16 Ocak 2021

Halk Ekmek Meydan Savaşı

Geçtiğimiz yıl Aralık ayından bu yana İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nde kesintisiz bir ekmek kavgası yaşanıyordu. Meclis toplantılarının televizyondan canlı yayınlanmasının etkisi olsa gerek, AKP ve MHP'li meclis üyeleri sonunda yeni halk ekmek bayilerinin açılmasına ikna oldu da sorun halledildi. Yeniymiş gibi görünse de İstanbul'daki ekmek kavgasının tarihi 1977'ye kadar gidiyor

Belediyelerin ekmek üretimini 1977 öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Budana budana geride pek bir şey kalmayan 1930 tarihli Belediye Yasası'na göre, halkın temel besin kaynağı olan ekmeğin üretilmesinden satılmasına kadar geçen her evresinin denetlenmesi belediyeye aittir. Toprak Mahsulleri Ofisi'nin başta İstanbul olmak üzere bazı kentlere düşük fiyatla un verme kararının ardından fiyatın belirlenmesi görevi de belediye verilir. Ne var bunda demeyin, 1977'ye gelindiğinde her şey birden değişir.

İstanbul Belediyesi'nde -henüz büyükşehir düzenlemesi yapılmamıştır- CHP, hükümette ise AP, MHP, MSP ve CGP'den oluşan Milliyetçi Cephe vardır. Başbakan Süleyman Demirel'in ünlü, "70 cente muhtacız!" sözünü söylediği, ekonomik krizin dibinde sürünmektedir Türkiye. İktidarla muhalefetin, klasik ekonomiyi kim berbat etti tartışmaları arasında hükümet ciddi bir kararname yayınlar: Artık ekmeği denetleme görevinde valilik de belediye ile ortak olacaktır. Ee, bir konu önem kazanırsa, o konu yerel yönetime bırakılamayacak kadar ciddileşmiştir demektir.

Valilik tarafından oluşturulan ve ekmek hakkında karar merci konumuna getirilen "İl Koordinasyon Komisyonu", fırıncılar ve değirmencilerin temsilcileri ile belediyeden bir temsilciden oluşmaktadır. Tüketici haklarının belediye ve valilik tarafından korunacağı varsayımıyla yapılan düzenleme, valilik ve belediye farklı kamplara düşünce sonraki yıllarda pek de tutmamış görünüyor. Belediye Başkanı Ahmet İsvan'ın kararnamenin iptali için açtığı dava ise reddedilir ve yeni işleyiş başlar.

Ekmek kuyrukları uzuyor

Fiyat denetimi belediye kontrolünden çıktıktan sonra, o günlerde sayıları 400 civarında olan fırıncılar İstanbul'u kendi aralarında bölgelere ayırıp, komisyondaki çoğunlukları sayesinde fiyatı belirlemeye başlarlar. Ekmek fiyatları, tıpkı bugün olduğu gibi o gün de İstanbul halkının en ciddi sıkıntısı haline gelir. Muhalefetin, iktidarı ülkeyi ekonomik krize sokma suçlamalarına karşı, iktidarın elinde de ekmek fiyatlarını yükselten CHP kozu vardır artık.

Tartışmalar sırasında fırıncılar, Türk-İş'e bağlı fırın işçileri sendikası ile 14 Haziran 1977'de bir toplu sözleşme imzalayarak yüzde 100 ücret artışı kabul ettiklerini ve bu nedenle ekmeğe de yüzde 34 zam yaptıklarını söyleyerek, fiyat tescili için belediyeye başvururlar.

Belediye ile fırıncılar arasındaki savaş da böylece su yüzüne çıkar. Zammın gerekçeleri arasında sadece işçi ücretleri değil, fırınlarda çalışan işçi sayısının yüksekliği de vardır. Bunun üzerine İsvan, fırınlarda çalışan işçilerin gerçek sayılarını tespit için gizli bir fırın baskın operasyonu başlatır: 1 Temmuz 1977'de, 47 iktisat müfettişi, 35 zabıta memuru ile 19 mobilize ekipten oluşan fırın operasyon ekibi önceden belirlenmiş 108 fırına ani baskınlar düzenler. Baskınlarda hem ekmeğin gramajı hem de çalışan sayıları denetlenir. Nitekim fırınların beyan edilen sayıda işçi çalıştırılmadığı ortaya çıkar. Fırıncılar ile belediye savaşının bu ilk bölümünün öngörülemeyen sonucu ise, fırınların üretim yapamayacağı korkusuna kapılan halkın, stok için ekmek kuyruklarına girmesi olur.

Resmi olarak 1 Temmuz'da başlayan savaş, 31 Ekim'de 112 fırının sağlık kurallarına uymadığı ve eksik gramajlı ekmek sattıkları gerekçesiyle kapatılmasına kadar devam eder. Fırıncılarla belediye arasında süren savaş, İstanbul Valisi Namık Kemal Şentür'ün, İsvan'ı aramasıyla biter; "Adamını gönder, yeni koordinasyon kararı alalım" der. Kasım ayı sonunda anlaşma sağlanır. Beş ay süren Birinci Ekmek Savaşı sonucunda koordinasyon kurulu, 470 gramlık ekmeğin 300 kuruşa satılması kararı alır ve savaş belediyenin zaferiyle sonuçlanır.

Reha ve Ahmet İsvan çifti 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra mahkeme ve cezaevleri arasında kaldılar. Reha İsvan, Barış Derneği hakkında açılan davanın tek kadın tutuklusu olarak 38 ay Metris Askerî Cezaevi’nde hapis yattı. Ahmet İsvan ise 1980 yılının kasım ayında girdiği Davutpaşa Kışlası'nın cezaevinde 27 ay tutuldu. İsvan: "Evden alındıktan sonra Merkez Komutanlığı’nın bodrumunda tek başıma bir hafta tutulmuş, Gayrettepe polis merkezinde gözlerim bağlı, 'Bu memleket adına imza atmış üç adam idam edildi, sen onların yanında hiç kalırsın. Tamamen elimizdesin. Bütün Türkiye elimizde, biz ne dersek o olacak. Adım var, ilişkilerim var deme! Başını çok sert bir taşa vurdun İsvan!' sözleriyle tehdit edilmiştim. Bundan sonra Davutpaşa Kışlası'nın müştemilatından olan Otağı Hümayun denen yerde beş gün beş gece, soğukta, hiç yatmadan, gözüm bağlı, demir bir sandalyede oturtularak, sorgulama adı altında benden CHP'yi ve DİSK'’i suçlayıcı ifadeler vermem istenmişti."

Zamları hep bu CHP yapıyor!

Birinci Ekmek Savaşı döneminin en inanılmaz olayı ise 7 Temmuz 1977'de Milliyetçi Cephe Hükümeti'nin, MHP'li Ticaret Bakanı Agâh Oktay Güner'in hazırlatarak valilik ve belediyelere gönderdiği genelgedir. Genelgeye göre, yerli ya da ithal, ülkede yenen, içilen, kullanılan ne varsa her şeyin maliyeti ve satış fiyatı belediyeler tarafından tespit edilecek ve denetlenecektir. Genelgede belediyeden ne kastedildiği de açıklanmadığı için özellikle ilçe belediyelerinde genelge ciddi bir paniğe neden olur.

Kararnameye göre, Zarurî İhtiyaç Maddeleri olarak listelenen ve fiyatı belediyeler tarafından belirlenecek maddeler:

Un, ekmek, pide, simit, bisküvi, makarna, bulgur, irmik, pirinç, et ve sakatat, balık, yumurta, süt, yoğurt, peynir, tereyağı, sadeyağ, margarin, nebati likit yağlar, şeker, tahin, pekmez, zeytin, kahve, çay, tuz, bakliyat, yaş meyve ve sebzeler, menba suyu, maden suyu ve sodası, odun, çıra, mangal kömürü, maden linyit ve kok kömürü, sıvılaştırılmış petrol gazları, ispirto, fuel-oil, motorin, sabun, deterjan, çamaşır suyu, temizleme tozu, elbise, palto, pardesü, manto, gömlek, iç çamaşırı, patiska, kaput bezi, basma, pazen, divitin, ayakkabı, çizme, çubuk demir, çimento, her nevi yassı demir, saç ve bunların yarı-mamul ve mamulleri, yer ve duvar karoları, lavabo ve küvet ve benzeri her nevi saçtan, seramikten ve diğer maddelerden mamul malzemeler, inşaatta kullanılan her nevi kereste ve kerestelik tomruklar, her nevi doğrama ve doğramalık keresteler, her nevi kapı ve pencereler, kamyon, kamyonet, otobüs, minibüs, binek otomobili, traktör, motorlu taşıt aracı traktör ve römork lastikleri, her nevi mibzer, diskaro, pulluk ve benzeri malzemeler, bilumum yedek parçalar, her nevi mobilya, her nevi sunta ve kontrplak.

Boşuna ne dilediğine dikkat et denmemiş; İstanbul Belediyesi sadece ekmeğin fiyatını belirlemek için Valilik ve Tarım Bakanlığı ile tartışırken, aynı hükümetin Ticaret Bakanlığı ekmek dışındaki her şeyin fiyatının belirlenmesini belediyelere bırakmıştır.

Genelgenin ellerine ulaşmasıyla aynı gün İsvan ve ilçe belediye başkanları acil bir toplantıda bir araya gelirler. Bugünden farklı olarak belediye başkanlarından hiçbiri, krizi fırsata çevirelim diye düşünmez. Çıkış yolunu basın toplantısı düzenleyerek konuyu halka anlatmakta bulurlar. Tabii o zaman bunları yazacak gazeteler vardı, bu farkı unutmamak lazım.

Nezaketi ve kültürüyle böyle bir politika içinde nasıl var olabildiği bir muamma olan İsvan o günleri şöyle anlatıyor: "Çevre belediye başkanlarıyla toplandık, kısa bir görüşmeden sonra bu görevi yapmayacağımızı açıklamaktan başka çare olmadığına karar verdik. Çok üzülerek itiraf ediyorum ki bu açıklama bir isyan niteliğindeydi, bize isyan etmekten başka çare bırakmamışlardı. Basın açıklamasını ben yaptım. Bu genelgenin, belediyelerin büyük çoğunluğunun CHP'nin elinde olmasından yararlanılarak, hayat pahalılığını CHP'li belediyelerin yarattığını ileri sürmek için bize karşı hazırlanmış bir tuzak olduğunu açıkladım ve bu görevi yapmayacağımızı bildirdim. Devlet adına ne yazık ne ayıp değil mi?"

Bugünden farklı olarak, bu açıklamadan sonra belediye başkanlarının hiçbiri görevinden alınıp yerine kayyım atanmaz. Anlaşılan genelgeyi hükümetten de kimse ciddiye almamış olmalı ki, genelge, sadece yazılmış, tebliğ edilmiş, okunmuş ve reddedilmiş olur, kimse de niye diye sormaz.

Halk Ekmek fabrikası kuruluyor

Tekrar dönelim Halk Ekmek'e. Fırıncılar ve hükümetle sürdürülen ekmek savaşı bir iyiliğe vesile olur ve İsvan'ın göreve gelmesinden önce de belediyenin projeleri arasında olan Halk Ekmek'in kurulmasına karar verilir.

İsvan göreve seçildiğinde makinelerin bedelinin büyük bölümü ödenerek satın alınıp Almanya'dan getirilmiş, fabrika binasının temel inşaatı başlamış, ama başka birçok belediye ihale işinde olduğu gibi müteahhitle çıkan anlaşmazlık sonucu inşaat iki yıldır beklemektedir. Haydarpaşa gümrüğünde açıkta bekleyen makineler çürümeye başlamış hem de gümrüğe ardiye parası borcu katlanarak artmıştır. Türkiye'deki ilk, son teknoloji ekmek fabrikası daha açılmadan kapanmak üzeredir kısacası.

Neredeyse sıfır gelirli belediye, ilk iş olarak makineleri belediyenin boş arazilerinden birine çekerek, gümrük kirasından kurtulur. Sonra DPT'ye başvurarak proje teşvik listesine sokulur, parası ödenmediği için işi bırakan müteahhitle yeni bir ödeme planı üzerinde anlaşılır, son olarak da Alman konsolosunun yardımıyla, makineleri satan Alman şirketinde belediye görevlilerinin eğitim alması sağlanır.

Altyapı hizmetleri sürerken, çalışanların ücretlerini ancak birkaç ay geriden ödeyebilen İstanbul Belediyesi için bir mucizenin gerçekleştirilmesi gibidir Halk Ekmek'in kurulup faaliyete geçmesi.

Yeni Halk Ekmek büfesi açılsın mı açılmasın mı, kim bundan en büyük siyasi rantı kazanır toz dumanı içinde, fabrikanın çok zor şartlar altında yapılıp bitirilmesinde emeği geçen ve sonrasında fabrika müdürü olarak görev yapan Nusret Avcı'yı anmadan geçmek olmaz. Bildik bürokratlardan değildir Avcı, Almanya'ya gidip fabrikanın teknolojisini öğrenen, arızalanan makinelerin onarımında başlarında bekleyen, neredeyse fabrikanın inşaatında yatıp kalkan bir genel müdürdür o. İsvan, kayırmacılık yapmayacağından emin olduğu bir kadroyu yönetim kuruluna getirir.

Ekim 1977 sonunda deneme üretimi geniş bir davetli katılımı ile yapılır. Denemeden kısa bir süre sonra İsvan'ı, CHP'li Belediye Meclisi üyesi ve Fırıncılar Derneği Başkanı İsmail Hakkı Keçeli ve kalabalık bir fırıncı grubu ziyarete gelir. İsvan biraz şaşırır, çünkü Keçeli'nin arkalarından, "Devlet ekmek yapamaz… Bu işe bir girin de ne zor iş olduğunu öğrenin… Bir başlayacaksınız, sonra nasıl bırakıp kaçacağınızı göreceğiz," dediğini duymuştur. Keçeli ve arkadaşları, İsvan'a, yeni girişime ortak olmak istediklerini bildirmek için gelmiştir. İsvan fırıncılara, CHP programındaki, "Karma ekonomiye evet, karma girişime hayır" dediğini hatırlatır. Ziyaret tarafların birbirine başarılar dilemesiyle biter.

1977-2021, tam 44 yıl… Kimler geldi kimler geçti, Halk Ekmek İstanbul halkına hizmet veriyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu geçen yıl bir konuşmasında, "Bu şehirde 475 bin hane yoksulluk sınırının altında yaşıyor" demişti. Üzerinde ter ter tepinilen Halk Ekmek'in 1 TL'lik ekmekleri bu haneler için. Hatta o haneler için bu 1 TL bile çook pahalı ama ne gam.

Yazarın Diğer Yazıları

İktidar itirazı sevmez

Gezi davası ardından Canan Kaftancıoğlu'na verilen hapis cezası derken haftayı HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş'ın mektubu ile tamamladık. Demirtaş aydınları göreve davet ediyor. 12 Eylül 1980 sonrası ilk kitlesel aydın eylemi Aydınlar Dilekçesi'nden bu yana iktidarların aydın nefreti artarak artarak devam ediyor

Ortam karışacak, vaziyet alın!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ arasında başlayan -hadi kibar olalım- atışma, siyasilerden sonra, ülkücü mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın da bakana verdiği destekle yeni bir aşamaya geçti. Yarıda kalmış Soylu-Özdağ düellosunda kullanılan dil şimdilik zirvede, ancak siyasette küfür her gün el yükseltiyor. Bakalım bundan sonra zirveyi kim zorlayacak?

Adaletin utanç dönemleri

Hukuk bağımsızlığını, hakimler ve savcılar da tarafsızlıklarını kaybettiğinde ortaya çıkan şey, hukuktan başka her şey oluyor.