18 Nisan 2024

Kobani duruşmasında umut yeşerten tek hamle "yeni CHP"den geldi!

Kobani davasının geleceğe dair umut yeşerten hamlesi, CHP’nin duruşmayı izlemek üzere bir heyet yollaması oldu. Yeni CHP, "Barış masası olacaksa kimse bu masa için Erdoğan’a mecbur değil" mesajı vermeye devam ediyor. Umarım bu tavrı tüm siyasi tutukluların davalarında da gösterirler…

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü önünde açıklama yaparken.

Dün sabah saatlerinde gazeteci milleti topyekûn sağdan sola geçtik ekranların, klavyelerin başına.

Kobani duruşmasından çıkacak "ara karar"ı bir politik süreç belirleyici olarak okumak üzere, her birimiz heyecanla beklemeye başladık.

Beklediğimiz şey iki dudak arasından dökülecek -gerçek manada iki dudak- ve önümüzdeki sürece dair "niyetleri" açık edecekti.

Elbette kimse Tayyip Erdoğan'dan demokratik ve köklü bir düzelme bekleyemezdi, yaşadıklarımız ortadayken bu beklentide biraz delirmişlik düzeyi de olurdu!

Ama, umutlandık, yalan yok!

Duruşmadan sadece birkaç saat önce bir yandaşın kaleminden "siyasi rehineliklerin son bulmasına" ilişkin bir yazı da okumuştuk üstelik.

Karar duruşması olması beklenen duruşma öncesinde son anda "karar duruşması olmaktan çıkarılmıştır" açıklaması da yapılmıştı.

Son derece şüpheye açık bir "duruşma dönüşümü"ne de tanıklık etmiş olduk.

Duruşmaya saatler kala yaşanan bu gelişmeler "tepki kontrolü" olarak yorumlandı…

Bu yorumlar bizlerin de bekleyiş heyecanını arttırdı.

Meslektaşlarla telefon trafikleri yaşandı, olabilir miydi bu?

Çocuksu bir saflığa mı kapılmıştık yine?Duruşmadan tahliyeler çıkması mümkün müydü?

Hemen şimdi olabilir miydi bu?

Böylece, bir anda…

Tayyip Erdoğan kendisine ve partisine kaybettirdiklerini Kürtler üzerinden başlatacağı ve tüm siyasi tutukluları kapsayacak bir "barışma süreci"yle mi yeniden toparlamayı hedefliyordu?

Selahattin Demirtaş'la husumet çok şahsi, o yüzden belki o değil ama misal Gültan Kışanak çıkabilir, gibi yorumlar yaptık.

Tek bir adamın ayakta kalma mücadelesi için bile olsa, cezaevlerindeki "intikam tutsakları" salıverilecekse, memnuniyet duyarız, umut dolarız, coşar, taşarız!

Ama işte…

Koskoca bir siyasi parti, parti başkanı, onlarca milletvekili, belediye başkanı yıllardır, -üstelik bir kısmı uzun tutukluluk süreçlerini de aşmış- işte tamamen bu tarz, anlık, saniyelik bir "politik kurgu" değişikliğine bağlı olarak hücrelerde tutulmakta.

Ani bir değişimle sonlanacak bir hapis hayatı düşünün.

Her an her şey olabilir ama hiçbir şey de olmayabilir…

Yarın omuzlarda da olabilirsin, bir hücrede de!

Tabii bu da düpedüz bir işkence biçimi!

Kürtler de, yaşadıkları zulümler de hep "siyasi yaşam butonu"na bağlı konular olmuştur Türkiye'de.

Her an yeniden basılabilir o butona, butona basıldığı anda da iklim nasıl değişiyor bir anda, defaatle gördük yaşadık.

Dün o butona yine basılmadı.

Siyasi iklim değişikliğinden Kürtlerden yana bir hamle çıkmadı.

Ama çıksaydı biliyoruz ki bugün cezaevinde yargılananlar yarın omuzlarda taşınacaktı.

Bugün önemsenmeyen mağduriyetler yarın manşetlerdeydi.

SEGBİS'le duruşma salonuna bağlanan Selahattin Demirtaş yine bağlamasıyla ana akım kanallardaydı.

Yine Kürtçe öğrenme çabasına giren aydınlarımız, yine "Kürt siyasi oluşumunun protokol listelerine girmek" için yaşanacak arbede…

Yaşadık, hepsini biliyoruz.

Bunu Tayyip Erdoğan da, bizler de, tahliye bekleyenler de çok iyi biliyor.

Bu duruşmanın bana göre en olumlu ve geleceğe dair umut yeşerten hamlesi CHP'nin duruşmayı izlemek üzere Sincan Cezaevi'ne bir heyet yollaması oldu.

"Yeni CHP", barış masası olacaksa kimse bu masa için Tayyip Erdoğan'a mecbur değil, mesajı vermeye devam ediyor gibi görünüyor.

Umarım bu tavrı tüm siyasi tutukluların davalarında da gösterirler.

Ve umarım geçmiş deneyimlerden yola çıkar ve "terörle yan yanasın" sopasından korkup savrulmazlar.

Türkiye'nin ana muhalefet partisi olan bir yapı yaşanan tüm hak ihlallerine sahip çıkmalıdır.

Bu hem süreçleri hızlandırır hem oksijeni arttırır!

16 Mayıs'ta Kobani davasının karar duruşması olacak. Hepimiz, tüm ülke bir arada adalet talep edersek başarabiliriz!

Tuğçe Tatari kimdir?

Tuğçe Tatari, 1980 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Akademi Radyo Televizyon mezunu.

Gazeteciliğe 2000 yılında Habertürk'te muhabir olarak başladı. 2004 yılında Vatan gazetesine geçti. Gazete, dergiler ve ekler olmak üzere, dört yıl muhabirlik yaptı. 2009 yılında Akşam gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Güncel konulara, sosyal hayata ve popüler kültüre dair eleştirel yazılar yazması için aldığı köşe yazarlığı teklifini kabul ettikten bir sene sonra siyasi yazılar yazmaya başladı.

Akşam gazetesine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu TMSF'nin devlet adına el koymasının ardından, 2013 Haziran ayının sonunda Gezi Parkı olaylarına "mesafeli" durmadığı gerekçesiyle işten çıkartıldı. "Eski ana akım medyada yasaklı" konumuna gelen ve izleyen dönemde T24'te yazmaya başlayan Tuğçe Tatari'nin, Kürt sorununu ele aldığı ve halen "yasaklı yayınlar" arasında bulunan "Anneanne Ben Aslında Diyarbakır'da Değildim" adlı bir kitabı bulunuyor.

Yazarın Diğer Yazıları

O halde seçmene soralım; Kemal Kılıçdaroğlu'ndan razı mısınız?

Kılıçdaroğlu'nu CHP'de kim hançerlemiştir veya hançerlenmiş midir bilemem; zira kendisi sonuç itibarıyla o kadar başarısız bir Genel Başkan oldu ki, onu hançerleyenler, sadece hâlâ bir şansı olduğunu sanmasını sağlayanlar olabilir, diye düşünüyorum… Bir hançer durumu söz konusuysa, bu hançer ancak ve ancak seçmenin sırtına saplanmış olabilir...

Muhalif medyacıların "ben neden o uçakta değildim" konulu cinnetlerini utanarak izlemekteyiz

 Harcamasını yapamayacağı geziye katılmayan gazetecilik anlayışına elbette saygı duyarız, ancak haber motivasyonuyla siyasetçiler tarafından ağırlandığı geziye katılanları da peşin peşin yargılamamalıyız…

"Siyasi rehineler"e tahliye umudunu yeşerttiğimiz bu sanrılı günlerde "ajanlık" suçlamasıyla hepimiz cezaevlerine mi tıkılacağız?

Bu karanlıkla 22 yıllık deneyimimiz var, kolay değil!.. Ama inanıyoruz; hava ılımlı! Ama inanıyoruz; barış olabilir! Ama inanıyoruz; siyasi davalardan tahliyeler çıkabilir! İnanırken inanırken bir bakmışız ki "ajan bile" oluvermişiz! Olmadığımız da bir o kalmıştı zaten…