12 Şubat 2017

"Bağ belle üzüm olsun”

Harcanan emeğin karşılığı verilmiyorsa eğer, alacaklı sayarsın kendini, zihninden borçlandırırsın karşındakini

Bu satırları dizmeye neden başlar ki insan? İşte bu soruya yanıt bulmak ve onu paylaşmak için olsa gerek. Zaten gelmiş geçmiş ve gelecek tüm yazılanlar bu soru ile başlamıştır ya da başlayacaktır. Soru yazıya dökülmemiş bile olsa zımnen orada vardır, hissedilir. 

Amma iddialı bir giriş oldu. Çünkü öyle ama...

Bundan sonrasını yazmasam da olur diyeceğim de korkumdan kesemiyorum. Demek ki yazıp çizmek kadar susmak da ürkütücü olabiliyor. Hem yazan, hem de okuyacak olan için, bu böyle!

Meselâ, çiziktirip duruyoruz. Çizgi işi belki akıl işidir, ama akıllı işi hiç değildir, desem...

Akıllı adamın yapacağı iş değildir. Zaten iş değildir, bir meslek sayılmaz, meslek tanımına pek girmez.

Ama yine de bir emek harcanıyor ve yapılanın alıcısı da oluyorsa, onun bir karşılığı da olmalıdır sanki.

Üstelik onun nedret olmak gibi bir özelliği de işin çabasıdır. Elbet bundan emek sahibine bir payın düşmesi de doğal olmalı. Verilir ya da verilmez, o ayrı bir konu. Ancak...

Hele ki siyaset gibi toplum yaşamını damardan ilgilendiren konularda bir de iddia taşıyorsa yapılan iş, bu bir bedelle dengelenmiş olmalıdır. Yoksa karşılıksız kaldığında ortaya bir tür misyonerlik çıkacaktır. Bu da o kişinin hakikat ile temasını kesebilir. Asıl önemli olan da budur.

Bu durumda ortaya çıkan üründeki içerik ve nitelik, kapalı bir kutudaki yankı gibi, düşler dünyasında gaipten gelen seslere benzeyecektir. Eleştirel meşruiyet taşıması beklenen içeriğin yerini, kerameti kendinden menkul yol gösterici öğütler, veciz laflar alacaktır. Bunun örneği o kadar çok ki...

Onlar sürekli herkesi suçlayarak kimseyi beğenmeme, dünyayı yola getirilmesi gereken günahkârlarla dolu bir yer sayma gibi bir bakış içinde  kendilerini mutsuz ve haksızlığa uğramış birer mağdur olarak göreceklerdir. 

Neden etkili muhalefet olamıyor bir türlü, diyenlerin yakınmaları boşuna olmasa gerek.

Çünkü insan, maddi koşullar kadar çevresindekilerden ve bir o kadar da kendinden etkilenebiliyor. O zaman düşündüğü gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi düşünmeye başlayacaktır.

Bundan kaçınmanın yolu; dalgacılığı ve mizahı elden bırakmamak olabildiği kadar, gerçekleşme umudu olmasa bile, bazı ufak tefek oyunları, kendi ruhsal sağlığı adına sürdürmekten geri kalmaması da olabilir. Meselâ...

Harcanan emeğin karşılığı verilmiyorsa eğer, alacaklı sayarsın kendini, zihninden borçlandırırsın karşındakini. Sonra da hepsini size bağışladım gitti, deyiverirsin olur biter. İşine devam edersin…!?

En başta söylemiştim işte, bu iş akıllı işi değildir, diye. Yine de eteklerini savurarak turlayan bir cizvit papazı misali ciddileşmekten çok daha iyidir ya da mutsuz bir pozitivist gibi huysuz  ve öfkeli dolaşmaktan...

Bu bir tez elbet, bunun antitezi de olabilir. Örnek; bol para karşılığı bir düşünce ve ifadenin ısmarlanabiliyor olması yada sınırlanabiliyor olması gibi. 

Gönül ile verilmiş bir emeğin hesabı ise konu dışı kalabilir.

Yine de doğal olan, emeğin karşılığını bulmasıdır, başka ne olabilir ki?

Aşık Veysel, bunu böyle bilir ve söyler;     

Bağ belle üzüm olsun / Yemeğe yüzün olsun.

Yazarın Diğer Yazıları

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor

Viral turizm ve isolationnisme

Uçaklar artık uçmuyor. Memleket havasının en ücra köşelerine kadar her yerde sadece virüsler uçuşuyor.