25 Haziran 2017

Rupen Kevorkyants gökyüzüne çıktı film çekmeye…

Rüyalarını kurgulayan, yaşayan, kavga eden adamdı…

1980 askeri darbe rejimi yüzünden malum kapağı atmıştık, Diyar-ı Frengistan’ın âlemin ışıklar şehri dediği Paris başkentine… 

Eh, elma olgunlaşıp dalından düşünce, ağacından fazla uzağa gitmezmiş; biz de o zamanlar Ermeni Diyasporası’nın adı konmamış ama fiili olarak ‘Konsomol gençlik’ kuruluşu olan JAF (Jeunesse Arménien de France) kuruluşuna takılacaktık haliyle…  

Sovyet Ermenistan’ın Ermeni Diyasporası’nı oluşturan farklı ülkelerdeki toplumlarına, devlet tarafından dans, ressam, heykeltıraş, müzik, tiyatro öğretmeni yollanır ve yurt dışında öğretimi hayli pahalı olan bu dallarda, gençliğe eğitim alma imkânı tanınırdı…  

Diğer yandan bir de, her biri 80-90 kişilik, accapella koro, halk oyunları topluluğu, tiyatro ve bale grupları yollanır; böylece Ermeni Diyasporası’nın, Sovyet Ermenistan oksijeniyle beslenmesi sağlanırdı. İşte bu JAF kurumu da bu organizasyonların 1 no’lu partneriydi.  

Açıkçası, 21 yaşımızda gösteri organizasyonu, PR, programlama, teknik alt yapı hazırlama vs konularında asıl burada öğrendik, uzmanlaştık, diyebiliriz… JAFın vermiş olduklarını asla unutamam, minnet borcum var… 

Daha sonraları zaten SSCB Halk Sanatçısı, Frunzig Mher Mıgırdiçyan’ın yine bir tiyatro sahnelemek ve bu sayede Fransadaki gençler-yetişkinlere kültürel bir dinamizm sağlamak için gelişiyle, onunla tanışmam-çalışmam sonucu Ermenistan yolum açılacaktı önüme.  

Rupen Kevorkyants’ı ise, yine böyle bir ‘yollanan bir grup’ sayesinde tanımıştım… 

İstanbul’dan kulis tozlarını yutarak gelişimiz (Tomas Fasulyacıyan’ın dediği üzere), iki kalas ve bir hevese müptela oluşumuz ve Ermeniceyi de Avrupa’dakilerden çok daha iyi konuştuğumuzdan olacak, benzeri grupların da mihmandarlığını bana veriyorlardı…  

Farklı konuşması, fikir tartışmaları, kimseyi takmadan, rahat oluşu, dikkatimi çekmişti… Rüya görmeye zorluyordu gençleri, rüya görmek için zorlayın kendinizi, bir süre sonra tersi bir rüya görmeye yatırın kendinizi, diyordu… 

Varbed (usta) ile, kendi çizilmiş portresi önünde, Sinemacılar Birliği Başkanlık makamında

İkimiz de birbirimizi şaşırtmakla meşguldük!  

 

Ben hayalimdeki Sovyetler Birliği’nde tüm ulusal sorunların halledildiğini hayal ederken, o bana sanki Hey, o kadar da değil, bak daha birkaç yıl önce Edmon Köseyan’ın Mıkhitar Sbarabed filmi çekilirken, Azerbaycan’dan birçok itirazlar geldi, çok sorunlarla uğraştık, Moskova’ya kadar gitti mesele, o kadar basit değil, diyordu… 

Ben ise ona Türk, Türkiye ve Türkiye solcuları hakkında - tahmin edebilisiniz - heyecanlı, tabi ki şimdiye kadar önemli bir kısmını savunduğum ama diğer yandan delikanlılığın verdiği saflıkla, romantikçe, az da abartılı beynelmilelci sözlerim, gözlerini fal taşı açıyordu… 

Dinle Raffi can, bunca zaman konuşuyoruz, gündüzünü de, geceni de, ev-barkını gördük, çok tartıştık, çok iyi mantığı olan çocuksun ama nasıl bu kadar güvenebilirsin Türkiyeli solculara diyordu… Tabii, bu sözler 1982’de geçiyordu aramızda, Paris’te… 

***

Yıllar geçmiş, 1987de Erivan Devlet Pedagoji Enstitüsü (şimdi üniversite oldu), Kültür Fakültesi’nde tiyatro ve sinema bölümlerinde stajyor olarak derslere giriyordum… 

Sinema derslerinin birinde, hocamız girdi içeri, bir baktım Allah-Allah amma da tanıdık geldi bu adam diyorum, kendi kendime. Hoca da bir taraftan ders anlatıyor, bir taraftan da gözü bana takılı, derken Yıllar önceydi, Paris’teydim…… diye cümlesini kurur kurmaz ben sınıf arkadaşlarımın şaşkın bakışları altında Rupen ve o da aynı anda Yahu Rafo sen misin? diye ayağa fırlamadık mı? 

Sanırım kelimeler kifayetsiz kalır dersem anlarsınız… O ve takip eden günler Enstitü’de kulaktan kulağa anlatılıyordu bu karşılaşmamız 

Önce arkadaş, sonra ustam olmuştu artık… 

Fransa’daki sinemacı-tiyatrocu arkadaşlarımı (Kissani Film, Ani & Krikor & Elizabet Hameller) tanıştırdım, aracı olarak müthiş hazlar duydum, görevimi yapmıştım zira 

2016 Altın Kayısı Film Festivali'nde, festival başkanı, kendi öğrencisi, Harut Khaçadıryan eliyle Yaşam Boyu Başarı ödülünü almıştı

Rüyalarını kurgulayan, yaşayan, kavga eden adamdı… 

 

30 Kasım 1945’te Yerevan’da doğmuştu; babası da sinemacı hatta Ermenistan Sinemacılar Birliği’nin ilk başkanıydı. Kendisi, Yerevan tiyatro ve sinema enstitüsün, Rejisör Fakültesi, Vartan Acemyan Stüdyosu’nda hamuru yoğrulmuştu 1964-69’da.  Yerevan Belgesel Filmler Stüdyosu’nda çalışmaya başlamış; önce 1982-89 arası Hay Film Gino Stüsyosu Belgesel Filmler Birimi Sanat Yönetmeni olmuştu. Nihayet, 1989’dan düne kadar Hayk Belgesel Filmler Stüdyosu Genel Sanat Yönetmeni. Sonra Ermenistan Akademisi’nde Sinema – TV alanında Akademisyen olacaktı. 1981’de Oberhausen’de İyi yürekli iz filmiyle Grand Prix’yi almıştı. 

Bugüne değin Ermenistan Halk Sanatçısı unvanını da almış Kevorkyants, 26 uluslararası olan ödüllere layık olmuş, toplam 60 filmin yönetmeni ve çoğunun senaristliğini yapmıştı. Erkek kardeşi yönetmen Georgi Kevorkof, onun çocukları senarist ve kameraman, kendi iki oğlu Vahe ve Stepan yönetmendirler ve şakayla karışık Bekleyin, yakında Kevorkyants Stüdyosu’nu açacağız derdi hep 

Onun unutulmaz ve zaten böyle olduğu için de önemli ödüllere sahip filmleri: İyi kalpli iz, Esinlenme, Bekleyiş, ‘(İnsan) Adalar (ı)’, Rekviem, Paracanov: Son Kolaj, Ebedi ve Mucizecinin sonbaharı adlı eserlerinden oluşuyor… 

Kevorkyants’ın filmlerinde hangi ülkede olursa olsun Ermeni insanının, günlük yaşamı, rüyaları, hayalleri, duyguları, isyanları, kızgınlıkları, çaresizliği, gülünç durumları hep ilham kaynağı oldu.   

1999’dan, 15 yıl gibi, hayli uzun bir aradan sonra, Yerevan’a geldiğimde telefon açmıştım; gülerek ‘Ay çocuk, çok uzun sürdü, atla gel demişti; hoş beşten sonra: Dinle, biliyorsun seni uzaktan izliyorum… Eninde sonunda, bakma bana, ben de bal gibi biliyorum, böyle kopuklukla olmaz, en azından her aklı başında Ermeni, kendi mesleğindeki aklı başındaki Türklerle ilişkiye girmeli, bunun başka yolu yok demişti… 

Sanki 1981’de başlayan o şaşırma süreci, bir noktalı virgül kazanıyordu aramızda… 

Nasıl olmasın ki, defalarca film ekibi yollamıştı İstanbul’a, kendisi gelmişti, sinemacı Enis Rıza Sakızlı ile tanışmış, dost olmuştu kendisiyle 

Kevorkyants’ın cenaze töreni – yerel geleneklere göre – önce 25 Haziran, Pazar akşamı saat 18.30-20.30 arası, Yerevan’ın çok özel (eski gecekondu mahallesi) adeta artık antika olmuş GONT mahallesinde bulunan Aziz Hovhannes Kilisesi’nde ayin yapılacak… 

Son veda denilen tören ise, 26 Haziran, Ptesi günü, saat 11.30-13.30 arası, yine aynı GONT mahallesindeki Aziz Hovhannes Kilisesi’nde yapılacak… Devlet töreniyle kaldırılacak cenaze, sanatçıların bulunduğu Şehir Panteon’unda gömülecek… 

Gökyüzünde filmlerini çekeceksin varbed (usta), biz seni dinleyecek rüyalar göreceğiz…  

 

Yazarın Diğer Yazıları

16'ncı Altın Kayısı Festivali'nde Türk asıllı yönetmen ve Türkçe filmler de ödül aldı

Ermenistan Başbakanlığın ödülü, bizim ‘GAIFF Sinema’yı Kalkındırma Platformu’, Ermenistan’dan Datev Hagopyan’ın ‘Tagart (Tuzak)’ filmine takdim edildi…

Ve "iyi ki var" dediğimiz 16'ncı Yerevan Altın Kayısı Film Festivali'nin sonuna geldik...

Güzel, eğlenceli, değişik yani yeknesaklıktan kurtaran ama belirli bir düzene ve disipline alışkın özellikle yabancı konuklar için biraz yorucu ve yıpratıcı ama ‘araziye uymaya çalışıyor’ insanlar, ne de olsa kayısı ülkesi… 

‘Azerbaycan Filmi’ derken

İnsanlığın unuttuğu ulvi değerleri, günümüzde inatla yaşatan Malakanlar!