24 Şubat 2019

Aşkın kahramanları: Çingeneler, balıkçılar ve diğerleri

Sanat, bir mutluluk vaadi olarak insanların ütopyalara inanmalarını sağlayan yegâne etkinlik hâlâ… “360 Dereceden Aşk” festivali ve festival bünyesinde Zeynep Homan’ın “Çingene Palamutu” sergisi bunu düşündürüyor

The Marmara Pera’da, bu yıl “360 Dereceden Aşk” adlı uluslararası kültür, sanat ve yaşam festivalinin on birincisi düzenleniyor. Işık Gençoğlu küratörlüğünde gerçekleştirilen festival, yüzden fazla kültür, “sanat ve tasarım profesyoneli”nin iki yüzden fazla eser envanterini içeriyor.

Evet, sergiyle ilgili tanıtım yazısında böyle geçiyor: “kültür, sanat, tasarım profesyoneli”. Neoliberal politik söylemin toplumsal hayatın her alana sirayet etmesinin sonucu olarak sanatın ve sanatçının dönüşümüyle ilgili bir yeni tanım bu. Sanatçı veya tasarımcı değil; kültür, sanat ve tasarım profesyoneli...

Foucault’nun “Biyopolitikanın Doğuşu” adlı derslerinde çözümlemesini yaparken saptadığı gibi, neoliberalizmin ürettiği “kişinin kendinin girişimcisi olması” fikrine dayalı yeni etik, sanat alanında böyle ifade ediliyor.

Aşk, tek gün kutlanmaz!

Ana teması “aşk” olan “zamansız” bir kültür, sanat ve yaşam festivali olan ve “Aşk tek bir gün kutlanamaz” parolasıyla yola çıkan festivalde, şubat ayı boyunca sürecek etkinlikler gerçekleştiriliyor. Festivalin teması, “Kahraman Sensin”.

Festivalin kurucusu ve küratörü Işık Gençoğlu, festivalin temasıyla alakalı olarak şunları söylüyor:

“11’inci 360 Dereceden Aşk Festivali’nde gerçek kahramanlığı anlaşılır kılmak bu yıl hedefimiz. Biz kahramanların peşine düştük. ‘Seven, seviyorum diyebilen, gördüğü dertlere derman olmayı seçen, yapılması gerekeni başkasından beklemeyen, kendisi yapan.’ Kısaca bir kahraman beklemeden, kahraman olanları festivalimize davet ediyoruz. Evet, kahraman sizsiniz! Aşk yine kapımızı çalacak. Kapılar bu yıl kahramanlara açılacak. Var mısınız?”

Hegel, gazete okumanın modern seküler toplumda Pazar ayininin yerini aldığını söylüyordu. Postmodern tüketim toplumunda da sergi gezmek benzer bir işlevi görmekte. Nitekim, birçok sergide gördüğüm yeni bir davranış bu savımı doğruluyor. Görsel kültürün egemen olduğu bir toplumda bireyler yitirilen deneyimin boşluğunu sürekli selfi çekerek doldurmaya çalışıyor. Sanat sergileri de bunun için iyi bir arka plan sağlıyor. Sanat sergilerinin ortalama ziyaretçi için böyle bir anlamı var.

Palamutla koşabilen özgür kadınlar!

Festivalde seramik sanatçısı Zeynep Homan'ın “Çingene Palamutu” Sergisi de yer alıyor. Sanatçı Zeynep Homan, sergideki işlerinin hikayesiyle ilgili şu açıklamayı yapıyor:

"Hisar’ın balıkçıları, şarkılı türkülü çingeneleri, sokak satıcıları, midyecisi, çiçekçisi, çöpçüsü, arabacısı, gecenin rastıklı mahmurları... Kısaca hayatın tam ortasında, etiyle, kemiğiyle, tırnağıyla, gizlisi saklısı olmadan sahne alan gerçek kahramanlar... ‘Çingene Palamutu’ serisini yaratırken bana ilham verenler işte bu insanlar. Kimiyle epey vakit geçirdim kimi evimde misafir oldu. Yaşadım, yaşadık... Sonuçta şarkısını bilmediğin insanı ne çizebilirsin ne de heykelini yapabilirsin. Özellikle çingeneler ve balıkçılar hep ilgi odağım oldu. Onlarda gördüğüm özü, sahiciliği başka hiç bir şeyde hissetmedim. O yüzden bu serinin ismine ‘Çingene Palamutu’ ismini verdim. Onları palamutla birleştirip tabaklara çizdim, heykellerini yaptım. Serideki kadınlarım; dişi enerjisini tüm benliğinde hisseden, gözleri kapalıyken bile onlarca palamutla koşabilen, özgür kadınlar. Karakterlerin isimlerini boylarına göre adlandırılan palamut isimlerinden ilham alarak verdim. Torik Leyla, Pala Osman, Savra Suzan, Kestane Feryal, Piçuta Saadet, Zindandelen Zehra... Hepsinin ayrı bir hikayesi ve şarkısı var. Palamut figürü ‘erki’ akla getirse de aslında ‘balık’ kadim kültürlerde dişi enerjinin ilk sembollerinden. Değişimi, dönüşümü, doğurganlığı ve yenilenmeyi anlatıyor. Benim kadınlarım da hayal kurmayı bilen, korkusuz, hiç bir şeye boyun eğmeyen, cesur kadınlar. Hayatla çarpışırken kendini hiçbir şeyden sakınmayan, gözü pek... Çünkü gerçek güzeldir."

Çingeneler, geleneksel ve modern hayatın içinde aşkın kahramanları olmuştur. Aşkı hayatın merkezine koyarak her şeyi göze almayı, her şeye göğüs germeyi, aşkı hayattaki her şeyden üstün görmeyi onlar öğretmiştir. Müziklerinde aşkı, âşıkları anlatmışlardır, enstrümanlarından çıkardıkları o deruni seslerle aşıkların duygularını titretmişler, duygularını ifade etmeleri için cesaret vermişlerdir. En iyi fal bakarak yaparlar bunu. Bir âşığın eline bakarak kalbini okur ve yüreğinden geçenleri önce âşığın kendisine görünür kılar, onları âşığın aşkına ifade edebileceği şekilde açıklığa çıkartır.

Çiçeklerdeki aşkın göstergebilimini öğretenler de onlardır!..

Palamut, İstanbul’un sembolü

Balıkçılar da açık denizlerden kutsal anlamlar taşırlar hayatımıza. Hıristiyanlıkta İsa’nın on iki havarisinden balıkçılar diye söz edilir. Dolayısıyla ahde vefanın, sadakatin, adanmışlığın, ilahi aşkın, imanın sembolüdür balıkçı. Balık da Hıristiyanlığın ortaya çıktığı ilk dönemde pagan Roma İmparatorluğu’nda yasak bir din olması nedeniyle üretilmiş ilk sembollerdendir. “İsa Mesih, Tanrı’nın oğludur” anlamına gelen Yunanca “Iesous Christos Theou Uios Soter” cümlesindeki kelimelerin baş harfleri yan yana geldiğinde “ichtys” yani balık kelimesi çıkmaktadır.

Ayrıca Nuh Tufanı’nda da balıkların Tanrı’nın gazabından muaf olduğu kabul edilir. Balıklar, azizlerin yaygın olarak bilinen sembolleridir. Balık hem kutsal hem siyasal anlamlar taşıyor. Bizans zamanında da paralara resmi basılmıştır.

Gündüz Vassaf’ın belirttiğine göre palamut, İstanbul’un sembolüdür. Söylediğine göre, Bizans zamanında o kadar bol ki İstanbul kıyılarında elle tutuluyormuş. Balık-ekmeğin İstanbul’un sembolü olması da bundan olsa gerek. Balık-ekmek, birliğin sembolü ve ekmeğin arasındaki balık da palamuttur.

Zeynep Homan da palamutlardan yeni ve farklı, dişil imgeler üreterek palamudun anlamını zenginleştiriyor.

Sanat, ruhunu ve anlamını yitiren dünyada yegâne anlam ve ruhsallık bulabileceğimiz yer... Bu yüzden tüm o yorucu ve stresli çalışma zamanına ara verdiğimiz hafta sonlarında bir yandan hayatın gerçeklerinden uzaklaşıp hayal kurabileceğimiz bir rüya alemi, diğer yandan kendimize ait bir ütopya tasarlayabileceğimiz ve başka bir dünyayı düşünebileceğimiz zengin imgeler barındıran yerler sanat sergileri ve festivaller.

(Zeynep Homan’ın Çingene Palamutu Sergisi ve diğer görülmeye değer işler, 28 Şubat'a kadar The Marmara Pera'da)

Yazarın Diğer Yazıları

Plastik mutlak

Varoluşçuluk bakımından insanın kendini gerçekleştirebileceği en mümkün alanlardan biri sanattır. Varoluşçuluk için insanın kendini tasarlaması ve özgürleşmesi en iyi sanatla sağlanabilir. Çünkü sanatçı bir yandan varlığını tasarlarken diğer yandan kendini keşfeder, kendinin bilincine varır

Distopyadır bu yolda her ütopya

Yabancı yatırımcılar için cazibe merkezi oluşturmak için tasarlanan ve inşa edilen mega projeler, ne beklenen ekonomik geliri sağlamakta ne de toplumsal fayda sağlamaktadır

Böyle söyledi Nietzsche

Nietzsche'nin Yunan tragedyalarında karşılaştığı iki tanrı, Apollon ve Dionysos insanın iki ayrı yönünü temsil eder. Apollon, düzen, denge, uyum tanrısı olarak akılsal olanın kurucusudur. Dionysos ise coşkunluk ve sarhoşluk tanrısı olarak eğlence, zevk, çılgınlık ve taşkınlığı temsil eder