05 Eylül 2019

"Siz saltanatta bîhaberâne, halk ateş içinde pejmürîde!"

İmamoğlu'nu "pejmürde etme"yi geçin bir kalem! Sizin devri iktidarınızda pejmürde olmuş halk, onu payidar etti...

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik "Seni pejmürde ederiz" sözleri üzerine iki gündür yazılmayan-söylenmeyen kalmadı. O yüzden bir de ben şimdi bu yazıyla herkese daral getirme kaygısı taşımıyor değilim!..

Ama söz konusu hadisede İçişleri Bakanı'nın sözlerinden çok, onun yaptığı konuşmayı izlerken yüzündeki ifadeye takıldım ben…

Ve oradan hareketle konuya kendimce biraz farklı bir yaklaşım sergilemek istiyorum.

Şimdi lütfen Soylu'nun konuşmasını bir de bu açıdan izleyin ve "pejmürde ederiz" dedikten sonra onun yüzünde, özellikle gözleriyle üretmeye çalıştığı "korku efekti"ne dikkat edin!..

O "efekt" size ne kadar hakiki geliyor veya aksi istikamette ne kadar yapay ya da yapıntı geliyorsa, bu sözlere değer ve önem de ona göre biçilebilir.

"Efekt"i hakiki mi buluyorsunuz, o zaman korkun!..

"Efekt" zorlama, yapay, yapıntı mı geliyor size?.. Öyleyse gülün geçin.

Yani karşı karşıya olduğunuzun ne kadar gerçek ne kadar "gösteri" (şov) olduğu üzerine bir iyice düşünün!..

* * *

Soylu'nun İmamoğlu'na yönelik ve devletin topunu, tüfeğini, kolluk kuvvetini arkasına alarak sarf ettiği sözler sonrası onun geçmişte aynı düzeyde ve tonajda sözleri Tayyip Erdoğan'a yönelik de sarf ettiğine dair kayıtlar sular-seller gibi aktı gitti iki gündür sosyal medyada.

Demek ki Erdoğan akıllılık etmiş, karşısında ona böylesine bağırıp çağıran bir ismi yanına çekmiş ve şimdi o isim Erdoğan'ın karşısındaki herkese bağırıyor.

Tabii bu, onun yarın kimin yanında olup kime bağıracağının da hiç mi hiç belli olmadığını herkese düşündürüyor.

* * *

Peki, Soylu neden bağırıyor ya da böyle hep yüksek tonajlı bir sesle herkesi, hepimizi tedip ediyor, tekdir ediyor, tehdit ediyor; tabii kendince vatan-millet adına?..

En kestirme cevap, belki biraz da tabiri amiyanesiyle, "Bu millet bundan anlar, adam dediğin yeri göğü inletecek, kodu mu oturtacak" şeklinde verilebilir herhalde…  

 Öyle ya, geleneksel-pastoral ataerkilliğin temel prensibi olarak karşımızda duran bir anlayış ve tutumla "adam" dediğin de "bakan" dediğin de "başkan" dediğin de yumuşak olmaz, sert ve şedit olur.

Bu, "erkek olmak" kadar, devlet olmanın ve "devletli" olmanın da baş kuralıdır diye düşünülür ve davranılır bu topraklarda.

Gel gelelim, böylesi "Soylu-vari" şekilde önüne gelene bağıran, tehdit yağdıran, parmak sallayan devlet erbabını gördükçe zihnimin bir köşesine çok uzun yıllar önce Çetin Altan'ın bir yazısından işlenmiş şu sözü de hatırlamadan edemem ben:

Güçlü devlet, sağlam bir mideye benzer. Yaşarken varlığını hiç hissetmezsin!..  

* * *

Süleyman Soylu, bize yaşarken devletin varlığını sesiyle-sözüyle, jestleri-mimikleriyle her an, her saniye, her daim hissettiren bir resmî şahsiyet.

Seçilmiş olanlara ve de onları seçenlere her an, her saniye, her daim tehditler savuran bir devlet adamı.

Canının da malının da güvenliğinden sorumlu olduğu insanlara, toplumun azımsanmayacak bir bölümünü oluşturan yurttaşlara, "terörü destekleme", "terörle iş birliği" yahut doğrudan "terörist" yaftalarını yapıştırarak onların canını, malını namusunu her an, her saniye, her daim tehdide açık hale getiren bir İçişleri Bakanı…

* * *

Doğrudur, çağımızda küresel-kapitalist sistemin krizinin süreklilik kazanmasıyla bağlantılı olarak dünyanın pek çok yerinde, gelişmiş "merkez" ülkeler de dâhil, yükselişte olan bir otoriteryan siyaset anlayışı ve siyasetçi pratiği var.

Ancak ben yine de tarihin tekerrür ettiği kanısında değilim.

İnsanlığın ne demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi hedefleri; ne sol, sosyal-demokrat, sosyalist ve protest birikimi/deneyimi; ne de kültürel, entelektüel, teknolojik donanımı, yaşam üzerinde Hitler-rejimi benzeri bir topyekûn karartma ameliyesi gerçekleştirmeye el veriyor. Bu yönde siyaseten bir "trajedi" üretmeye çalışanlar olsa da zamanın mobil-dijital ruhu, onu bir şekilde "komedi"ye dönüştürmeyi başarıyor.

O yüzden ne Selahattin Demirtaş yüzlerce yıllık hapis istemiyle tutuklu olarak zindanlara atılmış olsa bile neşesini kaybediyor…

Ne de bizleri dehşete boğmağa dönük sarf edilmiş "pejmürde ederiz" sözü, son tahlilde sosyal medyada TT geyiği olmaktan öte bir çarpan etkiye sahip olabiliyor.

* * *

Soylu'nun sözlerini çok mu hafife aldığım izlenimi bıraktım, bilemiyorum. Hafife almaktan ziyade, bu sözlerin yarattığı ağır etkiyi, onları kendi çapımda çözümlemeye giderek "hafifletme"yi amaçladığımı söyleyebilirim belki... Her analiz-çözümleme çabası da böyle bir hedef içerir zaten.

Tabii bu arada Soylu'nun İmamoğlu'na yönelik sözlerinin yarattığı kitlesel infial yanında, onun aynı gün bu toplumun en ağır şekilde ötekileştirilen kesimine yönelik söyledikleri neredeyse görmezden-duymazdan gelindi. Aynı ağızdan hemen hemen eşzamanlı olarak çıkıp önümüze konulmuş bu iki söz kümesini tartışma, sorgulama ve eleştirmede bizim gösterdiğimiz orantısızlığın hicapla altını çizmeden de bu yazıya son vermemek gerekir!..

Bakan Soylu, Ekrem İmamoğlu'na "seni pejmürde ederiz" dediği gün bir başka toplantıda LGBTİ+ kimlik ve bireyleri "pejmürdelemeye" yönelik şekilde, "Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara'da LGBT derneklerine 22 milyon dolar yardım ettiği" bildiriminde bulundu ve şöyle devam etti: "Neyle, hangi cereyanla karşı karşıya kaldığımızı, aslında temel hedefin inancı, kimliği ve bu coğrafyadaki varlığı olduğunu bundan sonra kelimelerle ifade etmeme gerek var mı acaba?.."  

TIKLAYIN - Soylu: Amerika, Ankara'da LGBT'ye 22 milyon dolar yardım yapıyor

LGBTİ+ kültürü, toplumun gözünde adeta bu topraklar üzerinde kötü emelleri olan yabancı güçlerin işbirlikçisiymiş gibi bir konuma oturtmayı da gayet güzel başaran bu homofobik sözler, ülkenin İçişleri Bakanı'nın ağzından çıkmakta.

Peki bundan sonra sokaklarda eşcinsel ya da trans bireylere yönelik, onların canına, malına, namusuna kastedecek nefret suçlarına yeltenenler, bu suçları işleyenler kendilerini motive eden baş-sorumlu merci olarak kimi işaret ederler sizce?..

Bu topraklarda herkessin, ama kim olursa olsun, nasıl düşünürse düşünsün, nasıl yaşarsa, kiminle beraber olursa olsun, yatarsa yatsın herkesin canının malının namusunun korunmasından baş sorumlu merci ve kişiyi, değil mi?!..

* * *

İnsanlık tarihi, geniş kitlelerin egemenler tarafından boyunduruk altında inim inim inletildikleri dönemlerde, bu kitleler kendi pejmürdeliklerinin farkına varmasın diye hep birilerinin, belli kesimlerin ötekileştirilip, cadılaştırılıp kriminalleştirilmesine sahne oldu.

Bugün karşımızdaki "gösteri" ile yapılmaya çalışılan da bu.

İmamoğlu'nu "pejmürde etme"yi geçin bir kalem! Art arda iki seçimin sonucu ortada...

Devri iktidarınızda pejmürde olmuş halk, onu payidar etti.

O yüzden madem ki “pejmürde”, üstelik de hayli yüksek perdeden çıkan bir sesle dilinize dolanmış durumda, öyleyse bu coğrafyanın yakın tarihinden sizi en çok alâkadar edecek şu dizelere iyi kulak verin asıl:

“Siz bî-haberâne saltanatda // Halk âteş içinde pejmürîde.”
(Âsaf Divanı, Damat Mahmud Celâleddin Paşa – 1853-1903)

Yazarın Diğer Yazıları

Atık diye attığın, aslında kendinsin!

Hissedebildiğiniz, tek kelimeyle "kanser"! Yeryüzü denilen o mucize organizmanın parçası olarak insan, bugün olsa olsa "kanser hücresi" mahiyetinde bir varoluş etkinliğiyle ayırt edilmeli diye düşündürüyor sizi "Yedinci Kıta" başlıklı, "Antroposen" temalı 16. İstanbul Bienali…

'Meşhuriyet Çağı'nda yazar olmak!

Kitap fuarında önce bir kız öğrenci, en çalışılmamış yerden, beni kem-küm ettiren soruyu patlattı: "Siz, ünlü müsünüüüz?" Sonra beni kilitleyen diğer yıkıcı soru yine bir diğerinden geldi: "Saçlarınızın rengi ne kadar güzeel! Boya mııı?!"

Bir insanlık yenilgisi: ‘Erkeklik’

“Erkeklik Üzerine Eleştirel Çalışmalar İnisiyatifi” (ICSM) tarafından, Özyeğin Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen ve bugün başlayan Uluslararası Sempozyum, erkeğin “erkeklik” tarafından zaptı ve mahkumiyeti bağlamında en yeni, en taze, en güncel çalışmaları bir araya getiren eşsiz bir hazine kıvamında