06 Ekim 2019

T24 Pazar, 'Haftalık' koşusuna başlarken…

Bir "Güzellikler Kumpanyası" ile, kalacak bir türkü söyleye söyleye, bildiğimiz-inandığımız yolda aşkla yürümeye, yürümek ne kelime, koşmaya devam ediyoruz. Pazar'lara sığmayıp Hafta'lara taşarak!..

T24 PAZAR'ın "dölyatağı", Cumhuriyet PA7AR'dır.

İki yılı aşkın bir zaman geçti şimdi bu satırların da içinde yer aldığı yayının ilk tohumunun içime düşmesinden bu yana…

2017 Haziran'ında o zaman çalıştığım Cumhuriyet gazetesinde zor, sıkıntılı, aynı zamanda hüzünlü ama o ölçüde de heyecan verici bir öneriyle kapım çalındı.

Hatırlatalım, o günkü Cumhuriyet gazetesi yönetimi, "içeriden de vurulmuş halde", tarihe bugün bir utanç vesikası olarak geçmesi çoktan kesinleşmiş bir dava cenderesindeydi. 2016 Kasım ayı başında evlerinden toplanan arkadaşlarımızın aslında bugünlere kadar süre gelen bir iktidar zulmü karşısında ağır eziyetlere katlanmak durumunda kaldıkları günlerdi. Bizler de kâh Silivri Cezaevi kapılarında, kâh Çağlayan Adliyesi koridorlarında geçirmekteydik zamanımızı…

Burada ayrıntıya girmek yersiz olur, ancak cezaevinde dirençle ayakta kalmaya çalışanların berisinde dışarıdaki bizler için de gazeteyi aynı iktidar baskısı karşısında ayakta tutma yolunda hayli sıkıntılı bir dönemdi. İktidar ve onun kalem oynatan, ağzından lâf diye irin saçan hempaları, manşetlerimizden, haberlerimizden, yazılarımızdan bahane üretip defterimizi dürmek için fırsat kollamaktaydılar.

Yanı sıra, iktidarın gadrine uğrama korkusundaki reklam verenlerin gözünde gazete, o dönemde "dokunursan yanarsın" kabilinden bir mecra haline geldiği için elbette ekonomik-mali açıdan da ortada hiç mi hiç parlak bir durum yoktu.

İşte böyle bir konjonktürde bana gazetenin "dışarıdaki" yönetim kadrosu tarafından, "içerideki" ana-yönetimle irtibatlı çerçevede, "popüler"in politik olduğunu da ihmal etmeyecek mahiyette popüler kültür içerikli bir Pazar eki çıkarma yolunda kolları sıvayıp sıvamayacağım soruldu.

Uzun süredir Cumhuriyet bir Pazar eki çıkarmıyordu. Şimdi hem bir dinamizm, canlılık, hareketlilik hem de "İçeridekiler"e moral olması umuduyla böyle bir girişimde bulunulması, benim de öne düşmem istenmekteydi.

Yukarıda dediğim gibi, zor, sıkıntılı, aynı zamanda hüzünlü ama o ölçüde de heyecan verici bir öneriydi bu.

Zordu, çünkü, "elde yok, avuçta yoktu". O başlangıç noktasında bana söyleneni hiç unutmuyorum: "Olmayan bir parayla çıkaracağız dense yeridir bu Ek'i…"

Sıkıntılıydı, çünkü üniversitede öğretim üyesiydim, derslerim vardı ve zaten halihazırda gazeteye haftada 4 yazı yetiştirme derdindeydim.

Tabii ki hüzünlü bir yan da vardı tabloda, çünkü teklif, bana belirtildiği kadarıyla (o dönemde özellikle gazetenin başta gelen hukuk şövalyesi Tora Pekin'le yaptığımız konuşmayı hiç unutmuyorum!) "Silivri"den yükselen bir sesti. Zindan zulmü altında, o ağır koşullarda dahi gazetenin yol alışında sorumluluklarını ihmal etmeyen arkadaşlarımız, elbette hâlâ yayın yönetmeni konumundaki kardeşim Murat Sabuncu başta olmak üzere, böyle bir girişimde benim olmamı arzu etmekteydiler.

Ve hiç kuşkusuz bu nedenle, hüzünlü olduğu kadar hem onur hem de heyecan verici bir öneriydi bu benim için.

Yine de proje bir süre gecikmeye uğradı. Araya yaz dönemi girdi. İyi de oldu. Ben üniversitede daha farklı ve böyle bir çalışmaya zaman ayırabilecek bir çalışma konumuna geçtim. Ayrıca, bazı dostlarımla, eğer böyle bir girişim söz konusu olursa yanımda olup olmayacakları hususunda görüşme fırsatı buldum.

Aslında böyle bir "ürün"ü ortaya çıkarma hususunda ne kadar deneyimli olduğum da tartışmalıydı. Evet, uzunca bir süredir medya ve popüler kültür üzerine kendi çalışma alanım içerisinden kafa yormakta ve yazmaktaydım. Bir de 2003-2004 arasında Milliyet gazetesi bünyesinde Can Dündar'la birlikte çıkardığımız "Popüler Kültür" isimli bir Pazar eki vardı.

Ama 2000'lerin başından bu yana da köprülerin altından çok su akmıştı. Aradaki zaman ve elbette kuşak farkını da dikkate alacak bir iş çıkarmak gerekti.

Ve en önemlisi, hayli mütevazı bir bütçeyle, esasen "gönül-işi" algısı ve duygusuyla bu çalışmayı sürdürebilecek, niceliksel anlamda yeterli, niteliksel anlamda yetkin kadro kotarma gereği vardı.

İlk yaptığım, 2003'te "Milliyet-Popüler Kültür"ü hazırlarken tanıdığım Ahmet Tulgar'ı aramak oldu. Ona projeyi, daha doğrusu "düşünce"yi açtım ve böyle bir çalışmada yukarıdaki koşullar çerçevesinde yanımda olup olmayacağını sordum.

"Ahmedo Bıra", böyle bir düşüncenin hem heyecanını benimle paylaştı hem de "Sen olduktan sonra bu işin içinde, ben ötesini düşünmem bile" dedi.

Ahmet'in, 2004 yılında "Milliyet-Popüler Kültür"ün yayını sonlandırıldığında bir veda hüznünü karşılıklı paylaşırken bana attığı dokunaklı mesajı hatırladım o an: "Sen, benim kardeşimsin. İleride yine çok güzel işler yapacağız."

İşte şimdi aradan 14-15 yıl geçmiş, bir bakıma "yine çok güzel bir şeyler yapma" fırsatı belirmişti önümüzde!..

Bu enerjiyle, şimdi hâlâ bir kısmını bu yayın sayfası içerisinde göreceğiniz eski ama eskimeyen dosta ek olarak, farklı uzmanlık, çalışma ve meslek alanlarından bir dizi güzel insan benimle yola koyuldular.

Bunlara süreç içerisinde başka "güzellikler" de bizi daha da zenginleştirip güçlendirecek mahiyette eklendi.

(Yolun başında ilk kapısını çaldığım kişi olarak Ahmet Tulgar'ı yukarıda zikrederken yaptığımız işe emek veren bütün isimleri sıralayamıyor olmanın sıkıntı ve mahcubiyeti içindeyim; umarım onlar bana haklarını helâl edeceklerdir!..)

Sonuçta "Cumhuriyet PA7AR", başka bir dolu sorun güçlük ve sıkıntıyı da nispeten geride bırakarak varlık buldu. Seçkin sayfa tasarımıyla onu farklı ve ayrıksı kılan Ulaş Eryavuz'un görsel yönetmenliği; üniversiteden gazeteciliğe taşıdığım öğrencim ve bu işte "arkamdaki kale" olmuş Gürer Mut'un koordinatörlüğü; yanı sıra nefis sayfa uygulamalarıyla ekibimizin bir parçası olmuş İlknur Filiz'in katkısıyla Türkiye'ye bir yeni yıl sürprizi olarak 7 Ocak 2018'de yayına başladı.

Yayına başladığımızda Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Ahmet Şık hâlâ "Silivri"delerdi. O yüzden başlarken söylenecek belliydi. Duygu ve düşüncelerimi şöyle ifade ettim ilk sayıda:

"Dinlendirici olmak kadar düşündürücü, eğlenceli olmak kadar eleştirel, ferahlatıcı olmak kadar kışkırtıcı olmayı hedefledik.

Müzik, sinema, televizyon, sanat, spor, sağlık, eğitim, edebiyat, çocukluk, gençlik, kadın, erkek, aşk, cinsellik, yeme-içme, moda, çevre, bilim, teknoloji, din, etniklik ve daha pek çok şey… İnsanın elinin, aklının, kalbinin değdiği her yere kalemimizi değdirmeye gayret ettik.

En önemlisi, hepimizin onuru '3 güzel, iyi, doğru adam'a layık olmaya çalıştık.

Umarım bugün bu Ek'i ellerine aldıklarında Murat, Akın ve Ahmet, güçlerine güç, dirençlerine direnç, inançlarına inanç katan bir ürünle karşı karşıya olduklarını düşünür, hissederler.

Bu, bize yeter!.."


Cumhuriyet PA7AR'ın 6 Mayıs 2018 tarihli 18. sayısı

* * *

Böyle başladık ve 9 Eylül 2018'e kadar 36 sayı yayımladık Cumhuriyet PA7AR'ı. Bu arada Ek'i bir anlamda kendilerine ithaf ettiğimiz "3 Güzel Adam" da serbest bırakılıp aramıza katıldı. Murat'ı artık gazetenin yayın yönetmenliğini etkin şekilde sürdürürken Pazar'ın hazırlık odasında, yanımızda çok daha fazla görür olmanın mutluluğuyla yola devam etik.

Cumhuriyet PA7AR'ın toplumda ne etki bıraktığı, nasıl alımlandığı, ne ölçüde ilgi gördüğü üzerine benim herhangi bir şey söylemem yakışık almaz. Sonuçta bilen biliyor.

Ama o, 9 Eylül 2018'de yayınına son verdi. Çünkü 7 Eylül 2018'de Cumhuriyet gazetesinde yaşanan ve yukarıda mevzubahis ettiğim "Cumhuriyet Davası" ile aynı doğrultuda tarihe geçecek olan yönetim değişikliği sonucu, ben de gazeteden ayrılan önceki yönetimle birlikte Cumhuriyet'i bıraktım.

Benimle birlikte PA7AR'a can veren "Güzellikler Kumpanyası" da Cumhuriyet için yazmayı bıraktı.

Ama çok geçmeden "PA7AR"ın, o beylik "kendi gitti adı kaldı yadigâr" deyişinin tam tersi mahiyette, "adı gitse de kendisinin yadigâr kalması" ve bu yadigârın da bir başka adla, üstelik çok daha güçlü, etkin, dinamik şekilde tekrar hayat bulması söz konusu oldu.  

Cumhuriyet'ten geriye yadigâr kalan "PA7AR"a T24 hayat üfledi.

* * *

Cumhuriyet'ten ayrılır ayrılmaz kapım hemen kadim dost Doğan Akın tarafından çalındı ve T24'e davet edildim.

Bir süre gazete yazılarına ara vermek, yıllardır son noktanın konulmasını bekleyen bir kitabımı tamamlamak istiyordum.

Ama olmadı. Cumhuriyet'ten sonra artık o da T24'ün bir bileşeni olmuş Murat Sabuncu'nun da "itici gücü" eşliğinde Doğan Akın'ın karşısına oturduğumda bana gelen yazma teklifine derhal mukabelede bulundum:

"Arkamda bir 'Güzellikler Kumpanyası' var; benimle her daim 'anca beraber kanca beraber' diyerek hareket eden… Ben de burada olursam, onlarla beraber olurum."

Doğan hiç ikiletmeden, "Hocam, bana bir 'Hazine' öneriyorsunuz" dedi.

Böylece 9 Eylül 2018'de bıraktığımız noktadan, 15 Aralık 2018'de "kâğıttan dijitale", aynı ruh, duygu, enerji ile taşıdık emeğimizi el birliğiyle ve T24 PAZAR doğuş buldu.

Doğumun "ebe"liğini T24'te sevgili kardeşimiz Fatih Karagülle yaptı. Sonra Oğulcan Kayalar'ın editörlüğünde T24 PAZAR'ı daha da geliştirmeye, güçlendirmeye yöneldik. Şimdilerde İsmail Yeniçeri'nin "Prens"liğinde daha da olgun ve güvenli şekilde yola devam eder durumdayız.

Onlara içtenlikle tüm emek ve özverileri için teşekkürü bir borç biliyorum!..

Öncesinde Cumhuriyet'te ilmek ilmek özenle, ama elbette "matbuat" koşullarıyla sınırlana sınırlana kâğıt sayfaları dokuyorduk. Şimdi artık internet ortamının farklı imkân ve koşulları dâhilinde T24'te yine ilmek ilmek özenle, üstelik artık sınırlanma baskısı da hissetmeksizin ve "online" daha geniş bir kitleye ulaşma avantajı eşliğinde "elektronik sayfaları" dokuyarak yaklaşık on aydır yolumuza devam ediyoruz.

Daha da etkinleşmiş, yetkinleşmiş ve zenginleşmiş olarak…

* * *

Bu nedenledir ki işte ilkin bir kâğıt gazete bünyesinde yola koyulan, entelektüel emeğe gönül vermiş "Güzellikler Kumpanyası"nın serüveni şimdi bugün bir yeni dönüşümle devam ediyor.

T24 yönetimince yapılan değerlendirme sonucunda, PAZAR ekini sadece Pazar günüyle sınırlı olmayacak şekilde internet ve sosyal medya mecralarının işleyiş mantığı ile daha uyarlı mahiyette, hafta boyu okurun ilgisine açık tutma yönünde bir karar verildi.

Zaten artık "Ek" demekten öte bir dergi kapsam ve içeriğine ulaşmış PAZAR'ı, "HAFTALIK" adı altında, belli bir güne sabitlenmiş olmaktan öte daha süreçsel ve akışkan mahiyette, "açık uçlu" bir işlerlikle sunmaya karar verdik.

Artık T24 PAZAR, yoluna T24 HAFTALIK olarak devam edecek.

T24'te düne kadar "PAZAR" adı altında karşınıza gelen yazılara, dijital seyrin, içeriği günlük olarak gözetme-sınırlama gibi bir zorunluluğu olmadığı için, hafta boyunca da ilgiyi ve dikkati çekmek hedefiyle bu dönüşümü gerçekleştiriyoruz.

İstiyoruz ki sadece pazarları değil, hafta boyu elinizin altında, gözünüzün ucunda, kalbinizin köşesinde olalım!..

Bu düşünce ve duygularla diyoruz ki T24 HAFTALIK'a hoş geldiniz!

Nasıl bitirmiştik Cumhuriyet maceramızı, Özdemir Asaf'ın şu muhteşem dizeleriyle:

"Neler gördük neler neler bugüne kadar // Daha gidilecek yerlerimiz var // Bizi buralarda unutamazlar // Kalacak bir türkü söyler gideriz…"

Aynen öyle!.. Bir "Güzellikler Kumpanyası" ile, kalacak bir türkü söyleye söyleye, bildiğimiz-inandığımız yolda aşkla yürümeye, yürümek ne kelime, koşmaya devam ediyoruz.

Pazar'lara sığmayıp Hafta'lara taşarak!..

Yazarın Diğer Yazıları

Siyasetin Z-hali: 'The Politician'

"Yavaşla deli çocuk//Genç yaşına rağmen//Baksana şu hırsına//Hani yangın nerede, nedir bu acele//Biraz yatışman gerek//Yıpranmadan önce…"

Kalecinin ters-köşesi dokunaklı olur!

Erkan Kolçak Köstendil'in tek kişilik tiyatro oyunu "12 Numaralı Adam", bize Kaleci Halim'in dokunaklı hikayesi üzerinden emeğe, fedakârlığa, gönüldaşlık, kadirşinaslık ve vefakârlığa alabildiğine yabancılaşmış "plastik-toplumsal" halimizi anlatıyor. Halim, halimiz aslında!

'Helâl teşhir'de Türkiye'nin gururu: Modanisa

Online tesettür giyim alışveriş sitesi Modanisa'nın kurucularından Kerim Türe, "tesettür modasını dünyada ana akım yapacağız" diyor. Ah bir bilse, bütün yapabileceğinin sadece ve sadece, tatlı mı tatlı bir şekilde kapitalizmi Müslümanlığın içinde ana akım yapmak olduğunu!..