08 Ağustos 2021

Ormanları Katharina Blum yaktı!

Orman yangınları hiç bitmeyen bir hastalığı da yeniden su yüzüne çıkardı: Irkçılık. Ağustos ayında Amerika'dan Finlandiya'ya kadar dünyanın pek çok yerinde çıkan orman yangınları küresel iklim değişikliği yüzünden, Türkiye'deki yangınlar ise özel. Türk'ün Türk'ten başka dostu olmadığı için olsa gerek, bizim yangınları "hain Kürtler çıkarıyor"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Bu vatanı ateşe verecek kadar ülkemize ve milletimize ihanet içine girenler varsa onların yakasına yapışıp en ağır şekilde cezalandırılmalarını sağlamak da boynumuzun borcudur" açıklamasıyla orman yangınları konusundaki sabotaj söylentileri bir tık daha güçlendi. Yangın bölgelerinde eline kazma kürek alan, Güney Doğu Anadolu plakalı araçları yolda durdurup kimlik sormaya, yer yer linç girişimlerine başladı. Gerçi saldırıya uğrayan araçlardan biri Denizli plakalıydı ama o kadar kusur kadı evladında da bulunur. Ağustos başından bu yana kesintisiz süren saldırıların sonuncusu Milas'ta, aralarında gazetecilerin de olduğu bir gruba yapılıp, olay sosyal medyada hızla yayılınca sonunda Milas Cumhuriyet Başsavcılığı saldırganlar hakkında soruşturma başlattığını duyurmak zorunda kaldı. Şu ana kadar yol kesen kazma kürekli kahraman vatan evlatları sayesinde kim bilir kaç orman yangını sabotajı önlendi de ruhumuz duymadı.

Büyükada kurtuldu!

Başta Kürtler, Suriyeliler ve gençler olmak üzere herkesin sabotajcı olması mümkün. Sadece yangın bölgeleri Akdeniz ve Ege civarı da değil, tüm Türkiye saldırı altında ve halk -ister AKP'li, ister CHP'li, ister İP'li, ister MHP'li - çevresindeki sabotajcıları suçüstü yakalamak üzere teyakkuzda. İşte ortak ruh! Nitekim üç genç, temmuz ayı sonunda Büyükada ormanlarını yakmak üzere harekete geçmek üzereyken, adalı iki hanımefendinin uyanıklığı sayesinde suçüstü yakalandılar. Bu iki hanımefendi şüphelerinde çok haklıydı. Bir, adam hem genç hem Türkçe bilmiyor hem de elinde bir bidon var! İki, Türkçe bilen iki genç kadın var ve sahilde kamp kurmuşlar. Bunlar şüpheli durumlar, tabii ki ihbar edilmeliler. Olay önce zabıtaya, ardın da polise intikal ettiğinde işin daha da vahim yanları ortaya çıktı. Genç adam Avustralyalı. Şüpheli! Genç kadınlardan biri Diyarbakır'daki Sarmaşık Derneği'nden öğrenci bursu almış… Ne, Diyarbakır mı? Çok, çok ama çok şüpheli! Diğeri sokakta dergi satarken gözaltına alınmış. Okul dergisiymiş, kovuşturmaya gerek görülmemiş ama tamamen yargı hatası, bugün dergi satan yarın orman yakmaz mı? O, en şüpheli!

Üçünün de sıkı militan oldukları belli. Savcı, "Tamam, bırakın şunları!" dese de polis bırakmamış ve dört dörtlük bir soruşturma yapmış. Çıplak arama dahil yedi saatlik sorgunun sonunda hiçbiri ellerindeki bidonla Büyükada ormanını yakmaya geldiklerini hâlâ kabul etmemişler. Militan bunlar, kesin militan!

Kahraman medya işbaşında

Yangının başladığı günden bu yana aranan özelliklere sahip sabotajcı henüz yakalanamasa da malum medya halen Kürtleri hedef göstermeye devam ediyor. Büyükada sabotajcıları konusunda da medya üç gencin karanlık yüzünü neyse ki ortaya çıkardı. Her ne kadar polis kayıtlarında gençler hakkında sabıka kaydı çıkmasa da acar yargı muhabirleri derin araştırma ile bu gençler hakkında şu bilgilere ulaştılar: "Silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya üye olma, terör örgütü propagandası yapma, kasten yaralama, hakaret, açıktan hırsızlık, işyerinden veya kurumdan hırsızlık, yankesicilik ve devlet büyüklerine hakaret."

Yok efendim, "bidonu denizde gördük" de "çıkardık yol kenarına bıraktık" da "biz kamp yapmak için geldik" de… Tamam bidonun içinde atık yağ varsa ne olmuş, bir de çevrecilikten sempati toplamaya çalışıyorlar. Geçin bunları, hem yabancı var, hem Diyarbakır var, hem dergi satışı var, tam bir sabotaj timi. Kahraman Türk medyası yer mi bu numarayı?

Gelelim Katharina Blum'a

Sosyal medyadaki popüler tavsiye ifadesiyle, keşke herkes özellikle de yargı muhabirliği yapmaya karar verenler Heinrich Böll'ün Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru romanını okusa.

Roman, olaylar öncesinde sakin bir yaşam süren Katharina Blum'un yalan haberler sonucunda devlet ve toplum gözünde "teröriste" dönüştürülmesini konu alıyor. Kanıtlanabilir tek eylemi polis tarafından aranan bir anarşist ile bir gece geçirmek olan Blum, Zeitung (bizim Zaytung değil) muhabiri Werner Tötges'in sansasyonel haber üretmek uğruna başlattığı karalamaya maruz kalır. Özel hayatının bütün detaylarının ortaya döküldüğü bu süreçte, devletin ve toplumun da bu karalamaya destek vermesiyle en yakın çevresine karşı dahi savunmasız bırakılır.

Kitap, hem yalan haberler ile gazetecilik etiklerinden uzaklaşan medyaya hem de devletin "terörle savaş" gerekçelendirmesiyle antidemokratik yöntemler kullanmasına bir eleştiri niteliğinde. Böll'ün 1974'te yazdığı kitap, Türkiye için halen güncelliğini koruyor. "Özel yaşamın karşısında medyanın sorumluluğu" bugün de ısrarla üstünde durmamız gereken bir tartışma.

Yazarın Diğer Yazıları

İktidar itirazı sevmez

Gezi davası ardından Canan Kaftancıoğlu'na verilen hapis cezası derken haftayı HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş'ın mektubu ile tamamladık. Demirtaş aydınları göreve davet ediyor. 12 Eylül 1980 sonrası ilk kitlesel aydın eylemi Aydınlar Dilekçesi'nden bu yana iktidarların aydın nefreti artarak artarak devam ediyor

Ortam karışacak, vaziyet alın!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ arasında başlayan -hadi kibar olalım- atışma, siyasilerden sonra, ülkücü mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın da bakana verdiği destekle yeni bir aşamaya geçti. Yarıda kalmış Soylu-Özdağ düellosunda kullanılan dil şimdilik zirvede, ancak siyasette küfür her gün el yükseltiyor. Bakalım bundan sonra zirveyi kim zorlayacak?

Adaletin utanç dönemleri

Hukuk bağımsızlığını, hakimler ve savcılar da tarafsızlıklarını kaybettiğinde ortaya çıkan şey, hukuktan başka her şey oluyor.