20 Aralık 2014

Yarsuvat bir yalanın peşinden mi koşuyor, bir kulübün zenginliğini mi götürüyor?

'Yarsuvat, kendi zenginliği içinde kalmak isteyenlere, ihanet etmiştir. Olan biten budur'

Türkiye’de sanattan ekonomiye, spordan bilime tartışmasız geçen neredeyse tek bir konu bile yok. Kardelen misali ülkenin tek tük çıkartabildiği dünyaca ünlü müzisyenlerin sanatçılığından siyasal erke yakın durmadığı için şüphe edilmekten tutun da, bütün dünyanın tanıdığı en önemli ekonomistlere, birilerinin kuyruğuna bastığı için ‘sen de kimsin be adam!’ türünden eleştiriler getiriliyor.  Tartışmalı konuların ana eksenini siyasetten geçiyor.

‘Taraf olmayanın bertaraf’ olması gerektiğinin açıkça dillendirildiği ve uygulamasına geçildiği bir dönemde, futbolun nasibini almamasını düşünmek fazla iyi niyet olur.

15 Ocak 2011 tarihinde, Galatasaray’a, Ali Sami Yen arazisi karşılığında TOKİ tarafından yaptırılan Galatasaray Türk Telekom Arena Stadı’nın açılışında, dönemin TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın “Galatasaraylılar Ali Sami Yen’le ilgili kiracılık yükümlülüklerini bile yerine getiremezken bize geldi” diye başlayıp Özhan Canaydın hakkında sarf ettiği sözlerle fitili ateşlediği ve Recep Tayyip Erdoğan’ın stada girer girmez ıslıklanıp, yuhalanmasıyla, Galatasaray ve Erdoğan arasında kalın bir çizgi çekildi.

Bu kalın çizgi, Galatasaray yöneticilerinin uzlaşma çabalarına karşın hiçbir zaman incelmedi. Eski başkanlar Adnan Polat ve Ünal Aysal araya ‘hatırlı’ kişileri de sokarak, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu tayip etmelerine karşın Erdoğan bu talepleri hiçbir zaman kabul etmedi. Aynı dönem içinde Fenerbahçe taraftar gruplarının bile kendisiyle görüştüğü göz önüne alınırsa, Erdoğan’ın taraf olmayanın bertaraf edileceği söylemi daha iyi anlaşılıyor.

Galatasaray’ın Erdoğan’la yaşadığı uzaklık zaman zaman Abdürrahim Albayrak gibi isimlerle çözülmeye çalışılsa da, hiçbir zaman ‘normal’ denilebilecek çizgiye çekilemedi.

Tabii bu arada Galatasaray yönetiminin ‘nasılsa halledilir’ diye vergi borçlarını ödememesi 124 milyon TL’yi bulan vergi cezasının üstüne bir de 41,6 milyon dolarlık bir vergi borcu daha bindirdi. Kaba bir hesapla, Galatasaray’a devlet tarafından 220 milyon TL’yi bulan bir vergi borcu kesilmiş durumda. Galatasaray’ın mali durumuna bakıldığında 811 milyon TL gibi borcu bulunan kulübün, 220 milyon TL’lik vergi borcunu eklediğinizde, toplam borcun nasıl ve hangi imkânlarla ödeyebileceği koskoca bir soru işareti olarak duruyor.

Galatasaray’ın borçlarını bir tarafta tutalım ve devam edelim.

Sporda siyaset eksenli tartışmaların en büyüğünü şüphesiz 3 Temmuz şike süreci oluşturuyor. Bu süreçle ilgili son konuşan isim Galatasaray Başkanı Duygun Yarsuvat’tı. Milliyet gazetesi yazarı Atilla Gökçe’nin, Yarsuvat ağzından yazdığı, “Gülen grubu, Aziz Yıldırım’dan 50 milyon dolar istedi. Aziz Yıldırım da Fenerbahçe de bu parayı vermedi. Ondan sonra malum süreç başladı” sözlerine konunun muhatabı Aziz Yıldırım tarafından yalanlanırken, Duygun Yarsuvat ise ‘duydum’ diyerek, iddiasını yarım ağızdan sürdürdü.

Duygun Yarsuvat, Galatasaray Başkanlığı’nın yanı sıra, Türkiye’nin en ünlü ceza hukuku profesörlerinden biri. Yani ‘Cemaat Aziz Yıldırım’dan 50 milyon dolar istedi, Yıldırım vermeyince de 3 Temmuz başladı’ sözünü sıradan bir adam söylemiyor.

Peki ama neden?

77 yaşında, mesleki yetilerinden şüphe duyulmayacak, üstelik en büyük rakibinin yaralarından birine merhem olabilecek şekilde ve Aziz Yıldırım’ın bile yalanladığı bir iddiayı Duygun Yarsuvat sürdürmekte neden ısrarlı?

Duygun Yarsuvat, iktidar ve Gülen Cemaati arasında kanlı bıçaklı kavganın tam ortasında iktidara ışık yakıp söndürüyor. Taraf olmayanın bertaraf olduğu günümüz Türkiye’sinde, açık açık dile getiremediklerini, biraz mahcup biçimde ‘biz sizinleyiz’ mesajıyla veriyor ve geri adım atmayıp ‘Aziz Yıldırım bunları yalanlayabilir çünkü hâlâ tehlike altında’ diyerek, mesajını bir kez daha yineliyor.

Duygun Yarsuvat’ın bu iddiasını, algı operasyonlarının havada uçuştuğu, zamanlaması fazlasıyla ‘manidar’ olan bir dönemde okumak çok önemli.

Nâzım’ın söylediği gibi, “Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta.” İster kabul edin, ister etmeyin ama Galatasaray Başkanı Duygun Yarsuvat, ‘Cemaat-Aziz Yıldırım’ iddiasıyla ve o iddiayı sürdürerek, Galatasaray’ın teslimiyetini gözler önüne sermiştir.

Çünkü Galatasaray geçmişteki hatalarıyla artık savaşamayacak noktaya geldi ve bu savaştan en az hasarla çıkmanın çaresini aramaktadır.

Duygun Yarsuvat’ın bu açıklamalarını, Türkiye futbolunun nadir temiz ve şahsiyetli insanlarından biri olan Şenol Güneş en iyi şekilde açıkladı; “Bunu söyleyen hukukçu, kulüp başkanı. Ne zaman söyledi bunu, ne zaman şike süreci oldu. 4 yıl geçti, şimdi mi aklına geldi? Herkesin kirlenmesi isteniyor ve herkesin bu kirli surda beraber yaşaması isteniyor. Ben o suyun içinde olmak istemiyorum. Bana benim zenginliğim yeter.”

Yarsuvat, kendi zenginliği içinde kalmak isteyenlere, ihanet etmiştir. Olan biten budur. Keşke herkes Şenol Güneş kadar ‘zengin’ olabilse!

Yazarın Diğer Yazıları

Aile Şerefi'ndeki Oktay'la Fenerbahçe'nin yıldız ısrarı arasında ne gibi bir benzerlik olabilir ki...

"Hazır ülkede hukuk yoksunluğu varken, 'biz neden faydalanmayalım' diye düşünüyorlar olsa gerek!"

Beceremediği futbolda ısrar eden beceriksizler

Her şeyden önce Galatasaray kendine bir teknik direktör bulmalı zira o koltuk yaklaşık 3 yıldır boş duruyor.

Hakkımızı helal etmiyoruz Nihat Bey!

20 yılı bulan garantili ödemelerle, keyfiniz yerindedir. Kimsenin hakkını helal etmemesi sizin için büyük sorun olmasa gerek