26 Kasım 2020

Erdoğan'ın 138. madde ile bitmeyen dansı

Sözünü ettiği 138. madde kendisini de bağlıyor, bu madde "yürütme organı" diyerek, yürütmenin başı olarak, en çok da kendisini bağlıyor

Daha söylerken, daha o maddeyi dile getirirken, o maddeye aykırı davranıyor.

Kim?..

Kim olacak, Tayyip Erdoğan. Hiç sürpriz değil, son altı, yedi yılda olan dün yeniden oluyor. Erdoğan dün partisinin grubunda:

"Buradan yargıya sesleniyorum. Diyorum ki, değerli yargı mensupları Anayasa'nın 138. maddesi beni ne kadar muhatap alıyorsa, benim dışımdakileri de muhatap alıyor. 138. maddeyi eze eze kullananlara karşı gereğini neden yapmıyorsunuz?.. Size birilerinin talimat verme hakkı var mı?.. Benim ne kadar talimat verme hakkım yoksa, ana muhalefettekilerin de yok. Bu talimatlar verilirken niçin gereğini yapmıyorsunuz?.. Atılan adımlar karşısında yargının sessiz kalmasını ben kabullenemiyorum."

Yargıya talimat vermiyormuş!..

Veriyorsun işte!..

"Yargıya sesleniyorum. Niçin gereğini yapmıyorsunuz" derken, veriyorsun işte!..

"Yok hükmündedir" fasılları

Kaldı ki, bu ne ilk ne de, son olacağa benziyor.

İşine gelmeyen AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarından sonra "yok hükmündedir" diyen sen değil misin?..

Sen "yok hükmündedir" dedikçe, o kararları gönlü rahat biçimde yerine getirmeyen, dün tekrar seslendiğin yargı değil mi?..

Hoşuna gitmeyen kararları veren savcı ve yargıçlar HSK üzerinden görevlerinden alınmıyor mu?..

Ya da başka yerlere sürülmüyor mu?..

"Filanca falanca"

Erdoğan dün yargıya seslenişinin hemen birkaç cümle sonrasında, birkaç gün önce Bülent Arınç'ın vurgusuna gönderme yapıyor.

Arınç, istifasına yol açan o konuşmasında "Osman Kavala'nın tutuklu kalmasına hayret ediyorum. Delil uyduramazsınız, çocuk bile yazmaz bu iddianameleri" diyor.

Erdoğan ise, dün isim vermeden:

"Filanca falanca niye hapisteler?.. Bunları ödüllendirecek değiliz."  

Evet, isim vermiyor ancak, Arınç'a yeniden yüklenirken, Osman Kavala'nın adını vermeden, Kavala'nın hapiste kalmasının devamından yana tavır alıyor.

"Benim yargıya talimat verme hakkım yok" diyerek, daha aynı konuşmada yargıya talimat veriyor!...

Anayasa Madde 138

Sözünü ettiği Anayasa'nın 138. maddesini okuyun ve söylenenlere bakın, Adnan Veli'nin skeçleri geride kalır. O madde şöyle:

"Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak, vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz."

Buraya kadar böyle ve son yıllarda hep birlikte yaşadıklarımız da, ortada.

Aynı Anayasa maddesinin devamı daha da dikkat çekici:

"Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."

Çelişkisi ilk değil

Sözünü ettiği 138. madde kendisini de bağlıyor, bu madde "yürütme organı" diyerek, yürütmenin başı olarak, en çok da kendisini bağlıyor.

"Mahkeme kararlarına uyulacak!.."

Hani, nerede Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uymak?..

O kararlara daha yerel mahkemeler bile uymuyor.

Ve o kararlara uymayan yargıç ve savcılar hakkında, Adalet Bakanının başkanı olduğu HSK kılını kıpırdatmıyor.

Hem 138. maddeye gönderme yapıyor, hem o maddenin uygulanmayışına ses çıkarmıyor.

Siyaset dışı örnek

Siyaseti kapsayan kararların ötesinde...

Çok ilgisiz, enerji alında....

Örneğin, bazı yerlerde mahkemeler taş ocakları açılmasına ilişkin "yürütmeyi durdurma" kararları veriyor.

O kararın altından giriliyor, üstünden çıkılıyor, yürütmeyi durdurma kararına rağmen, o yerlerde taş ocağı yine de açılıyor.

Bölge halkı feryat figan, bu kez polis geliyor, kendi toprağına sahip çıkmak isteyen kadınları, hatta çocukları ite kaka engellemeye çalışıyor. O kadar çok örneği var ki...

Sözünü ettiği 138. madde "yürütmeyi de bağlıyor!.." Dolayısıyla, Enerji Bakanlığını da...

Hani, nerede?..

Çevresine "yes men" doldurdu

Bunca çelişki, bunca tutarsızlık...

Meral Akşener ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun dün yeniden altını çizdikleri gibi, "Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor", hem de ne savrulma!..

Kısa süre önce uluslararası bir dergide bir makele okudum. Makaleyi yazan belli ki, Türkiye'yi yakından izliyor. O yazının bir yerinde:

"Observers in Ankara believe Erdogan, who has surrounded himself with ‘yes men' in recent years..."

Yani:

"Ankara'daki gözlemciler Erdoğan'ın son yıllarda çevresini 'evet efendimcilerle' doldurduğuna inanıyor..."

Neden bu tiplerle dolduruyor?..

Çünkü, kimse itiraz etmiyor ya da edemiyor, o da bundan büyük haz duyuyor, rahat ediyor, en iyisini yaptığını düşünüyor, gerçekleri, olup biteni fark etmiyor.

Ettirmek isteyene de, Malatya'da olduğu gibi, "akşam eve ekmek götüremiyoruz" diyene de, "keyf çayı" tavsiye ediyor!..

Kimse uyarmadığı için kendine göre bir dünya kuruyor ve gerçeklerden hızla kopuyor.

Koparsa kopsun, bize ne!..

Öyle değil, olan hepimize oluyor!..  

Şekil 1, Anayasa madde 138. görüldüğü gibi!..

Bin türlü hukuksuzluk, bin türlü haksızlık!..

Yazarın Diğer Yazıları

Altın madalyalı saldırgan

Ezilenler hızla muhafazakârlığa kayıyor, eziklik güç gösterisine yol açıyor. Hazin ki, iktidarı onların desteği belirliyor!..

30 Haziran 1934 Berlin - 6 Ocak 2021 Washington

Bir anlamda: "Washington'da Uzun Bıçaklar Günü..."

Bahçeli’nin ezberi: O hain, bu terörist, şunlar kapatılsın

Günümüz Türkiye'sinde her eleştiri karşısında "düşman yaratmak" bir moda. Ülke böyle yönetiliyor