23 Kasım 2023

Kaf Dağı'nın ardından "teknik" atışlar

Mehmet Şimşek bir yandan tek bir dolar bulmak için dünyada dört dönüyor, öbür tarafta teknik çalışmalarla Türk firma ve yurttaşlarından ülkeye döviz çekmeye uğraşıyor

Bayılırım bu tür "yapısal reformlara!.."

Benzerlerini hep birlikte o kadar çok gördük ki...

"- Tamam, imalatçı ve tedarikçi ihracatçıların kazançlarını 5 puan indirdin.

- Tamam, firmaların yurt dışındaki faaliyetlerine uygulanacak vergi indirim ve istisna oranlarını artırdın.

- Tamam, yurt dışına sunulan mimarlık, mühendislik, yazılım, eğitim ve sağlık faaliyetlerinden elde edilen yüzde 50 kazanç istisnasını, kazancın Türkiye'ye getirilmesi koşuluyla, yüzde 80'e çıkardın.

- Tamam, yurt dışında elde edilen karların tamamı Türkiye'ye getirilirse, kazancın yüzde 50'sine gelir ve kurumlar vergisinden istisna getirdin".

Bunlar Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in "Türkiye'ye döviz girişini hızlandırmak" amacıyla hazırladığı teknik programın ana hatları.

Şimşek bunları "yapısal reform" olarak niteliyor.

Bunların nesi "yapısal reform?.."

İlgisi yok!..

Mehmet Şimşek bir yandan tek bir dolar bulmak için dünyada dört dönüyor, öbür tarafta bu gibi teknik çalışmalarla Türk firma ve yurttaşlarından ülkeye döviz çekmeye uğraşıyor.

"Güven kazanmak"

Aynı gün, yani dün...

Tayyip Erdoğan benzerlerini defalarca gördüğümüz edebiyatı bir kez daha parçalıyor:

"Önümüzdeki dönemde biz uyguladığımız sağlıklı politikalar ve yapısal reformlarla yatırımcı güvenini kazanacağız, halen de kazanıyoruz".

Nasıl "halen kazanıyoruz?.."

Kendisi galiba pek farkında değil!..

Bu nasıl güven kazanmaksa...

Şu anda Türkiye'de yüz yıldır faaliyet gösteren sermaye  gurupları, önemli sektörlerde yer alan firmalar Türkiye'yi birer birer terk ediyor.

Gelecek olandan vazgeçtim, buradakiler gidiyor!..

Erdoğan neden gidiyorlar diye, düşünüyor ya da araştırılmasını istiyor mu?..

"Yapısal reformlar"

Ayrıca şunu söylüyor:

"Yapısal reformlar".

Nedir bunlar?..

Mehmet Şimşek'in anlattığı teknik birtakım ekonomik ayrıntılarsa...

Yapısal reformla uzak yakın ilgisi yok.

Asıl reform ne?..

"- Hukukun üstünlüğünü sağlamak.

- Temel hak ve özgürlükleri askıdan indirmek.

- Adalete erişimi sağlamak.

- İhalelerde ve genel olarak ekonomide şeffaflığı sağlamak.

- Yolsuzluk iddialarına son verecek adımlar atmak.

- Dış politikada önüne gelenle kavgaya son vermek.

- İşini bilen kadroları göreve getirmek".

Bunlara dönüş, aslında Erdoğan'ın iktidarını "yeniden tanımlaması, demokrasiye dönmesi" ile eş anlamlı.

Nasıl olsa, dönmeyeceğine göre...

Ülkede hukuk yokken, adalete erişim Kaf Dağı'nın ardında iken, Mehmet Şimşek'in anlattığı üç - beş teknik önlem ne ölçüde verim sağlar, ülkeye ne ölçüde döviz çeker, büyük soru işareti.

* * *

Bir "deli" devlet başkanı oldu

Klasik Rus Edebiyatının önde gelen yazarlarından Gogol'ün yazdığı tiyatro oyunu sonunda gerçek oluyor:

"Bir Delinin Hatıra Defteri".

Bizde Genco Erkal'ın her zamanki gibi, büyük başarıyla oynadığı tek kişilik bu oyun küçük bir devlet memurunu anlatıyor. Çar I. Nikolay döneminde baskılardan bunalan memur deliriyor, sonunda kendisini İspanya Kralı ilan ediyor.

Arjantin'de Javier Milei "Devlet Başkanı" seçiliyor.

Gogol'ün oyununda memur kendisini İspanya Kralı ilan ederken, Milei kendisini ilan etmiyor ama, çok daha kötüsü, Arjantin'de halk, ona yakıştırılan lakapla "El Loco'yu" yani "bir deliyi" devletin başına getiriyor.

Çocukluğunda babasından gördüğü fiziksel ve psikolojik şiddet kendisini normalin dışına itiyor.

Adaylık yarışında saçma sapan söylemleri birbirini izliyor.

Katolik ama, "Papa kötülüğün yeryüzündeki temsilcisidir" diyor.

Merkez Bankasını, Savunma Bakanlığını kaldıracağı saçmalığı bir yana, asıl zırvalığı, "Devleti düşman olarak görüyorum" diyerek, "Devlet Başkanı" seçilmesi!..

Arjantin halkı ülkenin başına bir deliyi getiriyor.

Sevinç gösterileri, mitinglerdeki abuk sabuk tavır ve kıyafetleriyle sirklerdeki palyaçoları andıran, aşırı sağcı Milei'yi seçtiği için Arjantin halkı ne zaman pişmanlık duyacak, Arjantin nasıl bir maceraya sürüklenecek, meraka değer.

Yalçın Doğan kimdir?

Yalçın Doğan, 1965 yılında Alman Lisesi'ni, 1969'da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.

Gazeteciliğe 1973 yılında Cumhuriyet'te ekonomi muhabiri olarak başladı. 1981 yılında Cumhuriyet Ankara Temsilciliğine atandı.

1989'da köşe yazarı olarak geçtiği Milliyet'te önce Yayın Koordinatörü, 1999'da Genel Yayın Yönetmeni görevlerini üstlendi. 2003'te Hürriyet Gazetesi'nde sürdürdüğü köşe yazarlığı 2015 yılında sona erdi. O tarihten bu yana T24'te köşe yazarlığına devam ediyor.

Türk Dil Kurumu, Sedat Simavi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in çeşitli ödülleri yanında, 2014'te yılın en iyi köşe yazarı, Halk TV'nin 'Kırılmayan Kalemler' ödülünü kazanan gazeteciler arasında yer aldı.

Her biri özgün araştırma içeren IMF Kıskacında Türkiye, Dar Sokakta Siyaset, Fenerbahçe Cumhuriyeti, Savrulanlar kitapları ile anılarını derlediği Sussam Susulmaz Yazmasam Olmaz kitaplarını yazdı. Ayrıca, Komünist Enternasyonelde Faşizmin Tahlili başlığı ile yayımlanan Almanca'dan yaptığı bir çevirisi bulunmaktadır. Almanca ve İngilizce bilir.

Yazarın Diğer Yazıları

AKP usulü: Kürtlere şirinlik muskasının Kürtçesi

Meclis TV'deki canlı yayın Kürt seçmene şirin görünmeye çalışmanın Kürtçesi!..

Ağır hukuksuzluk ortamında AKP'den tehdit, CHP'de birileri

1950'den bu yana bütün seçimlerde, sağcısı, solcusu bütün partilerin halka verdikleri ilk söz: "Size hizmet getireceğiz, daha çok hizmet vereceğiz. AKP ile birlikte bu seçimde yetmiş yıllık kural tersine dönüyor, dünya siyasetine taş çıkartıyor: "Hizmet şarta bağlı, oy verirseniz hizmet var, vermezseniz yok!.."

Altın vahşeti: Bir tek "köle ticareti" eksik

Muhalefet önerge verecek, AKP bunu kabul edecek!.. Hem de, böyle bir felaketin araştırılması için!.. Görülmüş, duyulmuş değil