17 Ocak 2011

Muhteşem Komedi

Sadece diziden dem vurmuyorum. Onun ilk iki bölümünü izlerken de bol bol güldüm, ama...

“Muhteşem Yüzyıl”ı kahkahalarla izliyorum.
Sadece diziden dem vurmuyorum. Onun ilk iki bölümünü izlerken de bol bol güldüm, ama “Muhteşem Yüzyıl” bir “olay” artık… Asıl onu kahkahalarla izliyorum.
Bir “kurgu” sahnelendi, Türkiye “sokaktaki adam”dan meclisteki siyaset adamlarına kadar, tepeden tırnağa ayağa kalktı. Bir “hayal”, hayatı salladı memlekette…
Sokağa dökülüp, diziyi yayınlayan kanalın önüne mehter takımı eşliğinde dayananları ve Kanuni kılığına girmiş birinin diziye “kınama fermanı” okumasını izlerken gülmekten karnıma ağrılar girdi.
Ardından RTÜK’ün rekor şikâyet mektuplarını değerlendirip diziye uyarı cezası vermesiyle gözümden yaş geldi gülmekten…
“Muhteşem Yüzyıl”a yönelik bu ciddiyet seli bende bir kahkaha tufanına yol açtı.
“Ah benim ergen ülkem” dedim durdum.
Bu ergen toplumu güdümleyen iş bilir olgunları düşünüp acı acı güldüm…
Kuvvetle tahmin ediyorum ki dizinin ilk bölümünden sonra protestolarda bulunan insanları, hele ki Kanuni kılığındaki gencin iştahlı kınamasını ekrandan seyrettiğinde senarist Meral Okay, “İşte şimdi başardık!” dedi.
Üstüne bir de RTÜK’ün uyarı cezası geldiğinde “Galiba bu benim ‘Asmalı Konak’tan sonra yeni zirvem olacak” dedi.
“Hatta bu dizi, kesin onu sürklase edecek” diye de düşündü belki…
Bu protesto gösterileri ve cezaların bir reyting patlamasından başka sonuç doğurmayacağı ortada… Yani olup bitenler o kadar dizinin hayrına ki neredeyse bunun bir “danışıklı dövüş” olduğu kuşkusuna kapılacağım! 
Böyle aşırı kuşkular bir yana, diziyi yapan hayal ve kurgu sahiplerinin tâ en baştan bir hesaba göre hareket ettikleri kesin…
Bu hesap şu: Mevcut yerli dizilerimizin en çok izlenenlerinde ağırlığı oluşturan unsurlar belli. Hırs, tutku, şiddet, aldatma ve entrika, tematik motiflerin başında geliyor. Ama asıl (hadi seks demeyelim) “seksapel”, artık tam anlamıyla bir olmazsa olmaz…
O halde ne beklenirdi ki “Muhteşem Yüzyıl”ı yapanlardan, tüm bunları 16’ıncı yüzyılda geçen bir diziye taşımaktan başka? Tutup da alabildiğine püriten, ahlâkçı ve idealist bir dizi yapacak değillerdi ya!.. 
Ha, öyle yapsalardı, ihtimal, herkes diziyi beğenecekti. 
Ama hiç kimse onu seyretmeyecekti! 
Türkiye, TRT’nin Osmanlı’nın doğuşunu anlatan “Kuruluş” dizisinin yayınlandığı günlerin çok ama çok uzağında artık…
“Muhteşem Yüzyıl”ın senarist, yönetmen ve yapımcıları da bir “ölü doğum”a meydan vermeyecek kadar olgun ve tecrübeliler… “Dizi pazarı”nda neyin makbul, neyin revaçta ve neyin rayicinin yüksek olduğunu çok iyi biliyorlar. 
O yüzden daha dizi yayına girmeden kaleme aldığımız yazıda tahmin ettiğimiz şekilde (“Osmanlı Abartısı”, T24, 28.12.2010), “Yaprak Dökümü”, “Aşkı Memnu”, “Küçük Sırlar”ınkine benzer bir kurguyu Osmanlı saray atmosferinin içinde formatlayıp ekrana getirdiler. 
Diziye gösterilen tepkiler, onların başarısına caba sadece!
O tepkilerle kültür endüstrisinin bu ürünü toplumsal ve siyasal gündemin başköşesine oturunca “tartışma sektörü” payına düşeni hemen elde etti. Haber kanalları, gazetelerin röportaj sayfaları, köşe yazıları alabildiğine beslendi bundan…
“Kitap sektörü”nde de bu “muhteşem” atmosferi değerlendirerek saray, harem, cariyeler, kadın sultanlar üzerine kitaplarını baskıdan bir an önce çıkarıp piyasaya sürmek için yayınevleri birbiriyle yarış halinde…
Gazeteler Osmanlı tarihiyle ilgili promosyonlar vermeye başladı.
Mutlaka bir sinema filmi getirecektir bu süreç, hiç kuşkunuz olmasın!
Rakip kanallar bu dizinin kendi reyting rekortmeni dizilerinin gün ve saatine çekileceği kâbusuyla yaşamaktadır şu aralar, ondan da kuşkunuz olmasın!..
Tüm bunlarla “Muhteşem Yüzyıl”, kitle kültürünü karakterize eden her şeyi çarpıcı biçimde örnekleyen bir “fenomen” olarak karşımızda duruyor.
Basitçe, gerçeğin kurguyu değil, kurgunun gerçeği belirlediği bir insanlık haline geçişin karşılığı kitle kültürü… Bu aşamada insanlara sunulan eğlencelik ürünler, artık onların hayatından izler, parçalar, esinler taşımakla kalmaz, o hayatın gidişatına da etki eder.
Giderek izlediklerimizle yaşar hale geliriz. 
Gerçek, kurguya esas oluşturmaktan çıkar, ona “vasıta” olur.
O yüzden, “Asmalı Konak” dizisinin çekildiği Kapadokya’daki konağı ziyarete gidenlere “Seymen Ağa”nın Özcan Deniz “vasıtasıyla” tuttuğu kapı kolu gösterilince o kolu yalayanlar olması anlaşılırdır.
Şimdi de “Muhteşem Yüzyıl”da “Hürrem Sultan”ın kullandığı kolonyanın kapış kapış gittiğini ve onu piyasaya sürenlerin günde 4 bin civarında bir satış rakamına ulaştıklarını öğreniyoruz.
Fakat “Hürrem”i canlandıran kimdi yahu?..
Vallahi, onu bilmiyorum!  

Yazarın Diğer Yazıları

Doğallaştırma

Başörtülü üniversite öğrencisi genç kadın, “koca”ya çay ve kek getirmeyi hiç de sandığınız gibi “doğal” saymıyor. Aksine, sokakta da işte de evde de erkekten daha talepkâr noktada olanlar var onların arasında

Bırakın bu ayakları, Osmanlı’yı da hak etmiyorsunuz!

"Diriliş Ertuğrul” setlerinden “Engin Altan Ertuğrul Düzyatan Gazi”nin ne dünyalık kaldırdığını söyleyin siz, bırakın “Atatürk ticareti” lakırdılarını falan… “Payitaht Abdülhamid”in bütçesini-cirosunu açıklayın, bırakın “Cumhuriyet ticareti”ni filan…

‘Ne kaa homofobi, o kaa İslamofobi!’

İnsanlığın kültürel çeşitliliğini aksettirdiği de düşünülebilecek gökkuşağı renklerinin LGBTQİ hareketlerce kullanımından etki/etkileşim var mı yok mu İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu logosunda, bilmiyoruz. Varsa eğer, iyi yapmışlar!