27 Ekim 2019

Cumhurbaşkanlığı'na özel antropoloji tedrisatı: Araplık, Kürtlük, çöl, dağ, kültür

Küresel bir sarmaşma halinin sürekli göçlerle ırksal izolasyonu tamamen yok edip melezleşmeyi insanlığın asli varlık kodu kıldığı dünyada, "Arap çölde yaşar Kürt başka yerde" demenin abes olacağını belirtmek boynumuzun borcu

Sözü hemen ilmin erbabına bırakıyoruz:

"Herkes çölde yaşayabilir mi? Şunu hemen hatırlatalım ki, çöl yaşantısına vücudun yaptığı uyum tam olarak anlaşılmış değildir; yalnız sıcak ve kuru çöl ikliminde birkaç hafta kalan kişi bazı uyumsal değişmeler gösterebilir; öyle ki zamanla ter bezleri daha hassas hale gelir, daha fazla ter salgılarlar. Ne var ki yoğun terleme de beraberinde bazı sorunlar getirir; çünkü ter sadece sudan ibaret değildir; içinde tuzlar da vardır. Dolayısıyla, terleme yoluyla çok miktarda sodyum da kaybedilir. Terleme aynı etkinlikte devam ettikçe, idrar miktarında azalma gözlenir. Sanki vücut, terleme için çok gereksinim duyduğu suyu tutmaya çalışır. Fizyolojik düzeyde devreye giren bu uyumsal tepki tüm insan ırkları için geçerlidir."

Özünde biyolojik kapasiteleri yani ırksal nitelikleri ne olursa olsun, bütün insanlar çölde yaşayabilir diyen bu satırlar, Hacettepe-Antropoloji'de hocam olmuş, biyolojik antropolojinin bu ülkedeki en kıymetli ismi, Prof. Metin Özbek'in Dünden Bugüne İnsan (İmge, 2000, s. 225) adlı kitabından…  

Metin Hoca, insanın biyolojik evrimi üzerine de, insan biyolojik çeşitliliği, yani "ırk" olgusu üzerine de Türkiye'de ilgi ve dikkat yöneltilmesi gereken bir bilim insanı. Özellikle yukarıda zikrettiğimiz çalışmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan'a en kısa zamanda ulaştırmak, onun da bu kitabı bir köşeye çekilip tatlı tatlı okuması gerekir!..

"Arap, eşittir, çöl" müdür?

Erdoğan geçen hafta TRT'deki özel canlı yayında öyle bir lâf etmiş ki ben bundan haberdar olduğumda inanamadım. Sonra tekrar tekrar baktığımda, çaresiz, inanamama ısrarından vazgeçerek derin bir üzüntü ve hicaba savruldum.

"Barış Pınarı" harekâtı ve Soçi'de Rusya ile sürdürülmüş görüşme sonrası yeni ortaya çıkan tabloyla ilgili sorulara yanıt verirken İdlib'den söz açıldığında, "Önemli olan İdlib'de yaşam tarzını kontrol altında tutmak" demiş Erdoğan… Ve şöyle devam etmiş: "Bu da en çok Araplara uygun. Kürtlerin tarzları buraya uygun değil."

"Peki neden" diye sormuşlar ve işte müthiş cevap: "Çöl burası…"

Elbette bu cevabın "samimiyeti" de sorgulanacak ve hepimizce malûm bir resmi-siyasi arka plan doğrultusunda "yaşam-tarzı"nın burada bahane kılındığı ileri sürülebilecektir.

Ama işte bir mesele de şu ki "bahane" dahi olsa böyle bir cevap üretirken edilen lâf, tam mânâsıyla kaş yapayım derken göz çıkarmak olmuş.

"Burası Kürtlerin değil Arapların yaşam tarzına uygun, çünkü burası çöl" demek, ne demek?!..

Bu kadar sorunlu bir ifade olur mu?..

Bu Cumhurbaşkanı'nın yanında sosyal-beşerî bilimlerde tahsil yapmış, okumuş-yazmış sözcüler, iletişim başkanları ve saireler yok mu?

Bunlar o Cumhurbaşkanı'na doğal çevre, insan biyolojik çeşitliliği (ırklar) ve yaşam tarzı (kültür) ilişkisi üzerine hiç mi brifing vermiyor böyle topluma açık yapacağı, içeriği baştan belli konuşmalar öncesinde?..  

Siyah'a "Arap" demek ne ise?..

Dediğim gibi, esas tatlı tatlı başvurulması gereken kaynak, Metin Hoca'nın kitabı. Ama biz de tane tane ve tatlı tatlı anlatmaya çalışalım.

Arap'ın yaşam alanı çöl değildir.

Arap, çöl insanı değildir.

Araplık sadece belli bir iklim ve doğal çevre koşulu ile uyarlı ve sınırlı bir yaşam-tarzı, yani kültür de değildir.

Cumhurbaşkanı'nın "İdlib yaşam-tarzı olarak Araplara uygun, çünkü çöl burası" lâfının, Siyah ırktan insanlara "Arap" demek şeklindeki o yaygın mı yaygın tarihsel yanılgı ve yanlış yargıdan pek bir farkı yok.

Biliyorsunuz, bizim memlekette siyah ya da esmer tenli insanlara "Arap" dene gelir. Bu, İslamiyet-sonrası Arap istilalarıyla din olarak Müslümanlığı benimsemenin ötesinde dil olarak da Arapçayı benimsemiş Afrika halklarından insanların Osmanlı coğrafyasına/sarayına intikaliyle bağlantılı tarihsel bir yanlış algının sonucudur.

Siyah'a "Arap" demek nasıl vahim bir yanlışlıksa, Arap'ı çölle özdeştirmek de o kadar vahim bir yanlışlık.

Araplar her yerde yaşar

Araplar illa biyolojik temelde bir ırk kategorisine yerleştirilmek istense, Beyaz ırkın bir alt-grubu olan Akdeniz ırkına dâhil edilebilirler ve bu sınıflama içinde çölden dağa açılan bir doğal çevre yelpazesinde farklı yaşam-tarzı (kültür) örüntüleri sergilerler.

Sözü yine ilmin erbabına bırakalım:

"Ortadoğu'da yaşayan Araplar ve Yahudiler de (son zamanlarda dışarıdan gelen koloniler hariç) Akdeniz ırkı içinde dikkate alınırlar. Güneybatı Asya'nın çöl, dağ ve vahalarında yaşamlarını sürdüren Araplar, önceleri sadece Arap Yarımadası'nda sınırlı kalmışken, Hz. Muhammed'in ölümünden sonra çok kısa bir zaman içinde Orta Asya'ya, Afrika'nın içlerine kadar yayılmayı başardılar. Bugün Ortadoğu'daki birçok topluluk yanlış yere Arap olarak adlandırılır. Söz konusu bölgede Filistin Arapları, Kuzeybatı Suriye Alevileri ve Arapça konuşan yerleşik halkların yanı sıra Lübnanlılar ve Dürziler de yaşamaktadır. Suriye ve Lübnan'ın dağlık yörelerinde yaşayanlar, dilleri ve dinleri ne olursa olsun bir bütün olarak kabul edilirler. Suriye'de Şam'dan Halep'e kadar olan çöl alanda yaşayan yerleşik Araplar ise bedensel özellikleri yönünden Bedevilerle demin sözünü ettiğimiz dağlık yörede yaşayanlar arasında yer alır. (…) Suudi Arabistan'da al-Hasa eyaletinin vaha sakinleri, uyum sağlamış oldukları nemli ortam ve zengin bitki örtüsüne bağlı olarak, fiziksel yönden bedevilerden ayrılırlar. Özellikle Suudi Arabistan'ın güneyinde, Yemen'den Maskat ve Oman'a kadar olan kıyı şeridi bol yağış alan verimli bir bölgedir. Dolayısıyla, Arap yarımadasının en yoğun biçimde iskan edilen yöresidir. Bu yörede yaşayanlar çöl yaşamı süren Bedevilerden farklıdır" (M. Özbek, Dünden Bugüne…, s. 283-284). 

Eskimo çölde, Bedevi kutuplarda yaşar

Demek ki ne Araplığın belli bir doğal çevreye uyarlı bir yaşam tarzıyla sınırlanabileceği, ne de herhangi bir yaşam tarzının (çöl kültürü) sadece Araplığa özgülenebileceği; aksine karmaşık, geçişlilik arz eden ve kalıp yargılara sığmayan bir biyo-kültürel antropolojik tablo var ortada Araplar söz konusu olduğunda...

Ayrıca tabii ki bugünün dünyasında gelinmiş tekno-ekonomik aşamada, çevreye biyo-kültürel uyarlanma zorunluluğunun çoktan aşıldığı bir insanlık hali içindeyiz.

Söylemeye gerek var mı; bir Eskimo'yu çölde yaşatabileceğiniz gibi, çölde yaşayan Bedevi'yi de pekâlâ Kutuplarda yaşatabilirsiniz artık.

Küresel bir sarmaşma halinin sürekli göçlerle ırksal izolasyonu tamamen yok edip melezleşmeyi insanlığın asli varlık kodu kıldığı dünyada, "Arap çölde yaşar, Kürt başka yerde" nevinden sözlerin ciddi bir abesle iştigal olacağını belirtmek boynumuzun borcu.

Peki, Kürt nerede yaşar?

"Kürt başka yerde yaşar" demişken… Sahi yahu, Kürt nerede yaşardı?..

Buna yönelik bir cevap, bilindiği üzere "12 Eylül" (1980) sonrası süreçte askeri darbe yönetiminin başındaki Kenan Evren marifetiyle, bugünkü "çöl, eşittir, Arap" garabetini hiç aratmaz mahiyette "dağ, eşittir, Kürt" şeklinde dehşetlice önümüze konmamış mıydı?

Demek ki bazı yanlış-yönelimler siyaseten hep yeniden ve yeniden üretiliyor.

O günleri kim unutabilir; "Kürt", bu adla anılan insan topluluklarının dağda yürürlerken adım attıklarında çıkan "kart-kurt" seslerinden gelmekteydi!..

Kürt-mürt yoktu; onlar "Dağ Türkleri" idi!..

Mahcubiyet vesikaları

Evren'den Erdoğan'a "Bizim Eller"de değişen bir şey yok anlayacağınız…

Kürt'ü dağla, Arap'ı çölle özdeştiren bilgi fukarası bir devlet aklıyla iktidar çıkarları peşinde koşulurken tarihe bol bol mahcubiyet vesikası bırakacak işler yapılmaya-sözler söylenmeye devam ediliyor.

Gönül ister ki böyle olmasın! Türkiye'nin başkanlık/cumhurbaşkanlığı makamlarında bulunanlar, insanbilim, toplumbilim, kültürbilim derslerinden böylesi sınıfta kalacak performans sergilemesinler.

Kapatılmayacak açık değil bu, yeter ki istensin!..

Ama bana "hayal görme", "boşa nefes tüketme", "kendin söyleyip kendin dinleme" diyorsanız… Eh, o zaman elde var hüzün!

Hallerine, halimize, hâl-i perîşânımıza üzülmeye devam!..

Yazarın Diğer Yazıları

Fenomenlik, domestiklikten evlâdır!

Diyanet, kadını ev-içinin hayata kapalı atmosferine ve erkeğe hizmete mahkûm kılan kırsal ataerkilliği İslami haleye bürüyerek, bunu sibernetik kaosta kaybolma noktasına gelmiş insana deva niyetine sunuyor. "Beterin beteri"ni teklif ediyor yani…

Hayatta olmayanı kurgudan beklemek ayıptır

Çukur'da abartılı ve fantastik kurgulanan her şey, hayatın içinde rutin bir fanatiklikle mevcut aslında. Çukur kimseyi zehirlemiyor. Çukur, zehirli bir hayatın içinden çıkıyor

Savaşın pornografisi

Bir hafta boyunca televizyonlarda "bir şey söylememe koşuluyla konuşturulan sözde uzman ve gazeteciler" görmedik mi? "Kitlelerin gösteri ihtiyacı"nı karşılamak üzere "Bağlan Bağlan Bağlaaan" diye çırpınan "haberci"yi hüzünle izlemedik mi?..