13 Temmuz 2017

Wajda Usta'ya post mortem Paracanov Ödülü...

Zeki Demirkubuz’dan ileride hayli konuşulacağını tahmin ediyorum…

Geçen yıl, Polonya’nın, dünya sinemasına armağan etiği büyük usta Andrei Wajda’ya, Altın Kayısı Festivali olarak ender insanlara verilen Büyük Paracanov Ödülü verilecekti ancak büyük usta rahatsızlığından dolayı gelememişti… 

Wajda, 90 yaşını aşkın, vefat edince, ödülü Polonya’nın Yerevan Büyükelçisi ve onun hanım yapımcısına post mortemverildi ve son filmi After image’ı izledik Müthişti! 

Vatslav SdşemişnsgiPolonyada, resimde dünya çapında çığır açmış, ülkenin medar-ı iftiharlarındansaygınbir sanatçıdır… Akademide kürsüye sahip, devlet galerisinde, sergilenen eserleri ülkeyi ziyarete gelen turistlerin uğrak yeri, sırf eserlerini görmek için ülkeye gelenler var, kendi (gençlik için yaptığı fresklerden oluşan) eserlerinin sergilendiği, avant gadre cafési; öğrenciler arasında, sıra dışı, zevkli ama öğretici, verdiği efsane dersleri konuşulmakta. Öğrenciler kendisine âşık olmakta… Bir ayağı, bir kolu olmamasına rağmen, böyle bir sanatçı olabilmiş olması, kendisine olan hayranlığı daha da arttırmaktadır… 

Stalin dönemi yaklaşıyor, denetimsiz eleştirikonuşmasöylemlerikendisini seven -sayan devlet idarecilerini zor duruma sokuyor… Diline hâkim olmasıeleştiri dozunu indirmesini, utana- sıkıla ama adeta yalvararak istirham ediyorlar … Dinlemiyor tabii… 

Ta ki, bir gün geniş ev-stüdyosunda çalışırken, gün ışığı birden kıpkırmızı olur. Şaşırır, bir bakar ki, binanın çatı katından aşağıyakırmızı bir Stalin portresi yerleştiriliyor. Kalkar ve kızgınlıkla koltuk değneğinin ucuyla, penceresinden, bez parçasını yırtar ve… olanlar olur. 

Koca bir deha, kademe-kademe devletçe gözden düşürülür. Akademi’deki işinden olur, Ressamlar Birliği’nden üyeliği silinir, adına açılmış gençlik café’sinin duvarlarından, kendi freskleri hunharca kırılır, öğrencilerinin dayanışma amacıyla, kendi eserlerinden oluşan açtıkları sergi devletin çapulcuları tarafından saldırıya uğrar, değerli eserleri parçalanır 

Andrei Wajda için, ödülünü Erivan'da Polonya Büyükelçisine, verilirken ...

Sonunda, bir kuru ekmek bulamayacak halde, yolda, açlıktan takatsizdüşer ve ölür… 

2016 yılında bitirilmiş film, 98 dk sürüyor. Mikhal Gveçinsgi’nin yapımcılığını yaptığı filmin senaryosunuAncey MulyarçigkameramanlığınıBavel Edelmansanat düzenini, Mareg VarşevsgimüziğiniAncey Banufnig, ses düzenini ise Maria Khilarestga başta, bir ekip üstlenmiş. Montaj için ise Grajina Graton’un ellerinden öpülmüş. 

 Oyuncu kadrosu ise, söylenecek bir şey zor olacak kadar müthiş. Boguslav LindaAleksandra YustaBronislava Camakhovsga ve diğerleri tek kelimeyle alkışa değer.

****

Ve nihayet  Zeki Demirkubuz ile birlikteyiz... Kor filmiyle, Türkiye'yi Altın Kayısı'da Ana Film olarak temsil etti; gönlünü Yerevan'a bırakıp, şimdilik gitti...

Ve nihayet, sevgili Zeki Demirkubuz ile birlikteyiz…  

İstanbul’un varoşlarında yaşayan hani o küçük-sıradan insanlar dediğimiz ama aslında ellerinden öpülesi insanların evine giriyoruz. Öyle ucuzca ezilen insanlarımız muhabbetine dalmayıpezileni /ezeniyle, aslında insanların aynı toplumun ürünü olduklarını hatırlatan, iktidarlarda görüldüklerinde kızılan birçok çiğliğin, o ezilen insanlar dediğimiz kesimde de, aslında bal gibi de olduğunu, bir güzel gösteren bir film… 

Bunu derken, asla sınıfsal mücadelenin önemini yok saymadan tabii… 

Sadece, sınıfsal mücadeleden söz ederken, tarafların zaaflarını tüm yönleriyle, yüreklilikle, artık cesaretle konuşulması gerektiğinin çanlarını çalarak…  

Şair’in Akrep Gibisi’ni boşuna yazmamış olduğunun bilinciyle… 

Onlarca yıl devleti değiştireceğiz diye çabalar hatta onca kurban-şehit verirken;  aslında o devletin söz konusu toplumun tezahürü olduğunu fısıldayan bir film.  

Toplumun ezeli çoğunluğunun, kararlı şekilde bir şeyin renginin kırmızı olduğunu söylediği takdirde, hiçbir devletin hayır değildir deme lüksüne sahip olmadığını, gösteren bir film. Dolayısıyla, devletten ziyade asıl toplum üzerinde çalışılması gerektiğini, hatırlatan bir film bence… 

Kısacası, adeta başucu kitabımız yapmamız gerektiğini, hasbelkader sesli düşündüğüm, Platon’u ve hele ‘devlet’ini, tekrar ama şöyle-böyle değil, tekrar-tekrar okumamız gerektiğini, bilinçaltından sunan bir film… 

Huyum kurusun, bana adlandırıldığı gibi detaycı olmamdan mütevellit, bazı rahatsızlıklarım vardı filmin bitiminde, Türkiye ve dünyada, görüşlerine çok güvendiğim bir meslektaşa açtım içimi… Ama derdimi anlatamadım… Ama sevgili Zeki Demirkubuz ile tanışınca, serde patavatsızlık da var ya, açtım içimi kendisine…  

Usta resam Vladislav Sdşeminsgi, başına geleceklerden habersiz, bir ayağı ve bir kolu olmaksızın, evletin tahis ettiği, geniş ev  ve stüdyosunda çalışıyor.

Mesela çok basit, anlaşılmıştı… 

Aslında 144 dk olan film, 115’e indirgenmiş ve bu sürümü Yerevan’a yollanmıştı… 

Bence, sağın sola kulak asmadan, aslanlar gibi ilk sürümüyle gösterilse daha iyi olacak… 

Yapımcılığını, Başak Emre, Ahmet Boyacıoğlu ve ayrıca Mustafa Dok (Bredok Film) üstlenmişler; senaryoyu da Zeki Demirkubuz yazmış, kameramanlık Mercan Mert’e güvenilmiş, sesGürkan Özkaya ve montaj yine Zeki Demirkubuz’un ellerinden öpmüş… 

Hani rollerinin hakkını vermişler diyebileceğimiz oyun kadrosu ise Aslıhan GürbüzCaneCindorukTaner Birsel, İştar GöksenÇağlar ÇorumluDolunay Soysert’ten oluşuyor.   

Zeki Demirkubuz’dan ileride hayli konuşulacağını tahmin ediyorum… 

Evet, zil çalmaya başladı, ışıklar sönüyor ve Tomas Fasulyacıyan’ın dediği gibi VE İŞTE PERDE kalkıyor… 

Görüşmek üzere… 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ermenistan’ın ‘kadife iktidar değişiminde’ yeni sayfa mı?

Robert Koçaryan kefaletle geçici olarak, serbest bırakıldı

Yerevan'da 24 Nisan'da Türkleri görmek alışkanlık oldu...

"24 Nisan için Yerevan’a gelen Türkler, artık sıradan oldu…"

Ermenistan'da ''Paşinyan dönemi''ne kansız geçiş nasıl oldu?

Ne olmuş, ne değişmişti de Putin'in Rusya'sı bu konuda tavrını değiştirmişti?