10 Ocak 2011

Bediüzzaman Endüstrisi

Said Nursi’nin hayatını anlatan “Hür Adam”, “dün bir bugün iki” vizyona girdi...

Said Nursi’nin hayatını anlatan “Hür Adam”, “dün bir bugün iki” vizyona girdi. Hayatın koşuşturması içinde ona hemen ayıracak üç saat bulamadım.
Ama anında televizyon ve gazetelerde film üzerine sürdürülmeye başlayan hararetli tartışmaların anaforuna kapılmaktan da alıkoyamadım kendimi… Ve de “Yahu ben bu filmi daha önce seyretmiştim” demeden edemedim. 
Durun, hemen “Hani filmi seyretmemiştin” diye söylenmeyin! Kastettiğim başka bir “film”…
Tartışmalar bana Can Dündar’ın “Mustafa”sının vizyona girmesiyle (hatta galasından hemen sonra) oluşan “hava”yı anımsattı da ondan “Ben bu filmi seyrettim” diyorum.
Hatırlarsınız, “Mustafa” özellikle laik-Kemalist çevreler tarafından bayağı bir “yuha”yla karşılanmış ve Can, o filmde ne yapmak istediğini anlatmakta hayli zorlanmıştı. 
Oysaki bana göre bir “kült”ü “insan”a evrilterek onun meşruiyetini sürdürmeye yönelik bir (iyi) niyet vardı filmde… Kemalistlerin pek çoğu fark etmediyse de onların çok işine yarayacak bir iş yaptı Can…    
Ama o filmle Can, asıl başka bir şey yaptı. Bir “Atatürk Endüstrisi”nin oluşmasına giden yolun önünü açtı.
Film, gösterime girer girmez tartışmalar başladı biliyorsunuz. Atatürk’ü filmdeki haliyle görmek istemeyenler protesto ve reddiyelerde bulundu. Haber televizyonları art arda programlarla konuyu gündeme taşıyarak muazzam reyting artırdı. Bu tartışmalar filmi daha fazla insanın izlemesine neden oldu. 
Sonuçta film kâr etmekle kalmadı, yeni filmler bile getirdi! “Mustafa”dan hoşnutsuz Atatürkçü cenah içerisinden filmin hem içeriğine (Turgut Özakman’ın “Dersimiz Atatürk”ü) hem de estetiğine alternatif ürünler (Zülfü Livaneli’nin “Veda”sı) çıktı.   
“Hür Adam”ın seyirciyle buluşmasının ardından şu anda yaşananlar, Can Dündar’ın “Mustafa” filminin gösterime girmesinden sonraki gelişmeleri akla getiriyor.
Atatürk’ün bu coğrafya açısından simgesel anlamı düşünüldüğünde bunun tam zıddı, dolayısıyla Cumhuriyet’in “anti-kahraman”ı olan Bediüzzaman Said Nursi üzerinden harekete geçmekte şimdi “kültür endüstrisi”… 
Çünkü “Pazar”, “Atatürk”e doydu. 
Doygunluk beraberinde rehavet ve ilgisizlik getirdi. Buna bağlı olarak, artık yeni bir “ürün”ün piyasaya sürülmesi, gözleri yeniden ekranlara ve gazete sayfalarına raptedecek yeni bir “kaynak” bulunması gerekti. 
Mevcut siyasî konjonktürde, önceki dönemin “Atatürk endüstrisi”yle de gerilimli bir titreşim yaratacak nitelikte, Said Nursi’den daha uygun bir malzeme herhalde bulunamazdı.
Böylece şimdi bir “Bediüzzaman Endüstrisi”nin önü açılmış bulunuyor.
Said Nursi’ye sempatiyle bakan da antipati duyan da bu filmi görmeye sinemaya gidecek. Bu noktada sinematografik kalitenin ne kadar düşük ya da yüksek olduğunun gerçekten hiç önemi yok… Film, öyle ya da böyle izlenecek. 
Bunu “yan endüstri” olarak tartışma programları, gazete röportajları ve köşe yazıları izleyecek. (Aslında bu yazı da bir bakıma onlardan biri!) 
Nihayet bu filmi hem içerik, hem ideolojik, hem de estetik olarak beğenmeyenlere yönelik yeni/alternatif başka Said Nursi filmleri de “tüketici”ye sunulmak üzere yakında üretilecek.
Tâ ki bu “ürün” de bir “Pazar” doygunluğuna erişip endüstri yeni arayışlara yönelinceye kadar…
Sırada neler mi olabilir?.. Muhakkak ki er ya da geç “Şeyh Said”in bu bakımdan “fizibilitesi” yapılacaktır!.. 
Sonra Dersim hadisesinin başkahramanı “Seyit Rıza”ya gelebilir sıra… “Son Padişah Vahdettin” beklenmeli… “Kâzım Karabekir”e, “Rıza Nur”a, “Mehmet Akif”e kadar yolu var bunun… 
Hepsinin siyasî-entelektüel mirası, ticarî-endüstriyel malzemeye dönüştürülerek kültür endüstrisinin ihyası sürecek.
Kapitalizmin bugünkü işleyiş ve hayatiyetini en çok borçlu olduğu alandır kültür endüstrisi… 
Anlamı özce şu: Düşünceler, duygular, değerler, inançlar, gelenekler, arzular, özlemler ve hayaller, yani “kültür” dediğimiz örüntünün tüm bileşenleri “ticarî” olarak manipüle edilip “sınaî” olarak işlenebilir bu görsellik çağında… 
Seyirden kâr devşiren bu iktisadi sistem içerisinde hayatınıza ruh, anlam, değer, direnç, cesaret katan pek çok şey karşınıza seyirlik-eğlencelik temalar olarak çıkarılacak, bundan hiç şüpheniz olmasın!.. 
İslâm’ın en güzide simalarına, hatta belki “Peygamber”e kadar bile uzanabilir “hammadde” arayışları, hazırlıklı olun! 
Olmaz demeyin! “İsa” üzerine kaç film yapıldı hatırlayın!.. 
Ayrıca unutmayın “GOD TV” bile var! “Allah”ı bile kültür endüstrisine mal edip sermaye yapan bir sistem var karşınızda…
Bunları niye mi yazdım?.. “Hür Adam”ı görmeye gitmeyin, onunla ilgili tartışma programlarını izlemeyin diye değil…
İzlerken aklınızda olsun, kendinizi fazla kaptırmayın diye… 
Tüm bunlar esasında “neye niyet-kime kısmet”, bilesiniz diye… 
İşin özünde “Show must go on” düsturunun bulunduğunu unutmayasınız diye…

Yazarın Diğer Yazıları

Vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım!

Yöresel ve evrensel düzlemlerde eşzamanlı yaşananları 'insan' gerçeğinde birbirine organikçe bağlamak… Daha iyi bir hayatı var etme umut ve inancıyla gelenekten geleceğe taşınmak… Bunlar, Hasan Hüseyin şiirini bu coğrafyanın en özgün ve özgül yapıtlarından biri kılar

Goebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!"

Bir okurum, siyaseten Refah Partisi - AK Parti çizgisinde yol almış olmakla birlikte bugün gelinen noktada Ak Parti'nin yapıp ettiklerine ve olup bitenlere bağlı olarak bu ideolojik 'gönül bağı'nın nasıl koptuğunu samimi bir eleştirellikle bizimle paylaşıyor

Goebbels'leşme karşısında muhalefeti sorgulamak!

Matbu medyanın hazan mevsiminin, televizüel medyanın da sonbaharının yaşandığı bir dönemde, insanları sıkan, bıktırıp usandıran karakterlere, ağızlara, kabadayılıklara kimse katlanmak zorunda değil. CHP hiç değil