27 Aralık 2010

Lütfen, lütfen... Yardım edin!

Lütfen, lütfen Yardım edin! Kaygılı gözlerle birbirimize bakıyoruz. Sonra çaresizce başımızı iki yana sallıyoruz. Olmadı. Yapamadık.

Kaygılı gözlerle birbirimize bakıyoruz. Sonra çaresizce başımızı iki yana sallıyoruz. Olmadı. Yapamadık.

Sonra yeniden umutlanıyoruz. “İçimizde bizden daha iyi bilenler, bu işten anlayanlar var.” Hemen onların kapısını çalıyoruz.  Sakallı, derbeder halleri, uykusuz gözleriyle kapıyı açıyorlar. Ellerinde kâğıt-kalem…

Hemen soru soran bakışlarımızı dikiyoruz. Başlarını eğiyorlar. Olmamış. Yapamamışlar.

Yahu, bu kadar zor olmamalı. Yeniden kâğıdı, kalemi alıp birer birer saymaya başlıyoruz. Saymada sorun yok. Ama iş çözmeye geldiğinde, bir kez daha işin içinden çıkamıyor, kâğıdı kalemi koridora atıveriyoruz.

Şimdi bir koltukta uzanıyor, televizyonda spor haberleri izlerken, anlamsızca aklımızı kurcalayan o sorunun yanıtını bulacakmış gibi boş gözlerle ekrana takılıyoruz.

Hayır, çare yok. Dünyanın pek çok probleminin çözümü var. Ama heyhat! Bu problemin formülü henüz yok. İnternetin o sonsuzluğunda çareyi arıyoruz. Problemi yaratan her “yeni”nin mutlaka bize anlatacağı bir geçmişi vardır diye, geçmişin labirentlerinde dolaşıyoruz. Yok, yok, yok.

Bu işten sadece biz anlamıyoruz ya! Rengârenk birileri var. Acaba ne düşünüyorlar? Gidip derdimizi anlatıyoruz. Probleme dair ipuçları arıyoruz. Hasetle gözlerini dikiyorlar. Acaba dalga mı geçiyoruz? Anlamaya çalışıyorlar.  Ciddiyiz. Uyuyamıyor, aklımızı kurcalayan o soruya mantıklı, içten bir yanıt arıyoruz. Susuyorlar. Gözleri dalıp gidiyor. Galiba onların da başka dertlerini tahrik ettik.

Sevgili okur,

Lütfen, lütfen yardım edin.

Geriye bir tek siz kaldınız. Belki de biliyorsunuz. Belki de o problemi çözdünüz. Lütfen, bizi merakta koymayın. Biliyorsanız söyleyin. 

Bu Beşiktaş 2. devrede nasıl bir 11 ile oynayacak?

Simao

Fernandez

Almedia

Guti

Quaresma

Ernst

Başka?

Sezer konuşuluyor.

Hamit konuşuluyor.

Bir tek bildiğimiz kalede Cenk var.

Ya sonra? Defans? Belki akıl yürütürüz de 11 için ne mümkün?

Beşiktaşlı uzun süredir böyle zulüm görmedi.

Bu bize reva mı?

İnternette bir Türk büyüğü kardeşimiz şöyle yazmış:

“Biz içtiklerimizin değil, içerken düşündüklerimizin sarhoşuyuz. “

Hadi 11’in formülü Schuster’in aklında.

Başka dertlerimiz de var. Ya, rengârenk kardeşlerimiz, “yahu, bu kadar iyi futbolcuyu ben ligde bir arada görmedim. Gidip biraz seyredeyim, ben de kam alayım” derse, statta yer kalmazsa.

Tamam, onlar da insan, onların da canı çekiyor. Ama tesis yetersiz. Bak ne güzel tesisleri var. Ama içinde seyredecek topçu yok.

Daha da önemlisi ne güzel tesisler ama o tesise can verecek seyirci yok.

Neyse, başka mevzulara girmeyelim.

Yahu ne olacak bu Beşiktaş’ın hali? İlk 11’de kim oynayacak?

Bize yazık değil mi?

Yazarın Diğer Yazıları

Suna Kıraç'ın ardından: Yaşamı ve yaptıklarıyla ölüme inanmadı, ömründen uzun idealleri vardı…

Suna Kıraç’ın ‘teamüllere aykırı’ tek tercihi bir Koç profesyoneli olan İnan Kıraç’la evlenmesi olmadı. Çiftin aldığı bir başka karar, yine o dönem ve temsil ettikleri ‘sınıf’ açısından büyük bir devrimdi. Mademki çocukları olmuyordu onlar da bir çocuğu evlat edineceklerdi

Suriyeli mültecilerin hatırlattıkları (1)

Ensar’lıktan ‘halkta büyük tepki’ ya da ‘büyük sorunlar çıkması’ gerekçesine evrilen sürecin miladı, en kolay ikna edilebileceği öngörülen AKP tabanında bile yaşanan oy kaybı ve bu oy kaybında Suriyeli mültecilerin rolüydü. İdeolojik olandan pragmatik ve hak ihlallerini barındıran dönüşümde de bu anketlerin rolü vardı

Satın alınan demokrasi

Demokrasi için cebinden para harcayıp oy veren seçmen kazandı; devletin parasını ve demokrasinin değerlerini harcayanlar kaybetti.