14 Mart 2021

Romantik bir bitki olarak ayçiçeği

Üç tarafı denizlerle çevrili ve yüksek dağlara sahip olan Türkiye'deki biyoçeşitlilik, biyoekonomi açısından önemli bir potansiyel yaratıyor. Doğanın henüz keşfedilmemiş ilaç ve etken maddeler için bir hazine olduğunu unutmayalım

Geçen hafta ayçiçeği çekirdeği fiyatlarından ve biyoekonomi alanından bahseden bir makale yazmıştım. Ayçiçek yağının marketlerde yarım kiloluk şişelerde de satıldığını biliyordum. Artık bakkallarda bardak ile de satıldığını duydum. Üzüldüm.

Ayçiçeği ve biyoekonomi hakkında okurlardan ilginç görüşler ve sorular aldım. Ayrıca bazı uzmanlarla görüşme fırsatını buldum. Bu yazıda, merak edilen konuları ve yeni öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Romantik bir bitki olarak ayçiçeği

Bu Amerikan bitkisinin Latince ismi Helianthus annuus, "yıllık güneş çiçeği" anlamına geliyor. Ben ona ayçiçeği ismini vermenin bana çok saçma geldiğinden bahsetmiş ve halk arasında ona gündöndü, gündöndüren veya günebakan dendiğini yazmıştım. Bu süreçte, günçiçeği ve günetapan gibi başka birçok isimleri öğrendim.

Datça'da çiftçilik yapan Hasan İşleyici, Konya'da ona "günaşık" veya "günaşığı" dediklerini yazdı. Çiçeklenirken ve meyvesi oluşurken aşk ile gün boyu güneşi takip eder ve başı yere düştüğünde de hasat edilir, dedi. Celaleddin Rumi'nin hemşehrileri ona bu şiirsel ismi yakıştırmış.

Çiftçilerin sorunları

Çiftçilerin bir yıl patateste bolluk yaşarken, bir yıl yokluk çektiklerini yazmıştım. Bir okurum çiftçilerin düzenli gelir elde edebilmeleri için yetkili kuruluşlar tarafından ekim planlaması yapılması gerektiğini, yoksa kendilerinin piyasayı etkileyecek bir güce sahip olmadıklarını yazdı.

Türkiye'deki çiftçilerin sahip oldukları tarlalar ekonomik boyutta değil. Ne yazık ki, küçük tarlaların birleştirilmesi meselesi çok uzun süredir ülkemizin aşamadığı bir engel. Bilimsel ve teknolojik imkanlardan yararlanabilmek için de tarlaların ekonomik bir boyutta olması gerekiyor.

İhraç edilen tarım ürünlerinin içerdikleri zararlı kimyasallar nedeniyle iade edildiklerinden bahsetmiştim. Bir okurum, yurtdışından iade edilen ürünlerin iç pazarda satılıp satılmadığını sordu. Öğrendiğim kadarı ile o ürünler yurda girişte imha ediliyor.

Son yıllarda ekili tarım alanlarındaki azalmayı işaret ederek, yerel üretimin desteklemesinden bahsetmiştim. Bir okurum "Yerli Malı Kullanmalı" sloganını hatırlattı. Çocukluğumuzda özellikle yaşadığımız bölgelerin ürünlerini kullanmayı teşvik eden çok güzel etkinlikler yapılırdı. Çoğumuzda bu slogan iz bırakmıştı. Şimdi bu etkinliklerin "Tutum, Yatırım ve Türk Malları" adı altında devam ettiğini öğrendim. Neden değiştiğini bilmiyorum. 

Aslında yerel gıda maddelerinin tüketilmesi onların daha taze temin edilmesini sağlar. Ayrıca depolanma ve paketlenme ihtiyacını azaltır. Daha kısa mesafe taşınma nedeniyle, tarladan sofraya giden yolda kayıplar azalırken ve toplam karbon ayak izi de daha az olacaktır. 

Dünya nüfusunun bu yüzyılda da artmaya devam ederek 10 milyara doğru ilerlediğini yazmıştım. Aslında üretilen gıda maddelerinin yüzde 30 kadarı sofraya ulaşamadan kaybediliyor. Gelişmiş ülkelerde ayrıca, sofradan tüketilmeden çöpe atılan miktar da yüzde 50'ye varabiliyor. Bu kayıpları engelleyebilirsek milyarlarca insanın daha iyi beslenmesini sağlayabiliriz. 

Son dönemde Paris Anlaşması'na uyum konusunda ABD ve Çin tarafından verilen sözlerin iklim krizine ne kadar etkisi olacağını uzmanlardan öğrenmeye çalıştım. Onlar bu konularda verilen sözlerin kısa vade için ciddi önlemler içermediğini ve küresel ısınmaya etkilerinin çok az olacağını söylüyorlar. Onların hesaplarına göre, sıcaklık artışı ve kuraklık her halükarda Türkiye'deki tarımsal faaliyetler için ciddi bir sorun yaratacak.

Biyoekonomi nedir?

Biyoekonomi alanında Türkiye'nin potansiyeli konusunda biraz bilgi vermek istiyorum. Ben bu önemli alanı, kolay hatırlanacak şekilde yeşil, beyaz, kırmızı ve mavi biyoekonomi olarak isimlendirerek dört başlık altında inceliyorum.

"Yeşil Biyoekonomi" kapsamında, tarım, hayvancılık ve ormancılık yolu ile üretilen ürünler öncellikle gıda ve enerji kaynağı olarak kullanılır. Üç tarafı denizlerle çevrili ve yüksek dağlara sahip olan Türkiye'deki biyoçeşitlilik, biyoekonomi açısından önemli bir potansiyel yaratıyor. Doğanın henüz keşfedilmemiş ilaç ve etken maddeler için bir hazine olduğunu unutmayalım. Odun dışı orman ürünleri arasında defne ve mantarlar gibi çok değerli tıbbi ve aromatik ürünler de vardır.

Dokuma için kullanılan geleneksel pamuk ve keten gibi ürünler yanında ağaçlardan elde edilen lifler de sanayi sektörü için önemlidir. Lifler dışında enzimler, alkoller ve asitler pek çok sektörde sınai hammaddeler olarak kullanılıyorlar. Atıklardan enerji üretilmesi için geliştirilen biyogaz ve biyoetanol üretim teknolojileri uzun süredir kullanılıyor. Petrokimya endüstrisi ürünleri yerine orman ürünlerinden değerli kimyasalların elde etmek için kurulan biyorafinerilerin başarılı olması bekleniyor. Sanayiye yönelik biyolojik ürünlerin tümü "Beyaz Biyoekonomi" çerçevesinde tanımlanabilir.

Çağdaş ilaç sanayinin temellerinde geleneksel bitkisel ilaçların olduğunu biliyoruz. Günümüzde de pek çok ilaç doğal kaynaklardan, örneğin mikroorganizmalar kullanılarak üretiliyor. Bu alanda aşılar, hormonlar, antibiyotikler ve enzimler yüksek katma değer yaratmaya devam ediyor. "Kırmızı Biyoekonomi" sağlık sektöründeki çok sayıda ürün ve hizmetleri içeriyor.

Denizler ve okyanuslardaki canlılar "Mavi Biyoekonomi" için kaynak oluşturuyor. Balıkçılık ve balık çiftlikleri dışındaki ekonomik faaliyetler henüz çok sınırlı. Örneğin yosunların büyük ölçekte üretilmesine dönük faaliyetler henüz başlangıç aşamasında.

Son söz: Toprakla dost olmak

Geçen haftaki yazının sonunda, çocukken rahmetli Aşık Veysel'le karşılaşmamdan bahsetmiştim. Bir okurum o hatıradan ve onun Kara Toprak şiirinden etkilendiğini yazdı.

Benim için çok değerli bir hatıra da rahmetli Toprak Dede Hayrettin Karaca ile tanışmak olmuştu. Onun ülkemiz için oluşturduğu örnek ve miras bıraktığı TEMA Vakfı topraklarımızı geri kazanmak için hepimize yol gösteriyor.


Prof. Dr. Talat Çiftçi; İTÜ kimya mühendisliğinden sonra ABD'de Rutgers Üniversitesi'nde biyokimya mühendisliği master ve doktorası yapmıştır. Ayrıca, Chapman Üniversitesi'nden iş idaresi masteri ve Işık Üniversitesi'nden sanat bilimi doktorası vardır.

ABD'de Bristol-Myers, Türkiye'de Pakmaya, Eczacıbaşı, Bozlu Holding vs. kuruluşlarda yöneticilik yapmıştır.

Bahçeşehir Üniversitesi'nde rektör yardımcılığı ve dekanlık görevlerini üstlenmiştir. Yayınlanmış makale, patent ve kitapları vardır. Halen Altınbaş Üniversitesi'nde rektör yardımcısıdır.

Yazarın Diğer Yazıları

Güzelliğin kökenleri ve nöroestetik

Nöroestetik araştırmaları beynimizin bizi, güzel olan şeylere yönlendirmek için hormonlarla ödüllendirdiğini gösteriyor. Yemekler, kokular, yüzler, bedenler, çocuklarımız, eşlerimiz, vatanımız, geleneklerimiz ve yenilikler bize mutluluk veren güzellikler olarak yaşamımızı renklendiriyor. Keşif ve icatlar kadar sanat eserlerinin güzelliği de bize cazip geliyor

Sanat ve bilimin ara kesitinde güzel ve çirkin

Güzellik ve çirkinlik kavramlarının, sanat ve bilim dünyasının bu önemli insanlarını buluşturduğunu görmek beni çok mutlu etti

Güzel ve çirkin: Entropi farkı

Günümüzde ölüm korkusu yaratan sanatın ne kadar aykırı ve çirkin olduğu, felsefe ve bilim perspektifinden tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.