13 Kasım 2019

Türkiye’nin başındaki yeni dert: Yabancı terörist savaşçıların ülkelerine iadesi

IŞİD’lilerin iadesi konusuna geldiğinde Batı dünyası oralı olmak bir yana, uluslararası yasa ve sözleşmeleri görmezden geliyor

Soçi Zirvesi sonrasında Suriye’deki askeri ve diplomatik süreç farklı bir boyuta taşınırken, Türkiye yeni bir sıkıntı ile karşı karşıya kaldı.

Aslında; başlayan yeni sorunla ilgili ilk fişeği “Kimsenin DEAŞ oteli değiliz” diyerek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu attı. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, benzer açıklamalar yaparak Türkiye’de yakalanan yabancı terörist savaşçı'ların (YTS) ülkelerine sınır dışı edileceğini bildirdi.

Erdoğan, aynı konuda ABD’ye giderken “Biz bunları göndermeye devam edeceğiz. Almışlar almamışlar, bunlar bizi pek de ilgilendirmiyor" değerlendirmesiyle vitesi yükseltti.

Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin yeni sorunu “eldeki IŞİD üyesi YTS’lerin ülkelerine gönderilmesi” oldu.

Suriye konusunda bir yandan askeri ve uluslararası diplomaside yer tutmak amacıyla çaba harcayan Türkiye, diğer yandan da halen geçici barınma merkezlerinde tutulan YTS’leri ülkelerine gönderip kurtulmaya çalışıyor.

İlk olarak bir ABD’li, bir Danimarkalı bir de Alman vatandaşı olan IŞİD’li üç YTS, sınır dışı edildi. Yunanistan’a sınır dışı edilen YTS, Yunanistan’ın sınır dışını kabul etmemesi üzerine “tampon bölgede” bekliyor. Diğer ikisi, ülkelerinin güvenlik makamlarınca teslim alındı.

***

Şimdi biraz geriye, Suriye’deki iç savaşın başladığı döneme gidelim.

Şam yönetiminin fitilini ateşlediği iç savaş sonrasında ortaya çıkan IŞİD adlı radikal İslami terör yapılanması önce bu ülke topraklarında nefes alma imkânına kavuştu. Ardından, bu kez dünyanın dört bir yanından IŞİD’e katılımlar olmaya başladı.

Özellikle internet üzerinden yapılan örgüt propagandasıyla binlerce insan yaşadıkları topraklardan Suriye’ye doğru akın etti.

Bu gelişlerin büyük bölümü Türkiye üzerinden oldu. Katılımlar sırasında kimi ailesiyle topluca, kimi tek başına, kimi yasal yollardan, kimileri de yasa dışı biçimde Türkiye’den Suriye’ye geçti.

Aradan zaman geçti, Suriye’de başlayan yeni süreç doğrultusunda IŞİD, her geçen gün kontrolündeki toprakları ve gücünü yitirdi.

Şam rejiminin 2016’dan itibaren elinden çıkardığı topraklarda yeşeren IŞİD’den geçen yıldan itibaren kopmalar başladı. İlk yıllarındaki uluslararası katılımları giderek azalan örgütte gerek YTS olarak silahlı faaliyet gösteren, gerekse YTS’lerin aileleri olarak cephe gerisinde yaşam mücadelesi veren örgüt üyeleri, geriye dönüşe başladı.

Çoğunluğu IŞİD saflarında savaşırken ölen YTS’lerin eşleri ve çocukları olmak üzere pek çok IŞİD’li yasa dışı yollardan Kuzey Suriye – Türkiye hattının kullanarak ülkeye giriş yaptı. Bu girişler geçen yıldan itibaren hızlandı.

* * *

Türkiye açısından tablo böyleyken, güney sınırından ülkeye giren erkek, kadın ve çocuklardan oluşan IŞİD’lilerin durumu yavaş yavaş sorun olmaya başladı.

Bu durumu anlatabilmek amacıyla örnek üzerinde gitmekten fayda var.

Şöyle ki, Türkiye, yasadışı biçimde Suriye’ye geçmiş ve yakalanmış ya da geri gelirken ülke sınırında yakalanmış kendi vatandaşlarını “örgütsel faaliyet” kapsamında yargılayıp cezalandırıyor.

Buna karşın YTS’lerde durum farklı. Türkiye’ye yasadışı girerken ya da girdikten sonra yakalanarak gözaltına alınan IŞİD’linin öncelikle arşiv taraması yapılıyor. Eğer, Türkiye’de gerçekleşmiş bir terör eylemine karışmışsa, Türk Ceza Yasası’na göre yargılanıp cezası veriliyor ve sonrasında cezaevine konuluyor.

Fakat Türkiye’de herhangi bir olaya veya eyleme karışmayan IŞİD’liye “vize ihlali” eyleminde adli işlem yapılıyor. Bu suçun Türk Ceza Yasası’ndaki karşılığı para cezası. Parası olan örgüt üyesi, bu cezayı öderse Türkiye’ye girişine belirli bir süre yasak konulurken, cezayı ödeyemeyen IŞİD’li ise, Türkiye’ye girişi tamamen yasaklanıp alıkonuluyor.

Alıkonulan IŞİD’li ya da IŞİD’liler, bu işlemler sırasında ve sonrasında Göç İdaresi’ne bağlı Gaziantep veya Şanlıurfa’daki geçici barınma merkezlerine yerleştiriliyor.

Bu merkezler bir cezaevi değil, ancak Suriyelilerin kullandığı türden bir yaşam kampı da değil. Kişisel güvenliklerinin sağlandığı ve giriş çıkışların son derece zor olan bu kamplarda kalanların tüm bakımları Türkiye tarafından karşılanıyor. IŞİD’liler burada, sınır dışı edilmek için barındırılıyor. 

Bu arada haklarında adli ve idari işlem başlatılarak sınır dışı edilmek amacıyla barınma merkezlerinde alıkonulan ve kimlikleri netleştirilen örgüt üyeleriyle ilgili olarak vatandaşı olduğu ülkelerle yazışmalara başlanıyor.

***

İşte Türkiye’nin yeni sorunu bu yazışmalar sırasında başlıyor. Özellikle son dönemde Türkiye sınırları içinde yakalanan YTS veya YTS aileleriyle ilgili yapılan yazışmalarda, karşıdaki ülkeler deyim yerindeyse “üç maymunu” oynamaya başladı.

Mesela, Fransa. IŞİD üyesi olduğu gerekçesiyle Interpol’ün kırmızı bülteniyle tüm dünyada iade edilmek koşuluyla aradığı vatandaşlarından bazıları Türkiye’de yakalandı. Yazışmalara başlandı, ancak Fransız makamları adeta kapı duvar. Kırmızı bültenle aradıkları vatandaşlarının iade edilmesi için Türkiye’nin başlattığı girişimlere dönüş yok.

Bu süreç içinde özellikle Avrupa ülkelerinin, yakalanarak haklarında karşılıklı yazışmalar başlatılan vatandaşlarının ülkeye iadesini önlemek için “vatandaşlıktan çıkarma” formülünü uygulamaya başlamaları, yeni durum olarak karşımıza çıkıyor artık.

Çatışma bölgelerine gidişler başladığında yine özellikle Avrupa ülkelerinin ilginç bir uygulaması vardı. Ülkeler, çoğunlukla Interpol üzerinden gönderdikleri mesajlarda, Suriye’ye gitmek için ülkeden ayrılan vatandaşlarının kimliklerini ve geliş bilgilerini paylaşarak bu isimlerin yakalanmalarını talep etti.

Bu uygulama uzunca bir süre devam etti. Böylelikle bu ülkeler, kendi topraklarındaki radikal unsurların yavaş yavaş temizlenmesini sağlayıp, sınır kapılarında yakalanan IŞİD şüphelilerinin Türkiye’de kalmasını sağladılar.

Halen Türkiye’de resmi sayılara göre “iade edilmeyi bekleyen” iki bin dolayında YTS bulunuyor. Bu rakamlar büyük oranda Avrupa ülkeleriyle bağlantılı olanlar. Yanı sıra bir de diğer dünya ülkelerinin mesela Kuzey Afrikalılar var, kimisi Rus, kimisi Çin pasaportu taşıyanlar var. Bunların sayısı ne kadar bilinmiyor, henüz.

Madalyonun diğer yüzünde ise farklı bir durum var. YTS olarak Suriye’ye gelip IŞİD içine girenlerin ne kadarı gerçekten IŞİD gönüllüsü, ne kadarı istihbaratçı? Bilinmiyor.

Bir dönem, MİT aracılığıyla yapılan ikili görüşmelerde bazı ülkeler kimi vatandaşlarının iadesini kabul etmişti. Bu durum, yukarıdaki soruyu anlamlı kılıyor kanımca. Ancak, şimdilerde bu yol da kapalı.

Hatta AB Dış İlişkiler Konseyi Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, birkaç gün yaptığı bir açıklamada, çatışma bölgelerindeki IŞİD’lilerin vatandaşı oldukları AB ülkelerine iadesi hakkındaki bir soruyu yanıtlarken, “Bölgede savaşmış AB vatandaşı IŞİD’lilerin iadeleri, üye ülkelerin yetki alanına giriyor. Her ülkenin bu konuda kendi mevzuatları var. Avrupa Birliği olarak, üye ülkelere işbirliği için yardım edebileceğimizi daha önce aktarmıştım” demişti.

Süreçte, IŞİD’lilerin iadesi konusuna geldiğinde Batı dünyası oralı olmak bir yana, uluslararası yasa ve sözleşmeleri görmezden geliyor.

Sonuç olarak, ülkelerine alınmayan YTS’ler ve aileleri, yeni bir süreç başlayıncaya kadar Türkiye tarafında ikamet etmek zorunda kalacak.

Bu durum da Suriye’de yaşananların bir başka sonucu veya yansıması olarak karşımıza çıkacak.

TIKLAYIN - Uygur Türkü’nün katil zanlıları Yabancı Terörist Savaşçı çıktı

Yazarın Diğer Yazıları

FETÖ’nün suç sayılmadığı dönemdeki Askeri Lise Sınavları sonuçları!

Sınav sorularının çalınmasıyla, sınavı başarmış gibi görünerek TSK mensubu yapılan yaklaşık 7 bin 700 öğrencinin ilk ve orta öğretim geçmişlerinin askeri lise sınavlarını desteklemediği tespit edildi

Zindaşti ve FETÖ bağlantıları

Bir uyuşturucu kaçakçısı, yıllar önce Atina’da kendisinin de ortak olduğu bir tondan fazla uyuşturucuyu yakalayan ABD kurumunun temsilcisi ile kendisini gizli tanık yapan sistemin savcılarından birisiyle adliyedeki odasında hangi amaçla bir araya gelir?

Yargı-siyaset-polis üçgenindeki isim Zindaşti'ye köstebeklik yapan polisler

Bu durum, 1990'lı yılların sonlarını hatırlayanlar için Susurluk sürecini akıllara getiriyor