18 Ocak 2013

'Aman!' Ustam 'aman!' Bu kez randevuna gelemedin…

Bana müthiş bir katkı sunan Mehmet Ali Birand, son randevusuna gelemedi ekran başında…

O ‘Canım böyle de konuşulur mu, böylesi de olur mu?‘ türü kalıplaşmış, yeniliğe kapalı kafalarımızın ürünü olarak ağzımızdan çıkacak eleştirilere hiç kulak asmadan, akşamları sunduğu haber programının ardından Aman yarın akşam başkalarına randevu vermeyin, sizleri yarın akşam bu kanalda, bu programda bekliyoruz!’ demesiyle gülümsetirdi bizleri...

12 Eylül’e ramak kala, önce Cumhuriyet’te, staj dönemi, sonra Vatan, Politika, Demokrat gazetelerinde bıyıkları yeni terleyen kültür-sanat muhabiri iken Mehmet Ali Birand Brüksel’den bildiriyor haberlerini okur ‘Bir gün ben de Paristen… ‘ diye imrenirdim…

Sonunda, beş yılını Ermenistan’da yaşayarak, toplam yirmi beş yıllık bir gönüllü sürgün hayatım oldu Paris’te; gelin görün ki 1991 – 1999 arası hem Ermenistan hem Ermeni Diyasporası ve hem de Türkiye Basını’nda yazan, ilk ve tek gazeteci olmuştum…

Gazetecilikle adeta birbirini tamamlayarak yürüttüğüm diğer işim ise 1994 Aralık – 2005 Eylül arası, sevgili Ragıp Zarakolu ve Jean Claude Kebabpçıyan ile Halk Diplomasisi oldu.  Bunu, o zamanlar AGOS’un resmi Fransa Temsilcisi olduğum ve haber geçtiğimden, Hrant Dink’in de desteğiyle Ermenistan – Türkiye – Fransa üçgeninde hayli kalabalık, engebeli ve tozlu diplomasi yolunu süpüren, etkinlikler düzenleyerek vs yapıyorduk… Oral Çalışlar, Taner Akçam, Yelda Özdağ, Halil Berktay, Ferhat Kentel, Murat Belge, niceleri sonra...

Akredite olduğum Strasbourg’da Avrupa Konseyi, yılda birkaç kez bizleri davet eder ve bir hafta boyunca hummalı bir haber takibi yapardık oturumlar münasebetiyle…

Politika gazetesinin sahibi gözüken sevgili patronumuz Karaca’nın oğlu, şimdi NTV’nin Strasbourg muhabiri-temsilcisi Kayhan Karaca çok iyi hatırlar…

Türkiye Basını’nda Ermenistan Türkiye’den toprak talep ediyor yalanını, aslında 1915 gerçeğinin konuşulmasını istemeyen inkârcı çevrelerin sunmalarından bıkmıştım.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Rober Koçaryan Konsey’e resmi bir ziyarette bulunacaktı...

300’e yakın gazeteci ve bazılarının şaşkın bakışları altında Basın Toplantısı’nda ‘Sayın Cumhurbaşkanı, hazır geniş bir platform yakalamışken söyler misiniz Ermenistan’ın Türkiye’den herhangi bir toprak talebi var mı?’  diye sordum…

Koçaryan, açık ve net bir şekilde ‘(…) Ermenistan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan ettikten sonra BM’e, AGİT’e ve Avrupa Konseyi’ne üye olurken, hiçbir komşumuza bir karış toprak vereceğimiz ve hiçbir komşumuzdan bir karış toprak talebimiz yoktur diyordu. Koçaryan devam ediyordu Soykırım’ın asıl mağdurları, Batı Diyaspora Ermenileri, gereken evraka sahip oldukları takdirde, atalarının mirasçıları olarak mal-mülklerini isteyebilirler, o kadar. Bunun için Türkiye’nin soykırımı tanımasını beklemelerine gerek yok, bildiğim kadar bazıları dava kazandılar. Başka bir şey yok, bu kadar, açık değil mi?’ diyordu. 

Bu haber o zamanlar çalıştığım Yeni Gündem’de manşetten verilmiş ve patlamıştı…

Ertesi sabah, Strasbourg’un meşhur Meydan’ında kahvemi yudumluyor ve cep telefonuma gelen tepkilere cevap veriyor ama yine de Yahu Birand gibi bir gazeteci bunu duyursa, bizim gazete maalesef daha dar bir kitleye sesleniyor filan diye hayıflanıyordum…

Keşke Allah’tan başka şey isteseymişim… Telefonum çaldı, karşımdaki ses ‘Efendim Merhaba Ben Raffi A. Hermonn’la görüşmek istiyordum, ben Mehmet Ali Birand’ın sekreteriyim, sizinle görüşmek istiyor müsait misiniz?‘ demez mi?

Elimde telefon, öylece kala kalmıştım, aman Ya Rabb’i bu kadar da olmazdı…

Usta Mehmet Ali Birand karşımdaydı….

Uzatmayalım… Hemen konsey’e gittim, telefonun başına oturdum, iki saatlik hummalı bir çalışma sonucu Mehmet Ali Birand ekibini hazırlamış yolculuğa hazırlanmıştı, Erivan Zıvartnots Hava Limanı VİP’ten karşılayacaklardı kendisini ve ekibini….

Ve… bir kaç gün sonra 32. Gün’de Ermenistan Cumhurbaşkanı Rober Koçaryan ile Mehmet Ali Birand’ın yaptığı söyleşi yayınlanıyordu…

İstanbul’a gelince tanıştık, birbirimize sarıldık ve iki yıl kadar önce Adalar Belediye Başkan Vekili olarak, Adalar’ı ilgilendiren ve Birand’ın da defateyn ekrandan yayınladığı birçok haber, bilgi ve görüntünün menşei oldum; en son işbirliğimiz bu minvalde olmuştu.

İşte kendisine imrendiğim, onun gibi olmayı heves ettiğim Mehmet Ali Birand

Son kitabını yazarken (ne acı ki mecburen) milletten yıllarca sakladığı Kürt kimliğini nihayet söyleyen, hele Ermeni olduğumu da söylediler; değilim ama olsaydım herhalde büyük gurur duyardım gibi coğrafyamızda alışık olmadığımız bir olgunluk, bir erdemlik, geçmişteki bazı ifadelerini artık yanlış olduğunu söyleme büyüklüğünü gösterebilen ender bir ustaydı Mehmet Ali Birand… 

O ‘Canım böyle de konuşulur mu, böylesi de olur mu? ‘ türü kalıplaşmış, yeniliğe kapalı kafalarımızın ürünü olarak ağzımızdan çıkacak eleştirilere hiç kulak asmadan,  akşamları sunduğu haber programının ardından ‘Aman yarın akşam başkalarına randevu vermeyin, sizleri yarın akşam bu kanalda, bu programda bekliyoruz!’ demesiyle gülümsetirdi bizleri...

İşte, Ermeni ve Türkiye halkları arasındaki tarihi kopukluğu devam ettirmek, yangına körükle gitmek yerine bunu diyaloga döndürme çabasını güderken, bana müthiş bir katkı sunan Mehmet Ali Birand, son randevusuna gelemedi ekran başında…

Gelemedi belki ekranın başına ama…Sadece gazetecilerine, şu ya da bu etnik-dini gruba da değil, bütün Türkiye insanına o kadar güzelliklerle randevulaşmalarına sebep oldu ki…

Yazarın Diğer Yazıları

16'ncı Altın Kayısı Festivali'nde Türk asıllı yönetmen ve Türkçe filmler de ödül aldı

Ermenistan Başbakanlığın ödülü, bizim ‘GAIFF Sinema’yı Kalkındırma Platformu’, Ermenistan’dan Datev Hagopyan’ın ‘Tagart (Tuzak)’ filmine takdim edildi…

Ve "iyi ki var" dediğimiz 16'ncı Yerevan Altın Kayısı Film Festivali'nin sonuna geldik...

Güzel, eğlenceli, değişik yani yeknesaklıktan kurtaran ama belirli bir düzene ve disipline alışkın özellikle yabancı konuklar için biraz yorucu ve yıpratıcı ama ‘araziye uymaya çalışıyor’ insanlar, ne de olsa kayısı ülkesi… 

‘Azerbaycan Filmi’ derken

İnsanlığın unuttuğu ulvi değerleri, günümüzde inatla yaşatan Malakanlar!