışmalarınıza umarım her şey yolundadır gibi cümlelerle başlamayın, özel hayatınıza dair çok fazla bilgi vermeyin, karşınızdakinin ve dünyanın durumuna duyarlı olduğunuzu ifade edin, duyarlı olmakla fazlasıyla paylaşmak arasındaki ince çizgiyi korumaya özen gösterin gibi tavsiyeler veriliyor. Çiftler ise sürekli birlikte film seyretmek gibi bir rutin hayatın dışına çıkmaları için, aynı kitabı okuduktan sonra aranızda tartışın, bir haftalık, günlük ve saatlik programınızı hazırladıktan sonra paylaşın, böylece herkes hangi gün hangi saatte karşısındakinin ne yapacağını bildiği zaman daha duyarlı davranacaktır, televizyonun sesi ya da eşinizin ya da sevgilinizin bütün gün pijama giymesi gibi sizi rahatsız eden şeyleri açık olarak dile getirmekten çekinmeyin, yoksa tartışmalar büyüyebilir diye uyarılıyor.

Harvard ve MIT, Korona'ya yakalanmış biriyle karşılaştığımızda ışık verecek maskeler üzerinde çalıştığını açıkladı. MIT'de araştırmayı sürdürenlerden Jim Collins, bu maskelerin Koronalı birisi nefes aldığında, öksürdüğünde ya da hapşırdığında floresan şeklinde sinyal vereceğini söyledi. Araştırmanın henüz ilk aşamada olduğunu ilave eden Collins, böylece bu maskelerle havaalanlarında, hastanelerde test yapılmadan da Koronalıların tespit edilebileceğini vurguladı. Maske sayesinde sokakta, süpermarkette Koronalı biriyle karşılaştığımızda ne yapılması gerektiği sorusuna henüz cevap bulunmuş değil.

Korona çalışma hayatını değiştiriyor

Amerikalılar çok uzun saatler çalışırlar. Özellikle, bankacılık, danışmanlık, pazarlama sektörlerinde beyaz yakalılar 24 saat sürekli internete bağlıdırlar. Pew Research Center'in geçen yıl yayınlamış olduğu bir araştırma, anlamlı bir hayat için ne önemlidir sorusuna, Amerikalıların büyük bir bölümünün, mutlu bir evlilik, çocuk sahibi olmak gibi klasik tercihler yerine "sevecekleri bir iş ya da kariyer sahibi olmak" şeklinde yanıt verdiğini ortaya koymuştu. Özellikle yüksek gelir sahibi beyaz yakalılar için iş ve işteki başarı, mutluluk, aile, eğlence gibi bir hayatı tarif eden bir çok şeyin yerini almıştı.

Şimdi büyük şirketlerin beyaz yakalı çalışanlarını ofislere geri çağırmak konusunda acele etmeyeceği anlaşıldı. New York'un en büyük üç ticari bina kiracısı Barclays, JP Morgan Chase ve Morgan Stanley'in on binlerce çalışanı Manhattan'ın gökdelenlerinde çalışırlar. Üç banka 20 bin çalışanıyla 10 milyon metre karelik bir alanın kiracısıdır. Üç Bankanın yöneticilerinin Korona sonrası çalışanların büyük bir bölümünün ofislere dönmemesine karar vermiş olduğu söyleniyor. Nielsen adlı araştırma şirketi 3 bin çalışanının artık full time ofislerde bulunmalarına gerek olmadığına ve evlerden çalışabileceklerine karar verdi. Çalışanların evden aynı verimliliği sağladıklarını gören şirketlere Manhattan'ın fahiş kiralarından kurtulmak için önemli bir fırsat penceresi açıldı.

Google ve Facebook, çalışanlarına gelecek yıla kadar evden çalışabileceklerini bildirdi. 40 bin çalışanıyla "Capital One" bu süreyi en erken Eylül'e, Amazon ise Ekim'e kadar uzattı. Nationwide Insurance ülkedeki 5 ofisini kapatarak 4 bin çalışanına sürekli olarak evden çalışacaklarını bildirdi. Skift Inc. New York Media Şirketi, Temmuz ayında kira kontratı bitecek olan ana merkezini terkediyor. Zillow adlı bir emlak şirketi 24 Nisan tarihinde 5000 çalışanına 2021'e kadar kadar, Twitter ise çalışanlarının istedikleri sürece evden çalışmalarına izin verdi.

 

Korona ofise gitmeden de çalışılabileceğini gösterdi. Bunun şehirleri de önemli ölçüde değiştirmesi bekleniyor. San Francisco'daki DocuSign şirketinin yöneticisi Joan Burke "hiç kimse işe gidip gelmek için 2 saat yollarda vakit harcamayacak, bu aslında verimlilik kaybıydı, Korona sadece geleceği "öne aldı" diyor. Ofis kültürünün değişmesi trafik sıkışıklığını ve hava kirliliğini de azaltacak deniyor. Ekonominin küçülmekte olduğu bu dönemde maliyeti azaltacak her adımın şimdi her zamankinden daha önemli olduğunu herkes kabul ediyor. Korona sonrasında 1980' lerin herkesin kapısı ve odası olan ofis modeline dönmenin maliyetinin çok yüksek olacağı hatırlatılıyor. İnsanların kapalı baloncuk mekanlar içinde çalışacağı, öğlen yemeklerinin ayrı yeneceği, gökdelenlerdeki asansörlere tek başına binmek için saatlerce kuyrukta beklenmek zorunda kalınacağı ofis hayatına dönmek kimseye cazip gelmiyor.

Birlikte vakit harcanan ofislerin de yavaş yavaş ortadan kalktığı bir dünya birbirimizden iyice uzaklaştığımız bir kültüre, değerlere yolculuk gibi duruyor. Bunun nasıl bir geleceğe kapı açtığına kimse cevap veremiyor. Bizler artık birbirine dokunmaya ihtiyaç duyan sosyal varlıklar değil miyiz?

Korona mimariyi de değiştiriyor 

Tarih boyunca salgın hastalıkların mimari değişikliklere sebep olduğu saptanmış. Uzmanlar, sanatoryumlar gibi verem hastalığına karşı bol güneş ışığı alan büyük pencereler ve temiz hava almaya imkan tanıyan geniş açık mekan özelliklerinin 20. yüzyıl modern mimarisi üzerinde büyük bir etki yaratmış olduğunu söylüyor. Bugün ise ev sahiplerinin hem kendilerini güvende hissedecekleri hem de dışarıyı gözlemleyebilecekleri bir mimariyi tercih edebileceği üzerinde duruluyor. Ev ya da apartman girişlerinde el yıkama havuzları gibi eski uygulamalar tekrar gözden geçiriliyor.

Korona evlerin iç dekorasyonunu da değiştirecek. Türkler ve Japonların geleneklerine uygun şekilde ayakkabıların mutlaka dışarda çıkarılacağı, paspas ve terliğin şart olacağı, ayakkabıların kapı önünde bırakılması sorun olabileceğinden ev içindeki antreye dışarda giydiklerimizin hemen kaldırılmasını sağlayacak portmanto ve ayakkabılıklar ilave edileceği çözümler öneriliyor. Eldivenler ve maskeler için ayrı gözler yapılmalı, hijyeni garanti etmek üzere kullanılmış koruyucu malzemeler için de ayrı bir yer lazım, birden salona girilen antresiz evler tehlikeli deniyor. Evlerin antreleri virüsün kontrol altına alındığı bir mekan olarak işlev görecek. Yeni projelerde, büyük binaların lobilerinde misafirlerin paltolarını muhafaza edilebilecekleri kilitli dolaplar, evlerde karantina odası olarak ekstra bir oda düşünülebilir, herkesin hem birlikte hem de ayrı yaşamasına olanak tanıyacak mimari projeler üzerinde çalışmak lazım diye düşünceler seslendiriliyor. Buralarda misafirlere limon kolonyası ikram edilmesi geleneği bilinmiyor.

Trump ışık hızıyla yarışıyor

Trump 15 Mayıs'ta Korona aşısının bulunması ve dağıtımıyla ilgili başlattığı "Operation Warp Speed" projesini açıkladı. Projenin, İkinci Dünya Savaşı'ndaki ilk nükleer silahı üreten "Manhattan Projesi"ne eş değerde olduğunu, "Star Trek" kurgu filminden bildiğimiz ışık hızı süratindeki uzay gemileri gibi hedefe ulaşacağını söyledi. Yıl sonuna kadar aşı ve aşının dağıtımının en süratli şekilde gerçekleşmesini amaçlayan bu projenin pahalı ve riskli olduğunu da hatırlatan Trump, ölenlerin sayısının 93 bini aşmış olmasına rağmen Amerika'nın, bu sınamanın üstesinden geldiğini ilan etti. "Aşı olsa da olmasa da ülke olarak geri döndük, savaşacağız ve bu virüs bir gün gidecek" diyerek yine hepimizi allak bullak etmeyi başardı. "Ben de bir çoğunuz gibi arkadaşlarımı kaybettim. Bunları duyuyoruz ve okuyoruz, fakat bunlar küçük bir oran" diye ilave etti. Doktor Fauci yüzünde maske ile bu açıklamaları sessizce dinledi. Dr. Fauci, geçen hafta Senatonun Sağlık Komitesi'nde kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda " Korona ile ilgili birçok şeyi hala bilmiyoruz. Bilmediğimiz konularda mütevazi olmalıyız. Aşının bulunması ve uygulanmaya başlaması en az 18 ay alabilir" demişti. Dr. Fauci'nin söylediği her şey Papa'nın söyledikleriyle eş değer bir dikkatle dinleniyor. Senato toplantıları büyük bir kalabalıkla, tanıkların danışmanlar ordusuyla çevrilmiş bir halde binlerce kamera ve mikrofonlara konuştukları toplantılardır. Senatonun Sağlı Komitesi'nin video konferans yoluyla gerçekleştirdiği son toplantı ise bir distopya filmi gibiydi.

Trump taraftarları arasında Dr. Fauci'ye tepkiler artıyor. "Dr. Fauci doğmakta olan yeni bir felsefi akımın kralı değil, biz ülkeyi yönetmek için bir epidemiyolojist seçmedik" diyorlar.

Korona ve ekonomi

Amerika'nın borcunun GSMH'ye oranı 2019 sonunda yüzde 79 iken, 2021 sonunda bunun yüzde 108 ulaşması bekleniyor. Perakende satışlarında Mart ayından Nisan ayına yüzde 16.4lük bir düşüş oldu. 1992 yılından bu yana tutulmaya başlanan kayıtlara göre bu rakamın en büyük düşüş olduğu söylendi. Maria Fiorini Ramirez adlı danışmanlık şirketinin baş ekonomisti Joshua Shapiro, "sanki bir kasırga gelip bütün bir ekonomiyi yok etmiş gibi" diyor. Perakende sektöründeki en büyük düşüşlerin yüzde 79'la giyim, yüzde 60'la elektronik ve yüzde 59'la düşüşle mobilya sektörlerinde olduğu açıklandı.

Geçmiş yıllardaki resesyonlar, enerji, bankacılık gibi alanlarda başlayıp, yol açtıkları işsizlikle neticede tüketiceleri de etkilemişti. Bu krizde tüketiciler ön cephede. Amerikalıların yarıdan fazlasının kara günlerde harcayabilecekleri bir tasarrufu yoktur. Kredi kartlarıyla aralarında bir aşk/nefret ilişkisi vardır. Bu ülkede insanlar ortalama 4 kredi kartına sahiptir. Kredi kartı borçlarının Şubat ayında 1,1 trilyon Dolara ulaştığı tespit edilmişti. Amerikalılar şimdi harcamalarını gözden geçiriyor. Mart ayı ve 12 Nisan' haftasındaki kredi kartı harcamalarında geçen yıla göre New York başta olmak üzere bir çok eyalette yüzde 40 civarı düşüşler kaydedildi.

İnsanlarla robotlar arasında başlamış olan mücadele sürüyor. Robotların şimdi de borsada tercih yapma konusunda finans uzmanlarından daha iyi olduklarını gösteren bir çalışma yayınlandı. Indiana Üniversitesi'nce yapılan bir araştırmaya göre, robot analistlerin borsada satın alma tavsiyelerinde finans uzmanlarından daha başarılı olduklarını gösterdi ve satın al, tut ve sat tavsiyelerinde daha dengeli bir dağılım tercihi sunabildikleri anlaşıldı.

New York'a dair neyi özlüyoruz?

Artık New Yorklular da turistler gibi oldu. New York'un eski fotoğraflarına, Instagramdaki resimlerine, kapılarının dışındaki New York'u görmek için bakıyorlar. Herkes kendi New York'unu özlüyor. Lori Smith, 10 Nisan'da Korona'dan ölmüş olan ağabeyi Tommy Smith'le birlikte New York'ta plak dükkanlarını keşfetmek için yaptıkları yürüyüşleri, yoldaki tanımadıkları insanlarla sohbetleri, biri yere bir şey düşürdüğünde o kişinin arkasından koşmayı, trende birine yer verdiğinde yüzüne bakan sıcak tebessümü, artistik direktör Dick Zigun, kahkahaları, alkışları, seyircinin yüzüne bakmayı, kimisi Çin mahallesinin kokusunu, öğretmen Rachel Markon, öğrencileriyle sınıfta olmayı ve sınıfta sıraların arasında yürümeyi, kimisi Times Meydanı'nın kalabalığını ya da kapanmış gazete bayilerini, kimisi sabah sıcak bir kahve ve çift kızartılmış krem peynirli bagel yemeyi özlüyor. Aktör Alec Baldwin, güne Greenwich Village'daki Madman Expresso adlı kabin küçüklüğündeki kahve dükkanınla başlamayı, eşi ve 4 çocuğuyla kuyruğa girdiğinde sık sık yaptığı gibi kahve dükkanı sahibi Marco Vacchi'ye "kuyruktakilere kahve benden" demeyi, komedyen ve yazar Amber Ruffin, Rockefeller Center'daki işine giderken yürüdüğü 6.Cadde'nin tahammül ötesi kokusu ve kargaşasını, bir arkadaşımın 8 yaşındaki kızı Zenna, metroya binerek Coney Island'daki arkadaşına öğle yemeğine gitmeyi, Central Park'ta piknik yaptıktan sonra, geceyi bekleyerek yıldızlara bakmayı özlediğini söylüyor.

New York'ta 35 senedir kuaförlük yapan 75 yaşındaki Valentino Gogo, sabah saat 7 de uyanarak Bowery Street'i boylu boyunca yürüdükten sonra işyerine gelmeyi, günde en az 15 müşterisinin saçını keserken onlarla konuşup, dedikodu yapmayı, günlerin uçar gibi geçtiği zamanları özlediğini, şimdi bütün günlerinin ölü olduğunu, yapacak hiç bir şeyi olmadığını, Korona'ya kadar hiç televizyon seyretmezken, şimdi sadece televizyon seyrettiğini söylüyor. Terzi ve moda tasarımcısı Thaddaeus Beals, Brooklyn'deki evinin dışında haftada en az bir iki kere karşılaştığı ve soyadını bile bilmediği komşusu John ile aslında hiç bir şey konuşmadıkları küçük komik sohbetleri, Grammy ödüllü viyolonist Joshua Bell, yılın 250 gününü yollarda geçirse de, evde olduğu günlerde 10 yaşındaki ikiz oğullarını her sabah Lincoln Center'in yanındaki müzik okuluna götürmeyi, böylece onların kendisinden bağımsız bir hayatları olduğuna şahit olduğu anları özlüyor.

Kimse hayatın vazgeçilmez rutini dışına çıkınca kendisiyle ne yapacağını bilmiyor.

Sürekli ambulansların, itfaiye sirenlerinin çaldığı, kaldırımları çöp torbalarıyla kaplı bu şehri bir türlü terk edemezsin. Bir gün terk etsen bile şehrin seninle birlikte yaşayacağını bilirsin. İstanbul gibi bazı şehirler kendileri gibi senin de değişmene rağmen hatıralarında bıraktığın gibi yaşarlar. Böyle şehirlerde yalnızlığın acısını hissetsen de kaybolmaktan korkmazsın, kendi duygularını anlamadığın halde başkalarının duygularını anlamaya çalışırsın, şehrin karşısında son derece pasif, sesler arasında sessizliğin sesini duyabilirsin, rastlantı ya da şans eseri bulunduğun bu revnaklı şehirlerden bir gün ayrılmak zorunda olduğunu bilirsin. Filmler, edebi eserler değişmezler, ancak farklı zamanlarda seyrettiğimizde ya da okuduğumuzda her seferinde farklı şeyler anlarız. Yaşadığımız şehirleri de farklı zamanlarda farklı hatırlarız.

New York bazılarımızın seçme şansı varken bazılarımızın olmadığını sürekli hatırlatır. Kimi günler şehrin seni sevdiğini düşünür, ertesi gün tam tersini hissedersin. Liberaller, tutucular, gençler, yaşlılar, zenginler, yoksullar, iyimserler, kötümserler New York'un kendilerine ait olduğunu sansalar da New York kimseye ait değildir. Sanki kendisi bir göçmen şehri değilmişcesine sana köklerinin olmadığını sürekli hatırlatır. Birgün ayrılmak zorunda kalacağın korkusu aniden bir şafak vakti seni çarpsa da New York, mağrur bir şekilde, yaklaşmana izin vermeden, hiç kimseye aldırmadan, kayıtsız bir şekilde sana bakar. The New York Times'in en sevdiğim yazarı Roger Cohen'in "New York Geri Dön, her şeyin Affedildi" başlıklı yazısında "benim seni affettiğim gibi sen de beni affet, bazı anlarda beni bu şehirden kurtarın diye çığlık atmama sebep olacak kadar beni delirten her şey için seni affediyorum, sadece geri döneceğine söz ver" diyor.

Yazarın Diğer Yazıları

New York'tan: Korona modanın geleceğine yön veriyor; ırkçılık ise bu kıtayı terk etmiyor

Buralarda Adalet Ağaoğlu'nun “Ölmeye Yatmak” romanını kimse bilmiyor. Akıntıya sürüklenmiş zihinlerimiz şimdi çok daha kırılgan

New York'tan: ABD'de can kaybı Vietnam Savaşı'nı geçti, taarruz silahlı göstericiler korku yarattı

2 Mayıs'ta New York'a güneş çarptı. Central Park başta olmak üzere tüm parklar ve sokaklar doldu...

Korona zamanı New York'tan: Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun...

FaceTime ve Zoom yoğunluğu insanları yormaya başladı; Trump bu sefer kendini de şaşırttı