10 Ekim 2019

Hani bir çocuk ölünce tüm dünya utanırdı?

Barış istemek cesaret ister, ama onurlu bir eylemdir

Geçen hafta yine bir haberle sarsıldık. "Sarsıldık" diyorum çünkü memlekette  hâlâ o haberin dokunduğu yürekler olduğuna inanıyorum... İnanmak istiyorum.
Geçen hafta Kocaeli'nde 9 yaşındaki Vail El Suud adlı Suriyeli bir çocuk kendisini asarak intihar etti.
Bir mezarlığın giriş kapısına astı kendisini.
Kendisini herkesin görebileceği bir yere, ibret-i âlem olsun, dercesine astı.
Ailesi malum; savaştan kaçmış.
Ve topyekûn 'gidin buradan' baskısıyla yaşıyorlar-yaşamaya çalışıyorlar.
Ailenin iddiasına göre Vail okulda dışlanıyor, tartaklanıyor hem öğretmenlerden, hem öğrencilerden kötü muamele görüyor.
Milli Eğitim Bakanlığı'na göre bu iddialar asılsız. Aksine  herkes 9 yaşındaki Suriyeli çocuğu çok seviyormuş deniyor.
Sanki biz bu ülkede Suriyeli çocukların ne kadar sevildiğini bilmezmişiz, Suriyelilere nasıl yaklaşıldığından habersizmişiz gibi...

Bir çocuk ölünce dünya utanırdı, biz öyle bilirdik.
Şimdilerde sadece bir günlük yapay gündem oluyor çocuk ölümleri.
Bir iki twit, bir dramatik arka plan müziğiyle bülten haberinden öteye geçemiyor hiçbir ölü beden.
Bir çocuk öldüğünde insanlık ağlardı
Öyle inanmıştık biz.
Oysa şimdilerde çocuklar ölüyor,
Kimse ağlamıyor bile.
Bir iki 'Suriyelilere düşman davranışı kınayan' mesajdan hemen sonra yapılan toplantılarda yüzlerce çocuğun ölümüne, ölmeyenin de sürünmesine-süründürülmesine sebep olan savaş destekleniyor.
Buna da siyaset deniyor!
Siyasetçi deniyor!
Kendisine muhalefet diyen partilerce 'savaşa tam destek' oyları havalarda uçuşuyor.
Çocuklar öldü diye utanmayı bırak, çocuklar ölmesin diye 'savaşa hayır' diyenler vatan haini ilan ediliyor.
Tüm bunlar olurken kimse utanmıyor.
Kimse 'yahu daha fazla insan ölmesin' demiyor.
Kimse 'yeter' demiyor.
Hep bir makul gerekçe, hep bir faşizan söylem, hep bir 'sözde kan akıtmaya hazır yiğid'i uyandıracak oyun, hep bir düşman hazırda bekliyor ve yine o asla buluşamayan kutupları; sözde solu-sözde sağı savaş çığırtkanlığında buluşturuyor!
Oysa daha utancımız bir haftalık, taptaze.
Daha yasımız bitmedi.
Daha küçücük bir çocuğu, bir savaş mağdurunu ölüme itişimizle yüzleşemedik.
Hani ölen çocuk için duracaktı, soluksuz kalacaktı, kalbinden vurulacaktı dünya...
Hani gözyaşlarımızda boğulacaktı bu ölüme sebebiyet verenler.
Ne oldu şimdi?
Yetmedi mi Vail El Suud'un ve yüzlercesinin minicik bedeni.
Daha da mı fazlası gerekti?
Gerekçelerin hepsi boş, inandırıcılığı kalmamış.
O yüzden öze bakalım lütfen.
Savaş demek ölüm demek.
İnsanların ölümüne el kaldırmayın.
Barış istemek cesaret ister
Ama onurlu bir eylemdir.
Barışa el kadırın efendiler.
Ne olursa olsun koşulsuz barış için çabalayın.
Solun da sağın da tüm insanlığın da tek kurtuluşu barıştır efendiler.
Yapmayın.
Savaşla yan yana yer almayın.
Veballerinizi arttırmayın!

Yazarın Diğer Yazıları

Asker selamı, işte bütün mesele bu

Diyorum ya hep; barış istemek cesaret gerektirir ama onurlu bir eylemdir!

Alt tarafı bir kadın ölmüş, üstelik göçmen ve işçi!

Milletin seçtiği vekil pek tabi 'aslında ne yaşanmıştı'yı anlatmak için parmağının ucunu bile kıpırdatmaya tenezzül etmez!

Tansu Çiller sahnede yerini almışken hatırlayalım; Türkiye'nin paralel devlet alışkanlığı

'Çillerli yıllar' çok karanlık ve kanlı günlerdi. Ve o karanlık hiç aydınlanmadı…