07 Kasım 2021

Güvenlik, statü ve fani dünya işleri

İtibardan tasarruf olmaz ama içinde bulunduğumuz çağın en kritik BM İklim Değişikliği Konferansı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın güvenlik saplantısı ve fonfirikli otomobil tutkusuna kurban gitti. Dökük Amerikan hibelerinden milyon dolarlık makam araçlarına, kısaca, nerdeeen nereye!

Üniversite son sınıfta, (okul kaldırımında yürüyen bir yaya olarak) geçirdiğim trafik kazasından sonra bırakın otomobil kullanmayı, otomobillerin ön koltuğuna bile oturamayan biri olarak bu araba sevdasını anlamam pek mümkün değil. Glasgow'daki koskoca bir iklim konferansı, Türkiye ile İngiltere ve dolayısıyla İskoçya arasında "bir araç konvoyu" üzerinden diplomatik krize döndü ve anlaşma sağlanamayınca da "dünya için son şansımız" olarak değerlendirilen 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP26) Türkiye, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından temsil edildi. Eh, Cumhurbaşkanı katılmayınca havuz medyası da konferansı izlemek için bir neden göremedi.

Konferansa dünya liderlerinin yanı sıra otuz bin kişinin katılacağı tahmin ediliyor. Katılanların arasında İngiliz çevreci ve belgesel yapımcısı David Attenborough, -eski ABD Başkanı Trump'ın nefret ettiği- iklim aktivisti Greta Thunberg gibi dünyaca tanınan çevreciler, Microsoft ve Unilever gibi uluslararası dev şirketler, ve sivil toplum kuruluşları da bulunuyor. Neyse ki, 12 Kasım'a kadar devam edecek konferansta yaşanan tartışmaları ve Türkiye'yi ne yönde etkileyeceğini izleyenler var da gelişmeleri öğrenebiliyoruz.

Dünya lideri Türkiye

Özellikle son yıllarda enflasyon, milli gelir, istihdam gibi temel ekonomik göstergeleri pek iç açıcı olmasa da Türkiye'nin halen dünya lideri olduğu konular da yok değil. Mesela makam araçları! Türkiye'de kamuda halen 115 bin makam (hizmet) aracı bulunuyor. Bu rakam Fransa'da 65 bin, İtalya'da -ki yolsuzluk ve suistimaller konusunda Türkiye ile yarışır- ise 29 bin. Üst düzey görevlilere tahsis edilen makam araçlarına dair veriler de epey dikkat çekici, mesela İngiltere'de bu sayı, 90, Belçika'da 72, Türkiye'de ise (tahmini) 417. Ülkelerdeki kamu araçları sayıları alt alta yazıldığında Türkiye'nin bir dünya lideri olduğu ortaya çıkıyor. Kimileri bu sonuçlar için "israf" diyor ama haksızlık etmemek lazım, 1960'lar, 70'lere bakıldığında Türkiye'nin nereden nereye geldiğini görmek istemeyenler onlar!


Hazine Genel Müdürlüğü'ne hizmet için tahsis edilen 1954 model Chevrolet Station Wagon oradan ODTÜ Rektörlüğü'ne, oradan da ambulans hizmetlerine, yıllarca kamuda görev yaptı. O zamanlar henüz dünya lideri olmayan Türkiye'de muhtemelen kamudan emekli edildikten sonra da Ankara sokaklarında dolmuş olarak hizmet vermeye devam etti.

Fevzioğlu'nun Chevrolet'i

Son yirmi yılda her ne kadar makam araçları yıllık olarak satın alma ya da kiralama yoluyla yenilense de geçmişe baktığımızda bir makam aracının son nefesini verene kadar elden ele dolaştığı görülüyor. Tabii o dönemler Türkiye, güçlü ve dünya lideri değildi, meseleye öyle bakmak gerekiyor. Eski makam araçları serüvenine en iyi örneklerden biri Prof. Dr. Turhan Fevzioğlu'na tahsis edilen 1954 model Chevrolet Station Wagon.

1954'te AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olan daha sonra Demokrat Parti ile anlaşmazlığa düşünce görevinden istifa edip politikaya atılan Feyzioğlu'nun kariyerinde 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Kurucu Meclis Üniversite Temsilciliği'nden millî eğitim bakanlığına, beş saatliğine de olsa başbakanlıktan parti başkanlığına kadar yok yoktur. Bu yoğunluk içinde Feyzioğlu, 1961'de, yeni kurulan ve henüz kampüsü olmayan Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin de ilk rektörü olarak görevlendirilir ve kendisine makam otomobili verilir: 1954 model Chevrolet Station Wagon. Feyzioğlu bu görevi yaklaşık bir yıl süreyle yapar. Bu sürede eski bir bakan ve başbakan olarak, "Bana neden bu eski arabayı verdiniz?" demek aklına gelmez. Göreviyle birlikte makam aracını da Prof. Dr. Seha Meray'a bırakarak siyasete geri döner. Bizim Chevrolet'i Meray çok kısa süre kullanabilir. Sağlık sorunları nedeniyle görevde ancak altı ay kalabilir. ODTÜ rektörlüğünü ve makam otomobilini ağustos 1961'de eski maliye bakanlarından Kemal Kurdaş'a bırakarak görevinden ayrılır.

1954 model otomobili en verimli kullanan rektör kuşkusuz Kurdaş olur. Aslında Kurdaş'la makam aracının tanışıklığı uzun yıllar öncesine dayanmaktadır. Kurdaş, bu otomobille ilk kez Hazine Genel Müdürlüğü'nde görev yaptığı dönemde karşılaşmıştır. Araç, Hazine'de üst düzey memurlara hizmet aracı olarak tahsis edilmiştir o yıllarda. Otomobil miadını doldurunca, bir şekilde rektör makam otomobili olarak görevlendirilmiştir. Araç biraz mızmızlanarak da olsa görevini yerine getirir ama birkaç yıl sonra tayin vakti gelir. Kurdaş bir süre makam araçsız kalsa da ODTÜ'nün bir ambülânsı yoktur ve acilen üniversitenin sağlık hizmetleri için bir ambülans tedarik edilmesi gerekmektedir. 1954 model Chevrolet küçük bir makyajla artık ambulans olarak hizmet vermeye başlar.


Daha bir yaşındayken politik ortamın gadrine uğrayarak ıskartaya çıkan Amerikan Büyükelçisi Kommer'in 1968 model Cadillac DeVille marka makam otomobili.

Kurdaş mı? "Siz ne yaptınız?" diye sorduğumda, "Merak edenler olursa diye söylüyorum, kendime yeni bir hizmet aracı almadım, onun yerine, Amerikan fazla malzemesi arasından bir makam aracı buldurdum. O da 1953 model, kullanılmış bir Ford Falcon'du ama beni gayet iyi idare etti. Chevrolet'den Falcon'a düştüm yani!" cevabını vermişti.

Amerikan Büyükelçisi Kommer'in ODTÜ ziyareti sırasında (6 Ocak 1969) bahçede 1968 model Cadillac DeVille marka makam otomobili yakılırken Kurdaş'ın Amerikan hibeleri arasında bulup kendine makam aracı yaptığı 1953 model Ford Falcon'unun güvenle garajda durması da ayrı bir komedi olsa gerek.

Dünya liderliğine oynamak öyle kolay değil ve milletin eski otomobillerini cılkını çıkarana kadar kullanarak olmuyor. Ne demiş atalar: İtibardan tasarruf olmaz.

Yazarın Diğer Yazıları

Boji adli, Yakup siyasi suçlu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, "koltuğun üzerindeki dışkı" videosunu yayınladı da Boji, teknoloji sayesinde sonsuza kadar barınağa kapatılmaktan paçayı kurtardı. 1968'de aynı teknoloji olsaydı, belki siyasi suçlu olarak gözaltına alınan Papağan Yakup da hapisten kurtulur, gösteri dünyasındaki görevine devam edebilirdi.

Her yayın yönetmeninin rüyası

Cumayı cumartesiye bağlayan gece Resmî Gazete'nin internet sitesi yoğun giriş nedeniyle çöküp, bir saat on dakika devre dışı kaldı. Demek ki, Resmî Gazete ilk çıktığı günlere, 1830'lardaki haline dönse, bırakın Türkiye'nin, dünyanın en çok satan gazetesi olma potansiyeline sahip

Pokemon, DP'li ayna ve yedirtmem psikolojisi

Sabah gazetesi yazarı Mehmet Barlas'ın "CHP kapatılsın, bazı siyasetçiler de tıpkı geçmişteki 150'likler gibi sürgüne gönderilsin" mealindeki köşe yazılarıyla başladık haftaya. Olay tam ciddiyetle konuşulmaya başlayacakken aniden Sedat Peker girdi sahneye ve rol çaldı. Barlas'ın Özal döneminde kazandığı "liboş" lakabına bir yenisi daha eklendi böylece: Pokemon surat.