07 Ocak 2021

Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör ataması

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki protesto yürüyüşüne polisin müdahalesi ve 36 öğrencinin gözaltına alınması. a. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının b. Kötü muamele yasağının c. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlalini oluşturuyor

Sayın Cumhurbaşkanı, AKP'de değişik görevlerde çalışmış eski Haliç Üniversitesi Rektörü'nü Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak atadı. 2016'ya dek Cumhurbaşkanı, üniversitenin seçtiği üç aday arasından birini atıyordu. 2016 yılında yürürlüğe giren bir olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesiyle, seçim yapma hakkı üniversitelerden alındı. Cumhurbaşkanı'na doğrudan atama yapma yetkisi verildi. OHAL döneminde Cumhurbaşkanı'na verilen bu olağanüstü yetki, OHAL sona erdikten sonra bir yasa ile olağanlaştı. Yeni sistemde üniversitelerin rektör atamalarında hiçbir rolleri yok. Öyle olunca Cumhurbaşkanı, milletvekili yapmadığı bir AKP'liyi Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birinin başına atayıverdi. TBMM'ye layık görmediği bir kişiyi Boğaziçi Üniversitesi'nin rektörlüğüne layık gördü. Belki de kendisine boyun eğmeyen bu üniversiteyi yola getirsin diye.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyeleri başlarına konan bu devlet kuşunu istemediklerini yayımladıkları bildirilerle çok açık bir biçimde ortaya koydular. Öğrenciler türlü protesto eylemlerinde bulunarak rektörlüğün kapısını mühürlediler. Polis de içeri akıl, bilim, hoşgörü, insan hakları girmesin diye üniversitenin kapısını kelepçeledi. Bu da yetmezmiş gibi öğrencilere orantısız şiddet kullandı. Coplanan, yerde sürüklenen, gazlanan öğrencilerden 36'sı sabahın erken saatlerinde kaba bir biçimde göz altına alındı.

Üniversiteler bilginin üretildiği ve üretilen bilginin gelecek kuşaklara aktarıldığı yerler. Bilginin üretilmesi, araştırma yapılması için özgür bir ortam gerekir. Bilimsel özgürlük ise üniversite özerkliğine, kendi kendilerini yönetmelerine bağlı. Bilim insanı, siyasal iktidarın hoşuna gitmeyecek yeni düşünceler, yeni görüşler ortaya attığında, bilimsel özgürlük duvarı ile korunacağından emin olmalı. Akademik özgürlük, ifade özgürlüğünün bir parçası olmakla birlikte, ifade özgürlüğüne getirilen genel korumanın ötesinde bir koruma gerektirir. Bu da üniversitenin özerk yapısıyla yakından ilişkili.

O nedenle gelişmiş üniversitelerin hemen hepsinde rektör belirleme süreci siyasal otorite dışında, üniversitenin iç dinamikleriyle gerçekleşir. Atamayı sembolik olarak Bakan ya da Cumhurbaşkanı yapsa bile esas olan üniversitenin kararı. Pek çok üniversitede öğrenciler de rektör seçiminde etkin bir role sahip. Örneğin, Cambridge Üniversitesi'nde üniversite yönetiminin belirlenmesi, üniversite parlamentosuna bırakılmış. Rektör, Senato tarafından seçiliyor. 21 üyeli Senato'nun 3 üyesi öğrenci konseyince seçiliyor.

Fransa'da rektör, öğretim üyeleri, öğrenci ve idari personel temsilcilerinden oluşan Konsey tarafından seçiliyor. Milli Eğitim Bakanı tarafından atanıyor.

Almanya'da rektör seçimi üniversitelerin iç işi ve akademisyenler seçiyor.

İsviçre'de rektör, öğrenci, asistanlar, çalışanlar ve öğretim üyeleri temsilcilerinden oluşan Konsey tarafından seçiliyor.

Harvard Üniversitesi'nde rektör ataması mezunlar derneği tarafından yapılıyor.

Bütün AB ülkelerinde rektör seçimine üniversite öğretim üyeleri bir biçimde katılıyor. Birçok ülkede öğrenciler de seçime katılıyor.

Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi 2006 yılında kabul ettiği akademik özgürlüğe ilişkin kararında şöyle diyor:

"Akademik özgürlük … hiçbir sınırlamaya tabi olmadan ifade ve eylem özgürlüğünü, araştırma yapma ve bilgiyi ve gerçeği yayma özgürlüğünü kapsar.

Tarihte kanıtlanmıştır ki akademik özgürlüğün ve üniversitenin özerkliğinin ihlali, entelektüel gerilemeye ve bunun sonucu toplumsal ve ekonomik duraklamaya yol açar."

Türkiye'de olan bu. Rektör seçimiyle üniversitenin özerkliğinin ve ona bağlı olarak akademik özgürlüğün ortadan kaldırılması, Türkiye'de entelektüel ve bununla birlikte toplumsal ve ekonomik gerilemeye yol açtı. Bunun altında yatan neden AKP'nin kurduğu ve kendine bağlı üniversiteler zinciri. Bu üniversitelerde verilen eğitim, üniversitelerin bilimsel düzeyi dünya standartlarının altında. Bir de AKP üniversiteleri zincirinin dışında kalmaya, bilimsel standartlarını, bilimsel özgürlüklerini korumaya çalışan az sayıda üniversite var. Boğaziçi Üniversitesi bunların başında geliyor. Rektör atamalarının ve buna karşı protestoların gerçek nedeni, Boğaziçi Üniversitesi'nin nasıl bir üniversite olacağı.

Üniversitenin özerkliğini, özgürlüğünü korumak yeni rektör atamasını protesto etmek için öğrenciler, gösteriler düzenliyor. Şiddet içermeyen, barışçı protestolar Anayasa'nın 34. Maddesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. Maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılması. Bu konuda AİHM kararları çok açık. Şiddet içermediği sürece, barışçı bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne polis müdahale edemez. Bu toplantı ve gösteri yürüyüşü için yasada bildirim yapılması öngörülmüş olsa ve bildirim yapılmamış olsa da polis müdahale edemez: Barışçı bir yürüyüşe polisin müdahalesi hakkın özünü ortadan kaldırır. Gösteri yürüyüşü hakkının ihlaline yol açar. AİHM'in yerleşmiş içtihadının bu olmasına ve Türkiye ile ilgil olarak AİHM'in aldığı 100'e yakın ihlal kararı (Türkiye bu konuda birinci) bulunmasına karşın, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, polise, örneğin bildirim yapılmaması nedeniyle barışçı bir yürüyüşü "zor kullanarak" dağıtma yetkisi vermekte. Başka bir deyişle AİHM kararları ile 2911 sayılı kanun arasında açık bir çelişki bulunmakta. Bu durumda ne olacağını Anayasa'nın 90 maddesi düzenlemiş. Buna göre, AİHM kararlarıyla Türkiye'nin yasaları arasında bir çelişki varsa, AİHM kararları esas alınır. Dolayısıyla polisin barışçı bir gösteri ve yürüyüşü zor kullanarak dağıtması, gösteri yürüyüşü hakkının ihlali olduğu gibi Anayasa md. 90'a da aykırı.

Polisin, barışçı bir gösteri ve yürüyüşünü dağıtmak amacıyla insanları yerde sürüklemesi, cop, biber gazı, basınçla su kullanması, orantısız bir güce başvurması kötü muamele yasağının, Anayasa 17. Madde ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. Maddesinin ihlalini oluşturur.

Güvenlik güçleri sabahın erken saatlerinde gösteriye katılan çocukların evlerine girerek 36 öğrenciyi gözaltına aldı. Gerekçesi, 2911 sayılı yasaya muhalefet. Ancak, yukarda da belirtildiği gibi, 2911 sayılı yasa AİHM kararlarıyla çelişiyor. Anayasa 90. Madde gereğince, uygulanmaması ve bir an önce değiştirilmesi ya da yürürlükten kaldırılması gerekiyor. Bu durumda gözaltı kararı yasal dayanaktan yoksun. O nedenle Anayasa2nın 19. Madde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. Maddesinde de düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali söz konusu.

Özetleyecek olursak, Boğaziçi Üniversitesi'ndeki protesto yürüyüşüne polisin müdahalesi ve 36 öğrencinin gözaltına alınması. a. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının b. Kötü muamele yasağının c. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlalini oluşturuyor.

İktidarın verdiği mesaj son derece açık: Türkiye'de kimse iktidarı protesto etmek için toplantı ve gösteri yapamaz. Yaparsa, hukuk falan dinlemeden tepesine binilir. Bu mesajın, hukuk devletinin geçerli olduğu, demokrasiyle yönetilen bir ülkede yeri yok.

Boğaziçi Üniversitesi olaylarıyla, Türkiye'yi yöneten rejimin gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıktı.

Yazarın Diğer Yazıları

Büyükelçilerin Osman Kavala açıklaması

Kasım toplantısında ve sonrasında işler iyice tatsızlaşacağından, devletlerin Ankara'daki büyükelçileri aracılığıyla Türkiye'ye son bir uyarı yapmak ve sorunun tatsız bir mecraya girmesini önlemek istediklerini düşünüyorum

Adli yılın açılış fotoğrafı

Bu fotoğrafın ortaya çıkardığı iki sorun var. Birinci sorun, laiklik. İkinci sorun, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı.

Demokrasi Konferansı'nın ardından

Türkiye’de hak talebi olanlar, ezilmişler, dışlanmışlar, siyasal partilere güvenmiyor.