21 Aralık 2010

İslâm’ın Son Şartı: Hazza Gitmek

Birkaç yıl önce “İslâmi Kalvinizm” kavramı çevresinde sürdürülen tartışmaları bilmem hatırlar mısınız?..

Birkaç yıl önce “İslâmi Kalvinizm” kavramı çevresinde sürdürülen tartışmaları bilmem hatırlar mısınız? 
1980’lerden itibaren Turgut Özal’ın neo-liberal politikalara işlerlik kazandırmasıyla dindar-muhafazakâr kesimlerde başlayan kapitalistleşme sürecinin AKP iktidarı döneminde alabildiğine yaygınlaşmasıyla ortaya atılmış bir kavramdı bu… İlhamını da Max Weber’in “Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı meşhur eserinin ana fikrinden almaktaydı.
Weber, Kalvinist Protestanlığın “dünyevi çilecilik” (worldly asceticism) ilkesinin harcamayı minimuma indirip tasarrufa tavan yaptırarak sermaye birikimini teşvik ettiğini, böylece de kapitalist işleyişin önünü açtığını iddia etmekteydi. 19’uncu yüzyılın üretime endeksli kapitalizminin dünyasında ekonomi-din ilişkisine dair ortaya atılmış bu çarpıcı tez, o zamandan bugüne pek çok yönden tartışıldı ve sorgulandı. 
21’inci yüzyıl Türkiye’sinde dindar-muhafazakâr kesimlerin kapitalizme “uyandıkları” zamanda da Müslümanların burjuvalaşmasını anlama ve açıklama yolunda özellikle bir kısım İslâmcı entelektüel tarafından gündeme getirildi. 
Dindarlık katsayısı hayli yüksek Anadolu sermayesinin ekonomik pratiğini anlatma yolunda seferber edilen bu “İslâmi Kalvinizm” kavramının ne kadar “anakronik”, yani zamanlama hatalı olduğunu o günlerde belirtmiştim. 
Kalvinist Protestan ahlâkı için vakit oldukça geçti. Devir değişmiş, asli problemi üretimi artırmak olan kapitalizm, teknoloji marifetiyle bu problemi aşmış ve şimdi yoğun üretimle buluşacak talep artışını sağlama yolunda tüketime endeksli hale gelmişti. 
Tasarrufu değil harcamayı teşvik etme derdinde olan bu sistem açısından Kalvinist öğretinin artık faydadan çok zararı vardı. 
Bu bağlamda günümüz kapitalizminin “ruhu”nun, Kalvin’in dünyevi çilecilik ilkesinden çok Freud’ün “haz ilkesi”nden (pleasure principle) çıkış bulduğunu, beslendiğini öne sürenler oldu. Bu ilke, malûm, cinsel itkiye dayalı psiko-seksüel yaşam enerjisinin insanı harekete geçiren iki temel etkenden biri (diğeri, korunma içgüdüsü) olduğunu vurgular. 

                                                            ***

Bu uzun girişi yapma sebebim, basında birkaç gündür öne çıkan ve tartışma yaratan bir haber…
Bugün Türkiye’de kapitalizmin artık neredeyse dümenine oturduğu söylenebilecek “Müslüman burjuvazi”nin “dünyevi çilecilik”ten çok “haz ilkesi”ni esas aldığına örnek teşkil eden bir haber bu… “İslâm Kalvinistleri” değil “İslâm hedonistleri” var etme yolunda hızla ilerlendiğine bir delil ya da…  
Geçen hafta öğrendik ki dindar zenginlerimiz artık İstanbul, Başakşehir’de metreslerine garsoniyer açma yolunda hayli mesafe almışlar!.. 
“Metres” de “garsoniyer” de bizim kullandığımız tabirler tabii… Muhafazakâr “jargon”da bunların adı, sırasıyla, “gizli ikinci evlilikle alınan eş” ve “bu eşler için alınan ikinci ev”…
Bu haberle bağlantılı olarak, son zamanlarda dünyada ve Türkiye’de hayli yaygınlaşan boşanma fırtınasının kapsama alanına İslâmi kesimin girdiği de kaydedilmekte.
“Kutsal aile” artık dindar-muhafazakâr “kale” içinde bile korunmasız anlayacağınız!.. 

                                                           ***

Çok “ben demiştim”ci bir yazı olacak biliyorum, ama mazur görün ve şunları eklememe lütfen müsaade edin: 
Yıllardır, üstelik de radikal-siyasal İslâm’dan duyulan kaygıların hayli yaygın olduğu günlerde bile İslâm’ın kamusal alanda görünürlük kazanmasının, işlerlikteki sistem açısından endüstriyel bir imkân yaratacağını; bunun da İslâm’ın siyasal enerjisini tüketip onu kapitalist “kültür endüstrisi”nin en önemli “kalem”lerinden biri yapacağını söyleyip durdum. 
Bazı laik(çi) çevreler İslami finans kuruluşlarından, harem-selamlık beş yıldızlı otellerle tatil köylerinden, 1001 Gece Masalları'ndan çıkmış izlenimi veren göz kamaştırıcı mütedeyyin düğünler ve tesettür defilelerinden kaygıyla irkilirken, bana göre bu tablo, Türkiye Müslümanlığı adına galibiyetten çok mağlubiyete işaretti. 
Başakşehir’de “mahrem” evlilikler artarken, “nâmahrem” evliliklerde de boşanmaların artması, bu işarette isabet kaydettiğimi düşündürüyor bana…
Günümüzde Kalvin’in çileciliğini değil, Freud’ün “haz ilkesi”ni psikolojik motivasyon kaynağı yaparak yol alan kapitalizm, anlaşılıyor ki bünyesindeki İslâmi “segment”e de bunu iyiden iyiye sirayet ettirmiş durumda. 
Müslüman burjuvazi Türkiye’de “Elhamdülillah Hedonistiz!” şiarıyla hareket etmekte ve ayırt edilmekte bugün... 
Tüketim kapitalizmi ikliminde dünyanın çilesine değil hazzına talip artık bizim Müslüman girişimcilerimiz!..

Yazarın Diğer Yazıları

Bırakın bu ayakları, Osmanlı’yı da hak etmiyorsunuz!

"Diriliş Ertuğrul” setlerinden “Engin Altan Ertuğrul Düzyatan Gazi”nin ne dünyalık kaldırdığını söyleyin siz, bırakın “Atatürk ticareti” lakırdılarını falan… “Payitaht Abdülhamid”in bütçesini-cirosunu açıklayın, bırakın “Cumhuriyet ticareti”ni filan…

‘Ne kaa homofobi, o kaa İslamofobi!’

İnsanlığın kültürel çeşitliliğini aksettirdiği de düşünülebilecek gökkuşağı renklerinin LGBTQİ hareketlerce kullanımından etki/etkileşim var mı yok mu İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu logosunda, bilmiyoruz. Varsa eğer, iyi yapmışlar!

AKP Katolikliği, CHP Protestanlığı ve cadılaştırılan HDP

Cadılara lânet” noktasında her konuda karşıt Katoliklik ve Protestanlık asırlarca nasıl kol kola girdiyse, “teröre lânet” retoriği eşliğinde HDP’nin kitleler önünde kriminalleştirilip “cadılaştırılmasında” da CHP ne yazık ki iktidarla kol kola girmiş gibi bugün…