05 Aralık 2020

Döviz rezervleri... Olağanüstü iddialar...

Nereye gitti, kime satıldı bu dövizler?..

"250 bin dolara ev alana, Türk vatandaşlığınız bedava..."

Bu bir reklam panosu...

Nerede?..

İstanbul’da yeni havaalanı reklam panolarında...

Bir yabancı Türkiye’den 250 bin doları bastırıp ev aldı mı, ona "promosyon" olarak, Türk vatandaşlığı bedava!..

Ben "çağdaşlık" diye buna derim!..

Çeşitli ülkelerde benzer uygulamalar var. Ama, çoğunlukla oradaki vatandaşlık elde etme hakkı bu kadar ucuza gitmiyor. Olsun, "çağa ayak uydurmak" AKP usulü böyle bir şey.

Bu fiyat başka ülkelere göre neden düşük?..

Malum, bizde döviz nanay!.. Döviz stokları eriyor da eriyor, hatta Merkez Bankası döviz rezervleri eksiye düşüyor. Bu durumda "yabancılar için vatandaşlık fiyatı" ister istemez daha düşük kalıyor. 

Allah bereket versin

250 bin dolar düşük diye, burun kıvırmayın!.. Resmi rakamlara göre:

"Türkiye çapında yabancılara satılan konut sayısı şu anda 5.269."

En çok İstanbul’da.

Konutların hepsi 250 bin dolardan satılmış olsa, toplam 1 milyar 317 milyon 250 bin dolar elde edilmiş olur. Türkiye’nin dişinin kovuğuna gitmez yine de, şu zor günlerde "Allah bereket versin!.."

Bu arada elbette, 5.269 yeni vatandaşımız var!..

Dış borçta altıncıyız

Dövizler suyunu öyle çekiyor ki, her şey üst üste biniyor.

Örneğin, Türkiye’nin dış borcu, Ekim 2020 tarihi itibariyle, Dünya Bankası verilerine göre, 441 milyar dolar.

Dünyada 120 ülke arasında:

Türkiye en çok dış borcu olan altıncı ülke.

Dış borcun milli  gelire oranı itibariyle, Arjantinden sonra dünyada ikinci, o oran Arjantin’de yüzde 65, bizde yüzde 59 gibi çok yüksek bir oran.

Eldeki dövizler eriyor, bir yandan dış borç artıyor.

Özelleştirmeler

On sekiz yılda "60 milyar dolarlık özelleştirme geliri" de, cabası.

Sigara fabrikaları, şeker fabrikaları, elektrik santralları,  madenler, oteller, limanlar, makina - teçhizat, isim hakkı, çeşitli işletme ve tesisler özelleştiriliyor, yüz yıllık Cumhuriyet’in birikimleri satılıyor.

Savaş dönemleri dahil, Türkiye Cumhuriyet Tarihinin en ağır döviz bunalımı ile karşı karşıya.

Durmuş Yılmaz'ın tecrübesi

Yükselen döviz kurunu frenleyebilmek amacıyla Merkez Bankası’nın rezervlerinin satılması, sonunda eksiye düşmesi, muhalefet partilerinin ilgi alanında. Muhalefet bunun araştırılmasını istiyor.

O tartışmalar sırasında, şu anda İYİ Parti milletvekili, Merkez Bankası eski başkanı Durmuş Yılmaz’ın bir sözü var:

"Otuz beş yıl Merkez Bankası’nda çalıştım. Döviz kıtlığını yaşadım, sıfır döviz rezervine şahit oldum ama, eksi rezervi hiç bir zaman görmedim. Ama, AKP bunu becerdi."

Tecrübe konuşuyor.   

"Suç işlenmiştir"

Durmuş Yılmaz tarihe not düşülecek bu tespitinden sonra, çok daha önemli bir konuyu vurguluyor:

"Şu anda döviz rezervlerinin eksi 55 milyar dolar olması, tamamen yerindelik denetim yapmayı gerektiren bir husustur. Bu son derece önemlidir. Burada suç işlenmiştir."

Suç mu?.. Nedir o suç?..

Olağanüstü önemli bir iddia

Merkez Bankası bilançolarından yola çıkarak, Durmuş Yılmaz ortaya olağanüstü bir iddia atıyor:

"Merkez Bankası’nın yirmi iki aylık dönemde sattığı 128 milyar doların hiçbirisi, ‘Merkez Bankası sattı’ diye görünmüyor.

Görünmüyor ama, döviz satılıyor. Bir şekilde bir mekanizma var. Ertesi gün Merkez Bankası’nın bilançosunda döviz rezervinin azaldığı görülüyor." (TBMM 3 Aralık 2020 tarihli tutanak, s.22).

Ne?.. Döviz sattığı nasıl görülmüyor?.. Sattığı halde, neden görülmüyor!..

Bu nasıl iş?..

Nereye gitti, kime satıldı bu dövizler?..

Olağanüstü önemli bir iddia.

Durmuş Yılmaz devam ediyor:

"Niçin satıldı?.. Bundan kimler yararlandı?.. Siz bunu yapmazsanız, iktidar değiştiğinde kesinlikle araştırılacak ve sorumlular teker teker mahkemeye verilecektir."

İnsider trading

Meclis’teki aynı görüşmede CHP milletvekili Akif Hamzaçebi’nin dile getirdiği, bu iş yoksa:

"Piyasaya sürülen bu 128 milyar dolar kimlere gitmiştir?.. ‘İnsider trading’ dediğimiz, içerden bilgi öğrenen kişilerin bu dolarları alıp almadığını öğrenmek için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına ihtiyaç vardır." (TBMM tutanak, aynı yerde, s.21).

Komisyon filan elbette kurulmuyor. AKP - MHP ortaklığı bunun araştırılmasını istemiyor, normaldir!..

"İnsider trading", yani birileri döviz kurunun önce düşeceğini, sonra yükseleceğini öğreniyor. Buna göre, elindeki dövizi yüksek kurdan satıyor. Döviz düştüğünde, sattığı dövizden elde ettiği parayla düşük fiyattan bu kez normal olarak daha fazla döviz alıyor, aradaki farkı zahmete katlanmadan cebe indiriyor.

Bunu milyon ve milyon dolarlarla yapınca, kısa sürede, bazen on, on beş gün içinde, hiç üretim yapmadan, emek harcamadan dünyanın parasını kazanıyor. Çok karlı bir iş!..

Hamzaçebi ekliyor:

"Eğer her şey şeffaf olsaydı, Merkez Bankası döviz satışlarını ihaleyle yapardı. Kamu bankaları aracılığıyla yapılan satışlar ihalesiz yapılmıştır. Nasıl yapılmıştır, bu bilinmemektedir."

Yenir yutulur iddialar değil.

Ağbal bilgi verecek

İddialar karşısında AKP milletvekili Cevdet Yılmaz sade suya tirit türünde yanıt veriyor:

"Bunlar dayanaktan yoksun, suçlayıcı değerlendirmelerdir. Kurumlarımızın yıpratılması yanlıştır. Kurumlarımızın daha güçlü olarak, yola devam etmeleri gerekiyor. Merkez Bankamız da, görevini kanunda öngörüldüğü şekilde gerçekleştiriyor."

Cevdet Yılmaz ekliyor:

"Merkez Bankamızın yeni Başkanı ekibiyle gelip, Plan ve Bütçe Komisyonunda detaylı sunum yapacak." (TBMM tutanak, aynı yerde, s.26).

Ne kadar iyi!..

Naci Ağbal’ın o sunumunu ve komisyondaki tartışmaları Meclis TV keşke canlı olarak yayınlasa!.. Gerçeği hep birlikte öğrensek!..

Yazarın Diğer Yazıları

On büyükelçi: “İçişleri değil, hukuk meselesi”

Dışişleri Bakanlığı, “Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını” isteyen on büyükelçiyi Bakanlığa çağırarak, “bu bizim içişimizdir, bizde yargı bağımsızdır” masalını her zaman olduğu gibi tekrarlıyor ve “siz karışamazsınız, açıklama yapamazsınız” diyor. İrtemçelik örneğinde olduğu gibi, buz gibi açıklama yaparlar, orada İçişleri Bakanının görevi nasıl hatırlatılıyorsa, burada da “hukukun üstünlüğünün hatırlatılmasıdır, içişlerine karışmak değil”.

Bizi savaş yıllarındaki gibi “bir kış” bekliyor

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu günlerdir uyarıyor, “kara kış geliyor” diyerek. Vurguladığı “kara kış”, sadece soğuk ve yağışlı geçecek kış günleri anlamında değil, onu aşan “kömürü, elektriği ve doğalgazı kısıtlanacak, ciddi ısınma sorunları yaşanacak” bir kıştan söz ediyor. “Kış... Kara kış... Soğuk kış...” Erdoğan için geçerli değil. İşçi, memur ve emekli aylıkları al takke ver külah, uzun pazarlıklarla yüzde 4 - 5 artarken, Erdoğan’ın gelecek yıl aylığı “100 bin 750 liraya!” çıkıyor. Dört yılda kimin aylığı iki kat artıyor? “Sadece onun”.

“Şahsım” o üç (y’den) birini hatırlamadı bile

AKP 2002’de iktidara gelirken, ana sloganlarından biri şu: “Üç (Y) ile mücadele. Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar”. O üçünde de nerede olduğumuz belli.