25 Mart 2019

Reis’e İskenderpaşa vız gelir tırıs gider

Medya için hep söylene gelen, “Türkiye’de medyanın gücü yok, gücün medyası vardır” sözü artık tarikatlar için de geçerli.

Dün İskenderpaşa Nakşibendi Cemaati adına gündeme gelen bir açıklama vardı. Buna göre, “lider” Muharrem Nureddin Coşan, 31 Mart yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı ve Erdoğan’ın arkasında olduğunu beyan ediyor.

Açıklama komik de bu açıklamanın ciddiye alınıp habere dönüştürülerek sayfalanması kanımca çok daha komik.

Türkiye’de “Parti-Tarikat-Cemaat” ilişkilerinde dünden bugüne gelinen noktayı görememeye bağlı bir gereksiz önem atfında bulunulmakta Nureddin Coşan’ın bu bildirimine…

Dikkat edilecek olursa yukarıda Coşan için İskenderpaşa Cemaati’nin lideri nitelemesini kullanmam gerektiğinde lider sözcüğünü tırnak içine aldım. Çünkü Nureddin Coşan’ın İskenderpaşa çevresi için liderliği de ciddi bir tartışma konusudur.

                                                             ***

İskenderpaşa’yı “İskenderpaşa” yapan, Nureddin Coşan’ın dedesi Şeyh Mehmed Zahid Kotku’dur. O, 1960’lardan itibaren Türkiye’de sağ-muhafazakâr siyasete pek çok önemli ismi, başta Necmettin Erbakan olmak üzere “armağan eden” kişidir dense yeridir. Özal Kardeşler (Korkut, Turgut, Bozkurt) üzerinde de onun manevi ve elbette fikrî tesiri oldukça büyüktür.

Dolayısıyla tarihsel olarak da siyasal enerjisi en yüksek tarikat denilebilecek Nakşibendiliğin Cumhuriyet Türkiye’sinde Şeyh Kotku liderliğindeki İskenderpaşa kolu, İslamcı siyaset erbabına özellikle 1960-80 arası dönemde asli istinatgâh olmuştur demek çok yanlış olmaz. Bununla birlikte Kotku’nun ölümünden sonra durum değişmiş, köprülerin altından çok su akmıştır.

1980’de vefat eden Kotku’dan sonra yerine damadı ve Nureddin Coşan’ın da babası olan, Arap-Fars Filolojisi eğitimi görmüş ilahiyat profesörü Esat Coşan geçti. O, Erbakan’dan yaşça bayağı küçüktü ve Prof. Erbakan, Prof. Coşan’ı “şeyh” olarak benimsemedi; Şeyh Kotku’ya gösterdiği hürmet ve muhabbeti ona hiçbir zaman göstermedi. Aksine, aralarında “rabıta” (bağ) değil, rekabet oldu.

Özellikle 1990’larda Erbakan 12 Eylül sonrası yeniden, Türkiye’nin en iddialı kitle partisinin başında iyiden iyiye havasını bulup iktidarın kıyısına da gelmişken kendisinin hiçe sayılması karşısında rahatsızlığını sohbetlere-yazılara dökmüştür Esad Coşan… Ancak Kotku’ya gösterdiği hürmet ve bağlılığı kendisine göstermemesi karşısında Erbakan’ı böyle hedef tahtasına oturtmuş (hatta “partileşme” girişimlerinde bulunmuş) olsa da olmadı. Erbakan’ın yükselen yıldızı, Coşan’ın yıldızını söndürdüğü gibi, İskenderpaşa çevresini de sönümlendirmeye başladı.

Aynı süreçte, daha önce Şeyh Kotku karşısında mütevazı ve pasif konumda bulunan Mahmut Hoca (Ustaosmanoğlu) liderliğindeki İsmailağa Nakşibendi Cemaati ile Adıyaman-Menzil Nakşibendi çevresinin de daha aktif hale geldiği, yükselişe geçtiği söylenebilir.

                                                            ***

Bu aktarılanlar doğrultusunda denilebilir ki Esad Coşan dönemi, İskenderpaşa Nakşibendi çevresi için bir duraklamadan gerilemeye gidiş dönemidir. 2001’de, aşağıda kısaca değinilecek bir “empoze” ile “post”a oturan oğul Nureddin Coşan ile de gerilemeden iyiden iyiye dibe vurmaya doğru seyreden bir dönem yaşanmıştır.

2000’ler dönümünde, Erbakan çizgisinden bir “mutasyon”la doğan AKP döneminde İskenderpaşa Dergâhı ile siyasi mahiyette organik bağ iyice koptu. AKP nezdinde olsa olsa “mazi” itibarıyla hatırı sayılır oldu bu çevrenin… Ayrıca araya bir de bazı mali suiistimal söylentileri girince İskenderpaşa adı iyice kredi kaybetti.

Bu akışın “içeriden” nabzını tutanlar, İskenderpaşa’yı bitirenin Korkut Özal olduğunu kaydederler; “Nureddin’i o getirdi” diyerek…

Cemaat üyelerinin gözünde “Bu daha çocuk” intibaından öte bir değerlendirmesi olmayan oğul Coşan döneminde aslında İskenderpaşa ikiye bölündü demek daha doğrudur. Bir yanda şeyh oğlu ve torunu Nureddin Coşan var. Diğer yanda ise Kotku’dan sonra Esad Coşan’ın şeyhliğini baştan itibaren kabul etmeyip ona bağlanmamış, Esad Hoca ile Necmettin Hoca rekabetinde de Erbakan’ın yanında yer almış Prof. Cevat Akşit var.

Ve yine aynı “içeriden” konuşan kaynaklar, Nureddin Coşan’la birlikte yaşanan çözülme ve dağılmadan sonra İskenderpaşa çevresini bir parça da olsa toparlayanın Cevat Akşit olduğunu söylüyorlar.

                                                                ***

Peki biz Cevat Akşit’i en son kamuoyu gündemine nerede ve nasıl gelmiş gördük?..

Geçtiğimiz (2018) “15 Temmuz” anma etkinliğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yanında, Erbaş Kur’an kıraat ederken tabiri caize “büzüşmüş” vaziyette otururken gördük.

Yani böylesi bir organizasyonda, söz gelimi Şeyh Kotku’ya hiç mi hiç biçilemeyecek bir konumda… Ki bu, “Yeni Türkiye”de aslında tarikatlara biçilen yeri de gösteren ibretlik bir resimdir.

Bu çerçevede ister Nureddin Coşan olsun ister Cevat Akşit ister Cübbeli Ahmet, isterse bir başka tarikat önde geleni, bunların hiçbirinin destek mesajının Erdoğan iktidarı açısından bir kıymeti hakikisi yoktur.

Dönem, Nureddin Coşan’ın dedesi Şeyh Kotku’nun dönemi değil.

Kotku’nun siyaset erbabı üzerinde büyük bir etkisi vardı. Bugün tarikat erbabının dinbaz siyaset ve onun öznesi üzerinde bir etkisi yok.

                                                                   ***

Bir de arşiv bilgisi olarak şunu not etmeden geçmeyelim: 2011 genel seçimlerine sayılı günler kala Nureddin Coşan “online tebliğ” ile “müritleri”ne AKP’yi desteklememelerini söylemişti. İşaret ettiği parti, o dönem AKP’nin bugünkü gibi “can-ciğer kuzu sarması” olmak yerine kanlı-bıçaklı olduğu MHP idi.

Tabii o dönemde böyle bir AKP karşıtlığı sergilemede bu parti geleneğine Erbakan’dan itibaren “babadan oğula” birikmiş hıncın yanı sıra, şimdilerde FETÖ terör örgütü olarak lanetlenen “Cemaat” ile “Parti”nin o yıllarda etle tırnak gibi birlikte oluşundan kaynaklı bir hoşnutsuzluk (belki kıskançlık) da vardı.

Ama dedik ya, köprülerin altından çok su aktı. Bugün o “Cemaat”, FETÖ’lendi ve artık “tek tarikat-tek cemaat” var ki o da Erdoğan…

Cevat Akşit de Nureddin Coşan da kendi aralarında İskenderpaşa “pasta”sını paylaşma savaşı verseler de bu asal gerçeğin farkındalar. O yüzden uhdesine “Parti”yi de “Tarikat”ı da “Cemaat”i de almış makama; hem “Reislik” hem de “Meşihat”, yani "Şeyhlik" makamına hürmetle biat ediyorlar.

Medya için hep söylene gelen, “Türkiye’de medyanın gücü yok, gücün medyası vardır” sözü artık tarikatlar için de geçerli.

Bugün Türkiye’de hiçbir tarikatın gücü yoktur.

“Güç”ün tarikatı vardır. 

Yazarın Diğer Yazıları

Vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım!

Yöresel ve evrensel düzlemlerde eşzamanlı yaşananları 'insan' gerçeğinde birbirine organikçe bağlamak… Daha iyi bir hayatı var etme umut ve inancıyla gelenekten geleceğe taşınmak… Bunlar, Hasan Hüseyin şiirini bu coğrafyanın en özgün ve özgül yapıtlarından biri kılar

Goebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!"

Bir okurum, siyaseten Refah Partisi - AK Parti çizgisinde yol almış olmakla birlikte bugün gelinen noktada Ak Parti'nin yapıp ettiklerine ve olup bitenlere bağlı olarak bu ideolojik 'gönül bağı'nın nasıl koptuğunu samimi bir eleştirellikle bizimle paylaşıyor

Goebbels'leşme karşısında muhalefeti sorgulamak!

Matbu medyanın hazan mevsiminin, televizüel medyanın da sonbaharının yaşandığı bir dönemde, insanları sıkan, bıktırıp usandıran karakterlere, ağızlara, kabadayılıklara kimse katlanmak zorunda değil. CHP hiç değil