30 Ocak 2021

Siyasette cepheden ittifaka

Cumhur ve Millet ittifakları, seçim yasası oyunlarından medyanın kullanımına, sloganlardan taleplerine 1958’de başlayıp 1975-77 döneminde tekrar eden ittifakların devamı niteliğinde

1950 genel seçimleri yapılıp, Demokrat Parti (DP) yüzde 57,6’lık rekor bir oyla iktidara geldiğinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yönetim Kurulu üyesi Kemal Satır -ki, o seçimde milletvekili seçilememişti- İsmail Hakkı Birler’e en öngörülü yorumu yapmıştı: “Azizim hiç merak etmeyin, onlar da yakında hapı yutarlar. Bizim zamanımızda içinizden biri kalkıp bir yere gitse ve kazara bir iki laf etse sabah, öğle, akşam milletin kafasını patlatıncaya kadar tekrar ettirir dururduk. O hale gelmişti ki, millet radyo düğmesini çevirip de müzikten başka bir ses duyunca, ‘Kim bilir hangi bakanın konuşmasıdır,’ diye düğmeyi hemen tersine çevirir olmuştu. Bizim halimiz malum! Eh onlar da bu mevzuda bizden hiç geri kalmıyorlar, hatta ileri bile gidiyorlar. Onların da neticesi bizimkinden başka olamaz tabii.

Nitekim Satır haksız çıkmaz, basını yeni çıkan yasalarla haber yapamaz hale getiren DP, televizyonsuz ve internetsiz hayatta halkın tek eğlence ve bilgilenme aracı olan radyoyu da DP Radyosu haline getirirler.

1957 genel seçimleri de tıpkı 1950 seçimlerinde olduğu gibi Demokrat Parti’nin zaferiyle sonuçlanır ancak bu kez durum biraz daha farklıdır. Hazine tamtakırdır, enflasyon uçmaktadır ve sokakta da uzayıp giden kuyruklar vardır.

1957’den 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ve hukukun ayaklar altına alındığı Yassıada mahkemelerine kadar geçen üç yıllık süre, Türkiye siyasetinin sonrasında onar yıllık periyotlarda kullanılacak ittifak/cephe geleneğinin geliştirilip servis edildiği dönem olur.

Güç Birliği Cephesi kuruluyor

DP içinde 1954 seçimlerinden sonra, muhalefete karşı izlenen tutum, ekonomik politikalar ve basına uygulanan baskı nedeniyle yavaş yavaş başlayan huzursuzluk bir yıl sonra 19 milletvekilinin haysiyet divanına gönderilmesiyle tırmanır. Divanın dokuz vekilinin partiden ihracına karar vermesiyle diğer on milletvekili de DP’den istifa ederek 1955’te Hürriyet Partisi’ni (HP) kurarlar. İlerleyen zamanda HP, DP’den ayrılıp kendilerine katılan milletvekilleriyle, CHP koltuk sayısını da geçip anamuhalefet partisi konumuna bile gelir.

Partiler arasında bugünü aratmayan bir ittifak trafiği vardır. 1957 seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) ile birleşme girişimi başarısız olan HP, 57 seçimleri için bu kez CMP ile ittifak yollarını arar. Tam o sırada DP’nin seçim yasasında yaptığı değişiklik, partiler arasında ittifak kurulmasını olanaksız hale getirince her parti seçime tek başına girmek zorunda kalır. Sonuç yine DP zaferidir: DP 424, CHP 178, CMP dört ve HP dört milletvekili. Zirveden sıfır noktasına inen HP, kuruluşundan bir yıl sonra toplanan olağanüstü parti kurultayında feshine ve bütün mal varlığının CHP'ye devri kararını alır.

Gelelim Osman Bölükbaşı liderliğindeki CMP’ye. Eski DP’li olan Bölükbaşı ve arkadaşları, Millet Partisi’nin 1954’te kapatılmasıyla birlikte kurmuşlardır CMP’yi. Burada bir parantez açıp, TBMM tarihindeki en ilginç milletvekillerinden Bölükbaşı’nın, “Bu kadar öküzbaşına bir Bölükbaşı ne yapsın!” sözünü de aktaralım.

1949 yılında İsmet İnönü ve Celâl Bayar'a komplo düzenlemek iddiasıyla tutuklanan Bölükbaşı kısa bir süre cezaevinde kalır. Bölükbaşı 1957 seçimleri sırasında hapiste olduğu için, milletvekili yeminini de hapishane koğuşunda, kader kurbanı arkadaşlarının önünde eder. DP’ye karşı muhalefetini güçlendirmek için 1958’de Türkiye Köylü Partisi’yle birleşen CMP, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CMKP) adıyla yoluna devam eder. CMKP, 1969’da Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak adını değiştirir. CMP’den MHP’ye giden süreçte Bölükbaşı, partisinden ayrılır ve yeniden Millet Partisi’ni kurar ve genel başkan olur.

İnönü: “Siyasi huzur meselesi daha da ıstırap vericidir. Tasavvur ediniz ki, Ramazan Bayramının ilk günü tan yeri ağarırken vatandaşlar devlet radyosundan Vatan Cephesi propagandasının davullu zurnalı haberlerini dinlemişlerdir. Bu vatanın evlatları, kendi vergileriyle yaşayan radyonun, bütün vatandaşlara eşit gözle bakan bir hitabını ne zaman işiteceklerdir ?..”

HP-CHP birleşmesiyle seçim yasasındaki ittifak yasağı by-pass edilirken Güç Birliği Cephesi’nin de tohumları atılmış olur. Birleşmenin hemen ardından İsmet İnönü, büyük çoğunluğu olaylı geçen yurt gezilerini başlatır. İnönü, Ekim 1958’de İstanbul İl Kongresi’nde, Meclis içindeki ve dışındaki muhalefet partilerinin, CHP etrafında birleşerek Güç Birliği Cephesi’ni kurarak iktidar ile mücadele edilmesini gerektiğini söyler. Bu açıklama, DP lideri Menderes’i çok kızdırsa da bugünkünden farklı olarak CHP İstanbul İl Başkanı’nı hedef almaz.

Vatan Cephesi kuruluyor

Muhalefetin CHP etrafında kurduğu cephe karşısında 12 Ekim 1958’de bu kez Adnan Menderes DP Manisa İl Kongresi’nde, Vatan Cephesi’nin kurulmasının bir zorunluluk olduğunu söyler. Hatta işi daha da ileri götürür, Balıkesir’de yaptığı konuşmada, İnönü ve CHP’nin halkı isyana teşvik ettiğini belirterek, “Buna cüret edenlerin idam sehpalarında can verdiklerini hatırlasınlar, onlardan ibret alsınlar,” der.

Askeri darbe geleneği 1960’ta başladığı için olsa gerek, isyan etse etse kuyruktaki halk eder diye düşünmüş olmalı. 1958 sonu itibariyle büyük bir hızla ülkenin her yerinde birbiri ardına Vatan Cephesi ocakları açıklamaya başlar.

Cephelerin oluşturulmasından sonra önce CHP ardından da DP liderleri yurt gezilerine çıkar. İsmet İnönü’nün 1919-1973 yılları arasındaki günlüklerinde (Defterler 1919-1973, YKY) gittiği kentlerle ilgili aldığı notlar son derece kısa ve net: İyi, pekiyi, gergin! İnönü çoğunluğu gergin geçen gezilerinde özellikle ekonomik krizi anlatırken Menderes’in tüm konuşmaları CHP ve İnönü -o zamanlar “Bay İsmet” denmiyordu- odaklıdır.

1958’de başlayan Vatan Cephesi örgütlenmesine kaç kişinin katıldığı ise tam olarak bilinmiyor. O güne kadar memurların parti ve derneklere üyeliği yasaksa da Vatan Cephesi aşkına 31 Aralık 58’de yasada bir değişiklik yapılarak, Kamu İktisadi Teşekkülleri’nde çalışanların cepheye üye olmasının yolu açılır.
DP’nin propagandasını üstlenen Zafer gazetesine göre katılanların sayısı 1 milyondur. Ancak 1955 nüfus sayımına göre 24 milyon nüfuslu ülkede, bu sayının gerçek olup olmadığı bir muamma.

Menderes: “Politika ihtirastan vareste vatandaşların karşısında kurulmuş olan kin ve husumet cephesine karşı vatanperverane gayretlerini birleştirip eserlerinin müdafaasını azmetmiş bir Vatan Cephesi’nin kurulması zarureti kendisini göstermiştir. Böyle öyle bir Vatan Cephesi ile bu güzel ve muazzam eserlerin Türk milletince müdafaası lazımdır...”

Bugün katılanlar…

Vatan Cephesi’nin kurulmasıyla birlikte Ankara Radyosu üzerindeki yük de bir hayli artar. Önce ana haber bülteni içinde verilen Vatan Cephesi haberlerinin ağırlığı artırılırken sonrasında haberlere, cepheye katılanların adlarının okunması da eklenir.

Radyoda anons edilen, Zafer gazetesinde de yayınlanan bu isimlerle ilgili epey spekülasyon mevcut. CHP’liler, isim sahiplerinin bu katılımdan haberdar olmadıklarını, çocukların ve vefat edenlerin de listeye eklendiğini iddia ederken, DP ise tüm isimlerin gerçek olduğunda ısrarlıdır. Yine bir parantez açıp, babamın da CHP’li babasının Vatan Cephesi’ne katıldığını radyodan öğrendiğini belirtmeliyim.

Haber spikerliğinin efsane isimlerinden Jülide Gülizar anılarında, Vatan Cephesi dönemine özel bir vurgu yapar: “Bizler bile başlangıçta okuduğumuz listelerin doğru olduğuna inanıyorduk. İlk zamanlar okuduğumuz bazı adların, Vatan Cephesi’ne katıldıklarına ilişkin haberleri gazeteler ve radyolara yazdıkları mektuplarla yalanladıkları olurdu. Elbette biz bu yalanlamaları radyodan duyuramazdık. Ama iş vıcık vıcık duruma geldikten sonra, anadan doğma atadan görme CHP’li olduğu için Vatan Cephesi’ne girmeyeceklerini bildirenler bile ipin ucunu bıraktılar. (…) Radyodaki Vatan Cephesi yayınları ciddiyetten o kadar uzaklaşmıştı ki, ‘Radyodan adını duysun da sevinsin garipler’ esprisi içinde başladık biz spikerler de aklımıza gelen her adı okuduğumuz listelere eklemeye...

Ankara Radyosu’nda isim listelerinin okunmasına başlandığında önce haber bültenleri içinde on dakika ayrılmasına karar verilir. Ancak listeler uzayıp gittikçe Mart 1960’ta, saat 14.00’te yayınlanan Yurdun Dört Köşesinden programında 30 dakika olmasına karar verilir. Program 30 dakikayla da kalmaz, uzayıp gider. Satır’ın dediği gibi, ilk heyecan geçtikten sonra kimsenin eli saat 14.00’da radyonun düğmesine çevirmeye gitmez.

Radyodan bir saate yakın süre isim okunmasına duyulan tepkiye DP Basın Yayın Bakanı Server Somuncuoğlu’nun verdiği cevap, öznesi değiştirilerek her zaman kullanılabilecek nitelikte: “Vatan Cephesi neşriyatı bir memleket meselesidir.

İki yıla yakın süre devam eden Vatan Cephesi macerasının ideolojisi bir yana, altındaki el emeğinin hakkını vermek lazım. İnternetin, dijital dünyanın avantajlarının olmadığı bir ortamda 1 milyona yakın isim, nüfus dairelerinden tek tek alınıp, tek tek dizildi, okundu. Şimdi öyle mi, bas tek tuşa, yap herkesi partiye üye; nerden nereye!

Yazarın Diğer Yazıları

Sultan, darbeci general, başkan ve müzik

Osmanlı tarihi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında içki yasağı ile ilgili epey bir kayıt var ama müzik yasağı sayılı. Kayıtlara geçen ilk müzik yasağı Kanuni Sultan Süleyman'a ait. Cumhuriyet dönemine baktığımızda ise gerekçeleri birbirine benzer, biri 12 Eylül askeri darbe lideri Kenan Evren'e, diğeri de 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ait iki sansasyonel müzik kısıtlaması var

Tanıdık katil profili

Onur Gencer, elini kolunu sallayarak girdi Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına. İçeride tek başına olan partili Deniz Poyraz'ı öldürdü. Katili ilk görüşte tanıdı herkes, adını ve yüzünü değil, profilini. Öncesinde işlenen ve görünen o ki, sonrasında da işlenmeye devam edecek siyasi cinayetlerin şimdilik sonuncusu Poyraz'ın cinayeti

Sadaka taşı ve baş belası açlar

Derin Yoksulluk Ağı gibi STK'ların önerdiği o alengirli hak temelli yoksullukla mücadele yöntemlerinden daha pratik, üstelik de statükoyu bozmayan asırlık bir gelenek, sadaka taşı. En son hatırlatma, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'dan geldi. Yoksulluk, kuşaktan kuşağa mı aktırılıyor, sadaka ve sadaka taşlarını da aktar, gül gibi geçinip gidelim