11 Mart 2016

Önce 72 kriter, sonra vize serbestisi

Davutoğlu eşittir abartılı üslup, bazen eşittir gerçek dışlık, bazen eşittir hayal alemi...

Davutoğlu eşittir abartılı üslup, bazen eşittir gerçek dışılık, bazen orada öyle, burada böyle, birbiri ile çelişen açıklamalar, bazen eşittir hayal alemi, bazen eşittir Alice Harikalar diyarında.

Çelişkinin son örneği, Brüksel’de basın özgürlüğü ile ilgili sorguya çekildiğinde, anında Anayasa Mahkemesi kararına sığınıyor:

“Bağımsız Anayasa Mahkemesi tutuklu iki gazeteciyi serbest bıraktı.”

Ama, Brüksel’de AB Zirvesine gitmeden önce, aynı Davutoğlu aynı Anayasa Mahkemesi kararı ile ilgili olarak:

“Anayasa Mahkemesi kararı sürmekte olan bir davaya açık müdahaledir. İlerleyen bir davayı etkilemeye hakkı yoktur.”

Nerede, hangi zamanda, işine nasıl geliyorsa.

Dün öğleye doğru yine Anayasa Mahkemesi kararını yerden yere vuran bir Adalet Bakanı izliyoruz ibretle. Bakanın Anayasa Mahkemesi'ne dönük eleştirilerini, AB ülkelerinin Ankara’daki büyükelçilikleri mutlaka kayda almıştır.

Nasıl oluyorsa, Bakan'ın açıklamaları dün yine sekiz, on kanalda canlı yayınlanıyor. Anlaşılan “Alo Fatih” telefonları yine çalışıyor.

Adalet Bakanı'nın eleştirileri ile birlikte, Davutoğlu’nun Brüksel savunması iyice suya düşüyor.

Artık ciddiye alınacak yön kalmıyor, sadece matrak tarafı kalıyor, Davutoğlu’nun allandıra ballandıra anlattığı “AB ülkelerine gidecek Türkler için vize zorunluğunun kaldırılması” için AB’nin istediği temel kurallardan biri de, yargı reformu. Ne matrak değil mi?

Sen en yüksek mahkemeyi, Brüksel dönüşü bir de Adalet Bakanı üzerinden yerle bir et, sonra da “yargı bağımsızdır” palavrasıyla, herkesi uyuttuğunu zannet.
 

Haziran değil ekim
 

7 Mart günü Davutoğlu’nun katıldığı Türkiye-AB Zirvesi öncesinde, Brüksel’de Türkiye İlerleme Raporu açıklanıyor. O raporda “Türkiye’nin vize serbestliği için 72 kriteri ne ölçüde karşıladığı” değerlendiriliyor.

Türkiye’nin henüz yerine getirmediği ve vizenin kaldırılması için Türkiye’nin yapması gereken ev ödevi 46 maddede sıralanıyor. Türkiye bu 46 maddeyi yerine getirecek, vize ancak ondan sonra kalkacak. O 46 maddenin bazıları yasal, bazıları anayasal değişiklik gerektiriyor.

Davutoğlu yaptığı açıklamada, “vize haziranda kalkacak”  diyor. Ben AB raporunun yalancısıyım, aynı raporda, “Türkiye’nin bu kriterleri yerine getirmesine bağlı olarak, AB Komisyonu ekim ayında Türk vatandaşları için vizenin kaldırılmasını tavsiye edecek”  diyor.

“Vize kalkacak” demiyor, kendini bağlamıyor, “tavsiye edecek” diyor, şartı saydığı kriterlerin yerine getirilmesi. 

Vize serbestisini sağlaması için AB Türkiye’nin atması gereken adımları 46 maddede topluyor.
 

Para aklamak, çocukların korunması
 

O 46 maddede neler var? Örneğin:

  • Bizim pasaportlar AB standartlarına göre düzenlenecek, parmak izi içeren, temassız çipli pasaportlar,
     
  • Göçmenleri yakalamak için kıyı radar sistemi, hava denetim sistemi. Buna bağlı olarak, personel eğitimi, Yunanistan’la işbirliği, göçmen merkezleri kurulması,
     
  • Göçmenlerle ilgili çeşitli alanlarda bir dizi karar ve uygulama,
     
  • AB ile adli işbirliği,
     
  • Organize suçlarla mücadele için yeni bir eylem planı. Uyuşturucu, silah ve taklit mal kaçakçılığına karşı etkin mücadele,
     
  • Avrupa Konseyi insan ticaretine karşı eylem sözleşmesinin uygulanması,
     
  • Para aklama ile terörün finansmanı vakalarını yakalama kapasitesini güçlendirme,
     
  • Çocukların korunması ile ilgili uluslararası sözleşmelerin imzalanması.

Bunlar gibi farklı alanlarda AB standartlarına uyum gerekiyor. AB tam üyeliği için değil, dikkat, sadece vizenin kalkması için.
 

Temel haklar
 

Türkiye’de bugünkü uygulamalara bakınca, vizenin kaldırılmasında Ankara’yı zorlayacak olanlar temel haklar ve yolsuzlukla mücadelede var. Vizenin kalkması için, örneğin:

  • Yolsuzlukla mücadelede yeni bir eylem planı istiyor, ihalelerde şeffaflık bekliyor. Tam rekabeti sağlayacak, şeffaf bir ihale yasası istiyor.

     
  • Irk ve etnik kökene bakılmaksızın, herkese eşit muamele istiyor, bu alanda AB hukuk düzeninin kabul edilmesini bekliyor. Bu madde sadece yasa değil, anayasal değişiklik gerektiren bir koşul.

     
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nini kararlarına uyulmasını istiyor. Hani, bizimkilerin “uymuyorum, kabul etmiyorum” dediği kararlar.

     
  • Yargıç ve savcıların AİHM kararlarını dikkate alarak, karar vermeleri, onların ve emniyet görevlilerinin AİHM içtihadına göre eğitilmeleri.

     
  • Polisin muhtemel insan hakları ihlallerini denetleyecek bağımsız bir komisyon kurulması.

Bunların her biri başlı başına yasal düzenleme, buna paralel olarak AB standartlarında uygulama gerektiriyor.
 

Ekim mi, bir başka bahar mı?
 

Davutoğlu’nun, haziran lafını bir kenara bırakın siz, AB’nin öngördüğü gibi, bunlar ekime kadar yetişir mi, emin değilim.

Bu zorunlu düzenlemelere bakınca, AKP iktidarı bugünkü anlayışı ve uygulamalarıyla, bu koşulları pratikte değil, pratiği ayrı, ruh ve mantık olarak ne ölçüde yerine getirebilir, soru işaretleriyle dolu.

İstediğine ihale ver, yargıya sürekli baskı yap, insan hakları ihlallerinde başı çek, otoriter bir düzen kurma merakına kapıl, bu yönetim anlayışıyla karşımıza üç seçenek çıkıyor:

  1. AKP bütün bu yasal değişiklikleri bitirir, bugüne kadar yaptığı bütün uygulama yöntemini değiştirir, Ekim ayında vize kalkar. O zaman çok başka, uygar bir Türkiye’nin kapıları açılır.

     
  2. Uygulama yöntemini, yani ülkeyi idare biçimini değiştirir ve fakat yasal değişiklikleri yetiştiremez, vizenin kalkması Ekim sonrasına sarkar. Uygar Türkiye biraz gecikir ama, bu kabusun sona ermesi için tünelin ucunuda bir ışık yanar

     
  3. Yok, bu değişikliklerin altından kalkamaz, zaten yönetim ruhunun, aklının, fikrinin, pratik uygulamalarının bu yeni formata uyması mümkün değil, vizenin kalkması da, artık bir başka bahara kalır.
     

Görüldüğü gibi, “yaşasın vize kalkıyor” diye davul çalmak, o kadar kolay değil. Binlerce, milyonlarca kez, keşke kalksa.

     

Yazarın Diğer Yazıları

"Adalet" deyince, akla "adaletsizlik" geliyor

Hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığının, aylarca yargıç karşısına çıkmadan tutuklu kalmanın, bir emirle serbest bırakılmanın "olağan" hale gelmesinin ötesinde, her gün yaşanan kadın cinayetleri, a'dan z'ye ihmaller, mahkemelerde sapıklara, katillere verilen cezalarda "iyi hâl indirimleri", cezaevinden firarlar toplum vicdanında ağır yaralar açarken, "adalet adaletsizliktir" demek o kadar normal ki!

Büyük lokma ye, "NATO'ya veto" deme!..

Erdoğan'ın baştan 'olmaz' dediği her şeye evet demesinde bir şey var. Ne var, bilmiyoruz ama, bilmediğimiz bir şey var!..

Kadın cinayetleri gölgesinde asgari ücret pazarlığı

"Millet aç" diye feryat eden kadına anında gözaltı, "Beni öldürecek" feryatlarıyla 23 kez başvuran kadına umursamazlık!