20 Mart 2022

Hayat pahalılığında vatandaşla dalga geçiliyor

Bakan Nebati'nin orta oyununa çevirdiği ekonomi yönetimi, 'ahbap-çavuşu' kurtarmış olabilir ama bu hâli ile ilerlerse Türkiye'de yoksulluğu derinleştirme, yayma konusunda büyük başarı sağlayacak

Son 40 yılda hiç yaşanmamış bir deneyin içine atıldık. O da ülkenin ulusal parasının enflasyon karşısında göz göre göre eritilmesinin bizatihi siyasi tercihle yürütüldüğü bir süreç. Geliri, birikimleri, kötü gün ihtiyatlarını hızla yakıp kül eden bir yangın…

Hâlihazırda şubat sonu itibariyle yüzde 55 civarında olan son 12 aylık enflasyon, mart ve devamında yüzde 60'ı geçip yüzde 70'e doğru ilerleme resmi çiziyor.

Yasa gereği kendisine verilen görevi 'çöpe atıp', siyasi direktifle bu tabloyu yaratan Merkez Bankası yönetimi, hâlâ politika faizini yüzde 14'te tutup, kısa vadeli faizlerin ve de mevduat faizlerinin yüzde 17.5 seviyesinde oluşmasını sağlıyor.

Kurun sabit kalması, beklentilerin bozulmaması dahil en iyimser varsayımlar ve tahminle yılsonunda enflasyonun yüzde 40-45 gibi bir seviyeye gerileyeceği varsayılsa bile 10 aylık enflasyon yüzde 22 yapar. Bu durumda bile geliri ve mevcut tasarrufu TL cinsinden olan milyonlarca birey ve kurumun satın alma gücü erimiş olacak. Durumu ne olursa olsun buna "yoksullaşma" denir.

İşin gerçekçi tarafı, bu politika korunarak yılsonunda enflasyonun yüzde 40-45 aralığına gelme olasılığı, talimatla sayılara dokunacak müdahale dışında neredeyse çok çok düşük.

Son bir yılda ülkeyi yönetenlerin "ekonomimiz çok iyi", "şahlanıyoruz" söylemlerine güvenerek tasarruflarını TL'de tutan vatandaşlar büyük bir erimeyle, birikimlerinin, satın alma güçlerinin eksilmesine tanık oldular.

TL tasarruflarını son 1 yılda yaklaşık yıllık yüzde 20'lik bir TL faizi ile tutan tasarrufçular, şubat sonunda yüzde 55'e vuran enflasyonla, sahip oldukları TL varlıkların satın alma gücünü net yüzde 35 erittiler. Bu durum hala sürdürülüyor.

Buna örnek kurumsal fonlar da var. Eski merkez bankacı Dr. Hakan Kara Twitter hesabından İşsizlik Fonu'nun reel olarak küçüldüğünü hatırlattı.

Desen: Selçuk Demirel

Emeklilik fonları-İşsizlik Fonu eridi

Merak edip bakanlar, İşsizlik Fonu'nda 2022 Şubat itibariyle 94.9 milyar TL'Lik bir mali varlığı bulunduğunu, son 12 ay boyunca ortalama varlık değerinin de 90.4 milyar TL olduğunu bulacaklar. Fon'un İşkur web sitesindeki raporlarına göre, son 12 ayda fona sağlanan faiz geliri 15.7 milyar TL olmuş. Yani yüzde 17.4'lük bir faiz geliri sağlanmış. Bu da son 12 aydaki yüzde 54.4'lük enflasyon dikkate alındığında, SGK'ya kayıtlı tüm çalışanların ücretlerinin bir parçası olarak kesintiyle biriken bu fonun reel olarak 61.4 milyar TL'lik bir satın alma gücüne düştüğünü gösteriyor.

Bu durum, tüm TL varlık biriktirenler-tutanlar için böyle; faize dayalı TL olarak tutulan bireysel emeklilik fonlarına kadar.

Örnek gösterilenler yükseltiyor

Ankara, Ukrayna işgalinin de etkisiyle ortaya çıkan enerji ve gıda fiyat artışlarının Türkiye'ye de yansımalarını, eylülden bu yana nevi şahsına münhasır ekonomi politikasının getirdiği enflasyon yangınına bir kılıf fırsatı sayıp, dört elle yapıştı.

Yüzde 2-3'lük enflasyonu olan gelişmiş ülkelerin yüzde 5-7 gibi bir enflasyon seviyesini tedarik zincirindeki arz şoklarını dikkate alarak parasal sıkıştırmaya gitmeden beklemelerini bize örnek göstererek faiz indirimine giden Ankara, tam da bu ülkelerin faiz artırımına gittiği günün ertesinde faizleri değiştirmedi.

Son 1 hafta içinde ABD, Britanya, Brezilya, Tayvan merkez bankaları faiz arttırdılar. Amaç, enflasyonu frenlemek, kendi paralarının değerini, satın alma gücünü korumak.

Örneğin, ABD kendi parası doların değerini korumak için faiz arttırırken; Ankara, kendi parasını dolar satarak (doların değer kazanmasın diye) korumaya çalışıyor.

İşte bu akıllara zarar politika devam ettirilirken, politika faizi de değiştirilmedi.

'Ölme yoksulum, küresel barışı bekle'

Merkez Bankası'nın artık usulden göstermelik olarak yaptığı Para Politikası Kurulu toplantısı ardından yayımladığı metne göz atınca, yanlış mı gördüm diye tereddüt ettim.

Metinde, faizlerin neden sabit tutulduğuna gerekçe olarak şu cümleler yazılmıştı:

"Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın tesisi için atılan ve kararlılıkla sürdürülmekte olan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesi ve enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir."

Baz etkisini biliyoruz; geçmiş aylardaki yüksek artışlar son 12 aylık enflasyon hesabından düşünce yıllık enflasyon gerilemiş olacak. O noktaya gelince de "enflasyonu düşürdük" denilecek. Oysa bu politikayla enflasyonun baz etkisiyle düşme umudu bir hayal.

Asıl metinde toplumla dalga geçen bölüm, ülkedeki enflasyonun düşüşü için "küresel barışın tesisine" umut bağlanması.

Böyle, işini siyasi direktifle yapan, ama umudu da küresel barışa bırakan başka bir merkez bankası var mı, sanmıyorum?

Öyle ki; Merkez Bankası'nda siyasi direktifle alınan kararları kamuoyuna açıklamak için metne dökenlerin, bastığı para küresel rezerv para olan Fed'in bile faiz arttırdığını, gelecek tüm toplantılarda faiz artırmaya devam edeceğini, hatta pandemi nedeniyle büyüttüğü bilançosunu da küçülmeye başlayarak hatırı sayılır bir parasal sıkılaşmaya gideceğinden haberleri olmadığını kimse söyleyemez.

Daha ötesi, izlediği para politikası nedeniyle bastığı paranın değerini 'ağır çekimde tren kazası' gibi göstere göstere eritecek bir merkez bankasının politika yapıcıları oturup bu satırları yazdıktan dakikalar sonra, yine parası rezerv paralar içinde yer alan bir başka merkez bankası Britanya Merkez Bankası (BOE) da son 3 ayda üçüncü faiz artırım kararını ilan ediyordu.

Acaba neden hiçbiri "küresel barışın tesisine" fırsat vermeden faiz artırmışlardı ki?

"Müjde kurtardık sizi"

Ankara hala enflasyonda, döviz kurunu döviz satışıyla kontrol edebileceği, fiyatları kontrol timleri ile baskınlar yaparak kontrol edebileceği çerçevede anlatıyor.

Bakan Nebati, ise toplumla dalga geçmeyi sürdürüyor: "Faiz ve kur odağında sığ bir alanda sıkışan Türkiye ekonomisini kurtardık. Enflasyon mücadele alanımız. Fiyat istikrar komitesi, gıda komitesi ve ekonomik koordinasyon kuruluyla adımlarımızı atmaya devam ediyoruz."

Bakan Nebati, birazcık refah ve güvence arayışında olan toplumu, gelirlerini ve birikimlerini reel olarak eriterek nasıl 'kurtarmış'? Enflasyonla bu şeklide nasıl mücadele etmiş anlaşılır gibi değil?

Bugünden görünen şu; küresel emtia ve enerji fiyatları, küresel ekonomi geniş çapta etkili olabilecek bir durgunluğa evrilmediği sürece Türkiye ekonomisini her alanda etkileyecek. Ödemeler dengesinde, enflasyonda, bütçe açığında ve muhtemelen ekonomik büyümede.

ABD Merkez Bankası Başkanı Powell, faiz artışlarının olası patikasını çizerken, durgunluk getirmeyeceğini de vurguluyordu. Daha fazlası, Fed'in çizdiği patikada yılsonuna kadar 0.25 puanlık 6 faiz artışı ve yüzde 2'lik bir politika faizine erişme görünümü varken, muhtemeldir ki bu faiz artışlarının belli bir aşamada 0.50 puana çevirme planı da olmalı. Bir de bilanço küçültme planı da eklendiğinde, Türkiye'nin içinde bulunduğu tüm çevre ülkelerde faiz artışlarının hızlanacağını kestirmek güç değil.

Ödemeler dengesinin enerji faturası ve turizm kaybıyla hızla bozulacağı çok açıkken, tüketilerek hatıra binaen alınan swaplarla makyajlanan döviz rezervleriyle TL'yi korumak mümkün değil. Geçmişte eritilen '128 milyar dolar' deneyimi bunun kanıtı.

Bakan Nebati'nin orta oyununa çevirdiği ekonomi yönetimi, 'ahbap-çavuşu' kurtarmış olabilir ama bu hali ile ilerlerse Türkiye'de yoksulluğu derinleştirme, yayma konusunda büyük başarı sağlayacak.

Umarım bu 'ağır çekimde tren kazasına' tanıklığa uzun süre devam etmeyiz.

Yazarın Diğer Yazıları

4 ayda 30 milyar dolara ne oldu?

Arka kapıdan rezerv satışı, kötü yönetimin, riskli 'icadın' hasarının, bir içi boş teorinin yanlışlığının üstünü örtmek için yapılıyor artık

En pahalı 'manda edebiyatı'

5 buçuk ay önce ‘Enflasyonu patlatırsınız' uyarısı yapan iktisatçıları ‘mandacı’ diye etiketleyen Ankara siyasetinin, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısına düşen halka manda yoğurdu tavsiye etmesinden daha büyük bir kara mizah olabilir mi?

Şarabın güdük ekonomisi

Tarım ve ticaret politikasını yürütenler halâ “sofralık üzümü kurut, sat” basamağında kalmış durumda. Ancak hamasi konuşmalarda ‘katma değerli ihracat’ söylemiyle şampiyonluğu ise kimseye bırakmıyorlar