16 Ocak 2014

Böyle buyurdular...

Bu toplum yönetimi modelinin adını siz seçebilirsiniz

Artık dilin sınırların kalkmış durumda.

Kullanılan dilin arkasında 'devlet benim, başka devlet tanımam' varsa bu noktaya gelinir.

İşin içinden çıkılmazlığı noktasıdır bu.

Son zamanlarda sıkça söylendiği gibi, 10 yılın tüm kazanımları bir çırpıda eriyip gidiverir.

Türkiye yolunda, Uzak Doğu köşelerinden, şöyle buyurdular:

'Bence en büyük sıkıntı yargı vesayeti… Türkiye'nin en saygın firmalarının düştüğü durum ortada… Devletle ilişkilerinden ötürü değil, yaptıkları alışveriş ve iş için insanları sıkıntıya sokuyorlar... Vatana ihanetten başka dertleri yok. 3'üncü havaalanı, 3'üncü köprü istenmiyor, çünkü ulaşım sıkıntısını çözeceğiz. Çözmemizi isterler mi? Yargının takıntılı tavrına hiçbir şekilde güvenemiyoruz.'

Kelimelere dikkat: vesayet, sıkıntı, takıntı. 'Onlar.

Ve tabii, meşhur ve 'çaya çorbaya limon' fiil: 'ihanet'.

Şöyle buyurdular:

'Referandumda iyi niyet gösterdik. HSYK'yı bağımsız yaptık. Fırsat bildiler. Yargı şimdi fiilen yürütme ve yasamanın üstüne çıktı.'

Demek ki nedir? Kuvvetler ayrılığı pekişmesi bir kişinin veya partinin iyi niyetiyle sınırlıdır. Tabii bu arada yüzde 58 partilerin sınırları dışına taşmış, 'ben bunu uygun gördüm, evet' demiş, bunlar zat-ı alilerinin ne umurunda?

Yargı nasıl üstüne çıkmış yasama ve yürütmenin? Yargının uyguladığı kanunları tartışıp oylayan kim? Patagonya parlamentosu mu? Yasadışı işlere yürütme içinden karışan birilerine dair şüphe ve delil varsa, Türkmenistan kanunları mı uygulanacak?

Bunu mu uygun göreceğiz?

Şöyle buyurdular gene uzak doğulardan, o paralel yapıyla ilgili:

'Bir bedene giren virüs misali… Virüs biliyorsunuz bir vücuda girer, uzun süre yerleşir ve orada kendine yer edinir. Ama vücut sonra o virüse kendini toparlar, sonra da o virüsü yok eder…'

Bu ifadeler, sözüm meclisten dışarı, tek tip, tek sesli, aynı torna ürünü insan hayal eden, örneklerine 1930'lar Avrupa'sında veya günümüz Orta Asya'sında rastlanan bazı 'tek lider' söylemlerine nedense fena hale benziyor.

Bu boş hayale göre toplum bir vücutsa, tabii tek kafaya itaatkar kollar medya da olacak, ve diğer bütün kurum ve kuruluşların yanı sıra, özel iş alemi de. Öyle bir vücuttur ki bu, parmak dahi oynayamaz, tek kafanın haberi olmadan.

Bu toplum yönetimi modelinin adını siz seçebilirsiniz.

14 Ocak grup toplantısı, Ankara.

Şöyle buyurdular, 'kaos planı' dedikleri yolsuzluk operasyonu konusunda:

' Her şey hazırlanmış, görev dağılımı yapılmış, kimin nerede duracağı, ne yapacağı, hangi vazifeyi yerine getireceği tek tek belirlenmiş. Sosyal medyada operasyon başlatılmış, yazılı görsel medyada görev dağılımları yapılmış, talimatlar verilmiş, kalemler verilen emirleri kağıda dökmeye başlamış.'

Bu miş'li anlatımda daha evvelkilerde olduğu gibi hiçbir dayanak, örnek, yer, kişi, zaman, kuruluş, zemin, ne derseniz deyin, hiçbiri yok. Sadece engin bir muhayyile alemi var.

Ve geldik büyükelçiler toplantısına.

Şöyle buyurdular:

'Türkiye'de 17 Aralık'ta başlayan süreç yolsuzluk kılıfına gizlenmiş bir darbe girişimidir. 17 Aralık süreci bir paket içinde birkaç hedefi vurmayı amaçlayan bir süreçtir. Paketin muhtevası ile ambalajı arasında ciddi farklılıklar olduğunu gördük, görüyoruz. Ambalajda yolsuzluk iftirası varken paketin içinde demokrasiye milli iradeye siyasete özellikle çözüm süreci ve dış politikaya yönelik aleni sabotaj olduğu bugün net bir şekilde ortaya çıktı. Daha da çıkacak, onu da söyleyeyim. Bitmedi, daha da çıkacak. 17 Aralık komplosu çok farklı vasıtalarla çok farklı ittifaklarla ortaya çıktı. Bir örgütün emniyet ve yargı içindeki mensupları, operasyonun taşeronu olurken siyasi partilerin, belli medya kuruluşlarının sermaye çevrelerinin yurt dışında bazı odak ve medya kuruluşlarının operasyonda müttefik olarak görev aldığını görüyoruz. Adeta, düğmeye basılmış gibi içeride ve dışarıda eş zamanlı hareket eden, operasyona destek veren kesimler var.'

Yani, meşhur otoyolda ters istikamete giriş fıkrasındaki tepkide  olduğu gibi: 'Ne birusu, ne birusu! Hepisu, hepisu!'

Şöyle buyurdular:

' Şu anda gerek bizim meydanlarda şahit olduğumuz manzara, gerek yaptırdığımız anketler halkın büyük çoğunluğunun bunun bir hukuki operasyon değil bir darbe girişimi inancında olduğunu teyit etmektedir.'

Yani, doğru anladıysak, savcıydı, polisti, delil toplamaydı, sorgu ve soruşturmaydı, yargıçtı, mahkemeydi, kısacası yargıydı, buna hiç gerek yok ki. Halk yargı görevini rahatça yapar. Eğer halk bizim yürütmeyi kanunların zaten üstünde görüyorsa, bunu neden ve ne haddinize böyle mesele ediyorsunuz?

Şöyle buyurdular:

'AB üyesi ülkelerde, HSYK ile ilgili oturmuş bir sistem yokken, her ülke kendine has ait bir HSYK düzenlemesi yaparken, Türkiye'nin HSYK düzenlemesi üzerinde bir beyanatta bulunmak, kimsenin haddine de değildir. Burada kalkıp da işte bu AB'nin muktesebatına aykırıdır gibi tespitler kusura bakmasınlar bize yutturulacak şeyler değil, okuma yazma biliyoruz.'

Yani, mealen şudur:

Her ne kadar 12 Eylül referandumu öncesindeki o karmaşa ortamında biz size ne kadar çok insan gönderip bakın biz en uygununu seçtik, size de danıştık, ama bize neler yapıyorlar diye ortalığı vaveylaya verdiysek de eyyy AB'li arkadaşlar, onlar aslında şakaydı. Sizi de o zaman meşgul etmiştik, ama dün dündür, bugün de bugün. Kusura bakmayın ve karışmayın. Bizi üyelik müzakeresi filan da öyle fazla ırgalamaz, onu da söyleyeyim.

Şöyle buyurdular, toplantıdaki büyükelçilere hitaben:

"Türkiye'deki gerçek manzarayı gerçek fotoğrafı muhataplarınıza anlatmanızı, muhataplarınıza doğruları aktarmanızı topyekun Türkiye'yi hedef alan bu ihanet operasyonunu bozmak için daha fazla gayret sarf etmenizi bekliyoruz. Bunun bir yolsuzluk operasyonu değil yolsuzluk operasyonu görünümünde bir darbe girişimi olduğununu özellikle vurgulamanızı sizlerden rica ediyoruz... İngilizce ve diğer dillerde yurt dışına yapılan sistemli bilgilendirmelerin birer dezenformasyon olduğunu itibar edilmemesi gerektiğini özellikle vurgulamanızı istiyoruz. "

Bu da özetle şöyledir: Yani anlatın ki o gafillere, bizim ülkemizde kanun yargı falan pek üzerinde durulacak bir şey değildir, biz de kırk yıllık diplomatlar olaraktan zaten bu anı bekliyorduk, bizim hükümet, yönetici hısım akraba eş dost filan haşa suç işlemez, velev ki işlese bile vatan ve de millet içindir. Ama tabii diğer vatandaşlar konusunda yargıya saygımız ve de saygıları sonsuz. Siz aldırmayın da , Türkiye'ye bir kolaylık yapın artık.

Ayrıca gene bildirin o derbederlere ki, maalesef biz bu medyayı burada bütün gayretlerimize rağmen bir türlü adam edemedik. Hala haberdi, yazıydı derken, ali devletlerine, onu yöneten haşmetmeaplarına itaat etmemeyi marifet sayıyorlar. Biz ne dersek o doğrudur, o gerçektir, bir türlü anlatamadık. Ama anlatın ki terbiye amaçlı çalışmalarımız devam etmektedir ve onlardan size tarafımızdan teftiş edşlmiş bilgiler gelene kadar durumu idare etsinler.

Son üç konuşmada ortaya çıkan zihinsel resim, hülasa, budur.

Başka bir yoruma da gerek yoktur.

ETİKETLER

yavuz baydar

Yazarın Diğer Yazıları

İnsan haysiyeti, hak-hukuk ve demokrasi için

Oyunuzu ne için vereceksiniz, demokrasiye mi evet diyeceksiniz, despotizme mi?

'Kamu yararı'nı hiçe sayma demagojisi gırla gidiyor

Tam bir kargaşa yaşanıyor. Giderek laf salatasına, demagojiye dönüşen bir kavram kargaşası bu.

Medyadaki arkadaşlar, uyanın bu kış uykusundan!

Ortalığa saçılan ses kayıtlarında, Türkiye medyasının nasıl bir siyasi mühendislik ve operasyon merkezi haline getirildiği her geçen gün biraz daha iyi anlaşılıyor.