19 Kasım 2019

Orası sana kalmış!

Ama zenginliğin de bir adabı, bir raconu var Büşra Nur, öğren bunları. Zenginin mütevazı olanı makbuldür. Hem zengin olacaksın hem göze sokacaksın yok öyle

Bir yanda parasızlıktan topluca intihar eden aileler, bir yanda sosyal medya fenomeninin şaşaalı bebek mevlidi, moda tabirle baby shower’ı.

Bu tablo yeni değil aslında.

Cumhuriyet tarihinde gelir eşitsizliğinden kaynaklanan sınıfsal uçurumun tezat görüntüleri hep mevcuttu.

Yeşilçam filmlerinin çoğunda gördüğümüz gururu ekmeği olan yoksul ile rant peşinde koşan zengin prototipi hayatın beyaz perde birebir yansımasıdır aslında. Sermaye sahipleri değişse de tablo hep aynı kaldı. Zengin bu dünyada cennet hayatı yaşamaktan hicap duymazken, yoksulluğun sorumlusu olarak yoksulları gördü üstüne üstlük.

Hem siyasette hem ticarette elini güçlendiren muhafazakâr kesim içinde tüketim odaklı sistemin haz rüzgarına kendini çabucak kaptıranların sayısı gün be gün arttı. Zengin zengine benziyor neticede, dünya görüşü ne olursa olsun. Ancak dini değerleri siyasi amaç haline getirenlerin kişisel yaşamları İslamiyetin başlıca şartlarıyla uyuşmayınca mevcut tablo daha eğreti duruyor haliyle.

Sonsuz ihtiyaçlar, sınırlı kaynaklar masalını yutturmaya çalışanlar kervanına katılıp dünya malına tamah etmelerine karşın en hakiki, en öz, en organik Müslüman olduklarını düşünmeleri tuhaf elbet.  

Yoksulun hakkı yenmeden zengin olunur mu? Dünya servetinin yarısı 26 kişinin elinde. Buna karşın 2 milyar kişi yoksulluk, 753 milyon kişi aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Buna yaşamak denirse!

Büşra Nur Çalar’ın bebek mevlidi, aslında videonun yayınlanmasından aylar sonra gündeme geldi. Hayat sosyal medya sayesinde o kadar hızlandı ki, yozlaşmanın gidişatına yetişemiyoruz haliyle. Instagram sayesinde mahremiyet iyice ortadan kalkınca günlük hayatlar cam gibi görünür hale geldi. İnsan kendi kamerasıyla kendi hayatını gözetlenmeye açıyor aslında. Büşra Nur Çalar daha önce işaret diliyle konuştuğu videolarla gündeme gelmiş, özellikle İslami kesimin yakından takip ettiği bir isim. Gerçi oradan da pek çok müminin tepkisiyle karşılaşmıyor değil. Bebeğine fındık büyüklüğünde tek taş pırlanta yüzük almıştı, hatta bebeğinin parmağına takıp sosyal medya hesabından paylaşmıştı da kıyamet kopmuştu haliyle. Ama işte çığ gibi büyüyen tepkilerin ömrü birkaç günü bulmuyor. Gündemi bu kadar hızlı değişen başka bir ülke daha var mıdır dünyada, bilmiyorum. O nedenle kendini gündemde tutmak da başlı başına bir mesai, ince iş. Sosyal medyadayım, öyleyse varım dönemindeyiz. Büşra Nur Çalar 1994 doğumlu. Yeni Türkiye’nin yeni gelini. Çağın gereklerini yerine getiriyor kısaca, zamanın ruhuna uyuyor. Allı pullu yaşamını fütursuzca gözler önüne serenlerin rağbet gördüğü bir zamanda, yokluktan intihar eden ailelerin, KHK ile işi elinden alınan akademisyenlerin, haksız yere hapis yatan gazetecilerin, sokak ortasında aşağılanıp tartaklanan başörtülü hemcinslerinin o niye derdine düşsün ki! Gemisini kurtaran kaptan. Eskiden de böyleydi, şimdi de böyle.

Ama zenginliğin de bir adabı, bir raconu var Büşra Nur, öğren bunları. Zenginin mütevazı olanı makbuldür. Hem zengin olacaksın hem göze sokacaksın yok öyle. Sosyal yardım gecelerinde kırk bin dolarlık çantalarla arz-ı endam edip fakirler için para toplayacaksın, kendi menfaatini çalışanının menfaatinden üstün tuttuğun halde toplumsal meselelerde hazır duyarlılıklara hitap edeceksin, şatafatı sırça köşkünde dört duvar arasında kendi cemiyetindekilerle yaşayacak, ele güne karşı yediğini içtiğini belli etmeyeceksin. O zaman makbul zengin olursun işte. Saygı görürsün, el üstünde bile tutulursun. Zenginliği hak etmek için zengin değilmiş gibi yaşadığın hissini vereceksin ki, servetin kimsenin diline düşmesin. O zaman başın açık olsa da olmasa da kimsenin tepkisini çekmeden yaşar gidersin.

Ama “Sâde yaşamak imandandır” diyen Hz. Muhammed’in yolundan ayrıldığın için Allah’a vereceğin hesabı ben bilemem doğrusu. Orası sana kalmış.

Yazarın Diğer Yazıları

Doç Dr. Hakan Yurdanur: Sokak köpeklerini vahşi, saldırgan oldukları için değil, sermayeye kâr sağlamadıkları için istenmiyorlar

Belediyelere tek laf edilmiyor. Kısırlaştırma ve diğer tedbirleri almadıkları için hiçbir cezai müdahalede bulunulmuyor. Çözümü öldürmede bulan vahşi bir tablo var önümüzde

"Biz engelliler devletin üzerine yükmüşüz gibi gösterilmemeliyiz, öyle algılanmamalıyız"

"Siyasetçiler ve toplum biz engellileri azınlık olarak görüyor. Ama azımsanmaması gereken bir çoğunluğun sesi olmak istiyoruz"

Soykırım demeniz için daha ne olması gerekiyor?

Soykırımın korkunçluğu sadece özneleri değil onların kimliklerini de yok etmesidir, gelecekleri kadar geçmişlerini de ellerinden almasıdır, yaslarını tutacak kimse bırakmamasıdır