16 Ekim 2016

Bu tablo çok baş ağrıtacak

Bu tablonun değişmesi gerek. Değişmesi için demokratik adımlara ihtiyaç var. Lafla değil, fiilen tabloyu değiştirecek adımlar.

Ülkenize dönünce, sizi tutuklarlar mı?”

Tehdit altında mısınız?”

Hayati bir tehlike ile karşı karşıya kalır mısınız?”

Binerce insan hangi ölçülere göre işlerinden atılıyor?”

Madem bu insanların tehlikeli olduğu biliniyordu, neden darbe girişimine kadar hiç bir şey yapılmadı?”

Bu işlerin siyasal bağlantıları ortaya çıkar mı?”

Burası Stockholm, İsveç’in başkenti. Avrupa Basın Konseyleri toplantısı, en az elli, elli beş ülke katılıyor. Avrupa dışından Avustralya, Pakistan, Güney Afrika Birliği de var.

Ayrıca AB, Avrupa Konseyi, AGİT ve UNESCO temsilcileri de toplantıya katılıyor.

 

Afrika ülkeleri gibi

 

Stockholm’de ele alınan konuların başında “basın ve ifade özgürlüğü” geliyor.

Kürsüye her çıkan, hangi ülkeden gelirse gelsin, söze “Türkiye” diye başlıyor, “Türkiye’de basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü artık son nefesini vermek üzere” diyenlerin biri iniyor kürsüden, diğeri çıkıyor.

Basın ve ifade özgürlüğü ile birlikte, temel hak ve özgürlüklerde bütün dünya sıralamasında Türkiye artık iyice gerilere düşüyor. Afrika’da haritada yerini bile zor bulabileceğiniz ülkelerle aynı sınıfta. Adını, sanını belki bir kez bile duymadığınız ülkelerle eş değer görülüyor.

Toplantıya katılan ülkelerin hiç birisi farklı düşüncede değil, Türkiye’yi hepsi böyle görüyor.

 

Dört ülkeden ilki

 

Avrupa Basın Konseyleri toplantısında Türkiye yalnız değil.

Basın ve ifade özgürlüğü kısıtlamalarında üç ülke daha var.

Rusya, Azerbaycan, Macaristan. Ama, birinci sırada Türkiye geliyor. En yoğun kısıtlama ve bunu izleyen gözaltı ve tutuklamalarda ilk sıradaki ülke Türkiye.

Bütün Cumhuriyet döneminde, doksan yıllık sürede Türkiye dünyada ilk kez bu biçimde anılıyor.

Böyle anıldığı için Stockholm’e giden Türk temsilcilerine, yazının girişindeki gibi, ürperten sorular soruluyor.

“Tutuklanır mısınız, hayati tehlikeniz var mı” gibi sorular. Çünkü, Stockholm’deki toplantıya katılmak bile, yabancılar açısından, Türkiye’de bir tehdit oluşturabilir mi, diye algılanıyor.

Sonra da, bol bol “demokrasilerde basın ve ifade özgürlüğü nasıl olmalıdır” diye yapılan konuşmalar. Türkiye’den gidenler basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün “nasıl olduğunu” gayet iyi biliyor. “Yaşamış olarak” biliyor.

Ya şimdi? Ya son bir kaç yıldır?

 

Bireysel ölçü

 

Roma Hukuku'ndan bu yana, evrensel hukukun en geçerli ölçülerinden biri, “cezanın şahsiliği”. Yani, suçlu kim ise, ona verilecek ceza, sadece o kişiyi bağlıyor. Bunu bilmek için ayrıca hukukçu olmaya gerek yok.

Stockholm’de bir de bu kuralın Türkiye’de çiğnenmekte oluşu üzerinde duruluyor. Bir gazeteci suçlu görülüyorsa, suç onun eşine ya da çocuklarına da yansıtılıyor. Onlara da, yurt dışına çıkma yasağı koymak, o kişinin birinci derece yakınlarını, eşini ya da çocuklarını işten atmak, gibi uygulamalar.

Herkes şu nooktada birleşiyor.

Bu acılar ne yazık ki, yaşanacak ve fakat bunların hepsi kesinlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden dönecek.

Dönecek ama, kim bilir ne kadar süre alacak.

Cezada bireysel ölçü, cezanın şahsiliği çoktan aşılmış bulunuyor. Sadece eş ve çoçuklar itibariyle değil, doğrudan tutuklu olanlar için de geçerli, “bir kişinin tutuklanmasında bireysel ölçü nedir”

sorusu. Uluslararası ceza normları, bireysel ölçüye bakıyor.

Ama, o ölçü şu anda Türkiye’de yok. Bu da, Stockholm’deki tespitlerden bir diğeri.

 

Türkiye için özet

 

Avrupa Basın Konseyleri toplantısında “Türkiye” denildi mi:

-Basın özgürlüğü askıda.

-İfade özgürlüğü askıda.

-Gazeteciler büyük baskı altında.

-İşsiz kalan gazeteci sayısı her geçen gün artıyor.

-Büyük ölçüde sansür işliyor.

-Tehlikenin büyüklüğü karşısında, gazetecilerin bir bölümü otosansüre başvuruyor.

-Tutuklu gazeteci sayısı hiç bir ülkede olmadığı kadar yüksek.

-Gazete ve TV olarak, kurumlar ilan ve reklam kısıtlaması, büyük rakamlara uzanan vergi cezası dahil, çeşitli baskılara maruz kalıyor.

Maalesef böyle.

Bu tablonun değişmesi gerek. Değişmesi için demokratik adımlara ihtiyaç var. Lafla değil, fiilen tabloyu değiştirecek adımlar.

Bunun ilk adımı da, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması.

Bu tablo Türkiye’nin başını çok ağrıtacak.

Bu bir tahmin değil.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Meral Hanım'ın demokrasiyle sınavı

AKP ve MHP’nin İYİ Parti’yi kaşıyacağı, dokunulmazlıklara “hayır” oyu verirse, onu “terör destekçisi” ilan edecekleri kesin. Buna karşı Meral Hanım'ın elinde vazgeçilmez bir koz var: Demokrasi!

Üç liralık peynir, beş liralık kıyma, asgari ücretlinin arabası!..

Otoriter rejimlerin tipik refleksi, "gerçeği olduğundan farklı göstermek, tam ters propaganda yapmak!.." Halkı bunlara inandırmaya çalışmak!..

AKP dağıldı!.. Hem de fena halde dağıldı!..

AKP'liler otomatiğe bağlamış, ister grup toplantısında, ister il kongresinde, ister herhangi bir toplantıda Erdoğan ne söylerse söylesin, doğru eğri, ne söylediğini anlamadan, alkışlar, alkışlar!..