02 Kasım 2011

‘Arap Baharı’na Suriye Ayarı

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın “Burası diğer Arap ülkelerine benzemez...


Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın “Burası diğer Arap ülkelerine benzemez; dış müdahale olursa ortalık yangın yerine döner, deprem olur, birkaç Afganistan çıkar ortaya” şeklindeki sözleri üzerinde durmak lâzım.
Suriye’nin etno-dinsel dinamikleri ve jeo-politik tecrübesi gerçekten de Tunus, Mısır ve Libya’dakine benzer bir Arap Baharı’nı havaya hâkim kılmaya pek müsait değil.
Bu, ‘Suriye otokrasisi’nin devrilmez olduğu, dış müdahaleye nihaî noktada direnebileceği anlamına alınmasın! Yalnızca bu otokrasinin yıkılması ve dış müdahalenin sonuçları Mısır ve ‘Mağrip’te olduğu gibi görece yumuşak ve seri şekilde gerçekleşmez demek istiyorum.
Suriye Mısır’a, Tunus’a, Libya’ya benzemez. Ama Irak’a benzer!
Irak’ta Saddam’a karşı 1990’da başlayan müdahalenin iki aşamalı ve Batı açısından nasıl da ‘kanırtarak’ sonuçlandığı (sonuçlandı demek ne kadar mümkünse!) ortada… 
Beşşar Esad Suriye’ye müdahalenin sonuç öngörüsünü ilginçtir ki Irak’a göndermeyle yapmıyor, Afganistan’ı işaret ediyor. Belki Saddam’ın akıbetini yankılayarak ‘dış müdahale’nin her şeyi göze alacak şekilde iştahını kabartabileceği endişesindedir?! Afganistan ise içinden çıkılmaz bir cehennem halinde ve ne yapılsa dikiş tutmuyor ya, onu hatırlatmanın daha ürpertici olacağını hesaplamış olabilir.
Oysaki Suriye’nin Irak’la ortak paydası özellikle siyasî tarih açısından kayda değerdir. Şerif Hüseyin’in Birinci Dünya Savaşı’ndaki liyakatinden dolayı, oğullarından Faysal, İngilizler ve Fransızlar tarafından her iki ülkede de ‘değerlendirilmiştir’. Önce Suriye’de ‘emirlik’ yapan Faysal’ın, bu ülkenin kısa bir süre sonra doğrudan Fransız yönetimine terk edilmesiyle (1920) İngilizler tarafından Irak’ın başına kukla kral olarak getirildiği malûm... 
Sömürge ve ‘manda’yı ortaklaşan iki ülke istiklâlde de aynı paydada buluştular. Bu, Baas’tı. Arap milliyetçiliğini İslâm ve sosyalizmle ‘soslayan’ Baas partisi Suriye’de kuruldu, Irak’ta (önceki Faysal’ın torunu) Kral II. Faysal’ın devrilmesinde itici güç oldu ve 1963 yılında hem Irak’ta hem Suriye’de etkileşimsel biçimde gerçekleşen ama ayrı askeri darbelerle iki ülkede de yönetime geldi. Bu, uzun hikâyedir (meraklısı için naçizane bir çalışmamızı kaynak gösterelim: “Coğrafya, Kültür ve Siyaset: Suriye’de Esad Rejimini Biçimleyen Koşullar ve Etmenler”, Kültür ve İletişim, Cilt:2, Sayı:1, 1999). Ama özü şu ki Saddam da Esad(lar) da Baas’ın ürünüdür.
Bununla birlikte belirtmek gerekir ki Suriye’nin Irak’tan eksiği yok fazlası vardır. Daha doğrusu iki ülkenin benzerlikleri, Suriye’ye dış müdahale riskini tahmin etmek açısından gerekli, ama yeterli değildir. Suriye’nin durumu böyle bir müdahale açısından Irak’ı mumla aratacak derecede fazladan ve farklı dinamikler de barındırmaktadır. Bunları da satır başlarıyla sıralayalım!
Suriye ülke içinde azınlık, ama azımsanmayacak bir azınlık oluşturan Alevi-Nusayri nüfusa yaşam sigortası oluşturan bir otokratik liderlik tarafından yönetiliyor. Keza Dürzî, İsmailî, Marunî, Ermeni, Türk, Kürt, Çerkez gibi ülkede birer azınlık olmakla birlikte belli spesifik bölgelerde çoğunluğu oluşturan gruplar açısından da rejim, böylesi bir sigorta işlevi taşımakta.
Suriye’de çoğunluğu oluşturan Sünni-Arap nüfusa hitap eden ve 1930’ların ortasından itibaren ülkede etkinlik içinde olan Müslüman Kardeşler ise tüm bu azınlık (ama ağırlıklı azınlık) kesimler tarafından tehdit olarak algılanıyor.
Öte yandan, hayli ilginç bir çapraşıklıkla, bir siyasal İslâm ülkesi olan İran, 12 İmam Şiîliği üzerinden Suriye Nusayriliğiyle özellikle sembolik ve mitolojik mahiyette hatırı sayılır bir ortak paydaya sahip olduğu için, bu ülkeye yönelik girişimlere haliyle daha duyarlı oluyor ki bu, Irak açısından hiç söz konusu olmamış bir duyarlılıktır.
Irak’a Batı müdahalesinden hiç haz etmemekle birlikte İran, Irak’ın başına gelenlere çok da ah etmemiş, sakin ve ‘serin’ yaklaşmıştır. Nihayetinde 1980’li yıllarda İslâm devrimini ‘soğurma’ yolunda Batı tarafından ‘koçbaşı’ yapılıp kendisine saldırtılan, sekiz yıl savaştığı bir ülke ve bir adam söz konusuydu. Bu bakımdan İran için Irak, ah etmekten çok ‘oh’ denilen bir yer olmuştur.
İran için Suriye böyle değildir. Sekiz yıllık Körfez Savaşı’nda Suriye Irak’a karşı İran’ı desteklemiştir. Hem ülke içindeki Sünnî çoğunluğa hem de Sünni Arap dünyasına yabancılaşma pahasına üstelik… Beşşar Esad, İran nezdinde Saddam’dan farkını gayet iyi bilmektedir. 
Saddam’ın ülkesinin sınırları içindeki Kürt hareketine iktidarının başından itibaren uyguladığı acımasız ve ölümcül baskı politikasının dış müdahale sürecinde Batılı güçlerin Irak’ta bir ‘içerden müttefik’ bulmasına imkân yarattığını da unutmayın! Suriye Kürtleri hiçbir zaman böylesi bir muameleye tâbi tutulmadı rejim tarafından… Aksine ‘Baba Esad’ın zamanında (özellikle Türkiye ile rekabet temelinde) kol-kanat gerdiği bir Kürt siyasal hareketi var ve şimdi ‘Oğul Esad’ Türkiye’nin kendisine karşı şekillenen dış politik tutumu karşısında bu dinamik üzerinden ‘kontra-atak’ gerçekleştirme, dolayısıyla Kürt faktörünü kendisine muhalif olmaktan çok müttefik kılma şansına da sahip…
İsrail açısından bile Esad-sonrası durumun çok tercih edilebilir olduğu söylenemez. Alternatifi ‘Hamasvari’ bir rejim olma olasılığı yüksek Suriye’de Esad otokrasisi, İsrail için de ehveni şer olarak değerlendirilebilir.
Rusya bahsine hiç girmeyelim! Sovyet Rusya’dan ‘post-Sovyet Rusya’ya kırılarak geçiş sürecinde belki de nadir sürekliliklerden biri, Suriye’ye yönelik ve Suriye’den mukabil mevcut Rus sempatisidir. Esad’ın Birleşmiş Milletler’in Suriye’ye yaptırım kararına karşı çıkan Rusya’ya şükran bildirmesi ve Moskova’yla sürekli istişare içerisinde olduğunun altını kalınca çizmesi, olası bir dış müdahalenin hiç de ‘monoblok’ olmayacağına dair mesajdır.
Özetle Suriye’de istenen, olmadı müdahaleyle sağlanmaya çalışılacak bir siyasal değişmenin bahar havasında gerçekleşmesi pek ihtimal dâhilinde görünmüyor. O yüzden bu yazı kaleme alınırken öğrendiğimiz, ülkede yedi aydır süren karışıklığa son verme amacıyla Suriye ile Arap Birliği arasında nihaî anlaşmaya varıldığı haberi, ‘hiç yoktan iyi’ bir gelişmedir. Zira alternatif diye zihinlerde ve dillerde dolaşan bir müdahale, ‘bahar esintisi’nden çok kavurucu bir yaz sıcağı vaat etmektedir.   

 

Yazarın Diğer Yazıları

Goebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!"

Bir okurum, siyaseten Refah Partisi - AK Parti çizgisinde yol almış olmakla birlikte bugün gelinen noktada Ak Parti'nin yapıp ettiklerine ve olup bitenlere bağlı olarak bu ideolojik 'gönül bağı'nın nasıl koptuğunu samimi bir eleştirellikle bizimle paylaşıyor

Goebbels'leşme karşısında muhalefeti sorgulamak!

Matbu medyanın hazan mevsiminin, televizüel medyanın da sonbaharının yaşandığı bir dönemde, insanları sıkan, bıktırıp usandıran karakterlere, ağızlara, kabadayılıklara kimse katlanmak zorunda değil. CHP hiç değil

Savaş, açlık, salgın: Malthus’un hayaleti

Karşı karşıya olduğumuz hadise ve şahsiyetlere baktığımda ben nüfusbilimci Malthus’un fantastik görüşlerini hatırlamadan edemiyorum. Trump mı?.. Altından Malthus zuhur ediyor. Suriye, İdlib, Erdoğan mı? Malthus zuhur ediyor. Korona mı? Malthus zuhur ediyor!..