02 Kasım 2019

Narmanlı Han’da bir gün

Narmanlı Han’ın adı yok artık, marka değeri var sadece

Bir zamanlar mor salkım ve akasya ağaçlarıyla karşılardı kapısından gireni. Şehrin çılgın kalabalığından uzakta bir sukûnet mabediydi Narmanlı Han. Pejmürde hâline bakıldığında bile, İtalyan mimar Guiseppe Fossati tarafından 1831’de inşa edildiği ilk günkü görünümünü hayal etmek zor değildi.  Eski pencerelerine dalıp Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mümtaz’ı, Suat’ı yazarken neler düşündüğüne dair fikir yürütebilirdiniz. D Grubu ressamlarının 1933’te ilk sergilerini açtıkları Mimoza şapkacısını zihinde canlandırmak için gözleri kapamak yeterliydi. İlk konfeksiyoncu Visconti, Ermeni gazetesi Jamanak, Andrea Kitabevi ve sahaf Hayim Bey…

Bir mekân hatıralarla kimlik kazanır, halbuki şimdi?

Yavru ağzı rengindeki dış cephesiyle sanki birkaç yıl önce yapılmış bir bina gibi duruyor. Kentli insanın kahve içmek ya da kozmetik alışverişi yapmak için uğrayacağı butik bir alışveriş merkezine benziyor.  

2.7 dönüm arazideki üç katlı, kavisli, fil ayağı sütunları olan tarihi binadan eser yok. Sıtkı ve Avni Narmanlı vaktinde boşuna mı uzak durmuştu taşralı tüccarların getirisi yüksek tekliflerinden? Boşuna mı düşük bedeller karşılığında kiraya veriyordu Han’daki dükkânları sanatçılara, yayıncılara?

19 Ocak 2016’da sözde restorasyon çalışmalarına başlandığında yedi dükkan ve iki lokanta açılacağının bilgisi verilmişti. Önce Gratis tabelası asıldı, tepkiler gelince tabela indi, firma duruyor. Bu arada Gratis ‘ücretsiz’ demek. Evet, Han’a girip ayaküstü dikilip etrafa bakmak, şöyle bir dolaşıp çıkmak bedava. Arkadaşınızla oturup sohbet etmek isterseniz zincir kahve markaları sizi bekliyor. Starbucks baş köşede, Café Nero’nun girişi dışardan. Viyana Kahvesi de seçeneklerden biri. Hiç mi yiyecek içecek yeri olmasın? Olsun elbet ama niçin avlunun tam göbeği, arazinin büyük kısmı yiyecek içecek mekânlarına ayrılıyor? Narmanlı Han tarihsel bağlamından koparılmış bir cazibe merkezi artık. Yeni Instagram noktası.

Mekânın kendisi metalaştırılmış, parlak ambalajlı bir ürüne dönüştürülmüş. Restore edilirken kültürel bir kıyım gerçekleşmiş adeta. Tüketim ilişkilerine göre yeniden düzenlenmiş. Tarihi dokusunu koruma amacı güdülmemiş, ziyaretçi potansiyel müşteri olarak görülmüş. Kimliksel, ilişkisel, tarihsel bağ kurma imkânı kalmadığından Narmanlı Han bir ‘yok- yer’ artık. Mark Auge “Bazı yerler ancak onları anıştıran sözcükler aracılığıyla var olurlar, bu bağlamda yok-yerlerdir, ya da daha doğrusu imgesel yerlerdir, sıradan ütopyalardır, klişelerdir,” der. Kendi bağlamını, kentsel bağlamın dışına çıkarak, hem mimari yapısıyla hem zaman-mekan, kent- insan ilişkisini düzenlemesiyle oluşturan bu yerlere yok-yer adını verir.

Narmanlı Han halihazırdaki hakikatinden koparılmış, gerçek yerine bir gerçeklik algısı yaratılmış. Tarihi bir mekân olduğunu bilmeyen hatta adını duymamış birinin avludan girince nostalji hissi yaşaması pek mümkün değil. Mekânlar öznenin kurduğu ilişkiyle, öznenin verdiği anlamda var olur. Narmanlı Han’ın otantik bir anlam yaratabilme vasfı kalmamış yeni haliyle.

Kollektif hafızadaki yeri silinmiş, bir bellek mekânı olmaktan çıkarılmış, kâr merkezi hâline getirilmiş. Öznenin mekânla sahih bir ilişki kurması engellendiğinden yaşanmış bir deneyime sahip olma fırsatı elinden alınmış. Mazinin şimdiki zamandaki izleri yok edilmiş, sadece mekânın fiziki varlığı değişime uğramamış, mekânın ruhu da katledilmiş. Neslihan Pala’nın Aliye Berger, A. H. Tanpınar heykelleri maziyi canlandırmaya yetmiyor, hatta usta işi heykeller mekânla bütünleşmemiş, çirkin bir kıyafetin üzerine kelebek konmuş gibi duruyor.

David Harvey mekânın insanı biçimlendirdiğini, aynı zamanda insan tarafından biçimlendiğini söyler. İnsan eliyle kimliksizleştirilen Narmanlı Han’ın insana sunacağı anlamlı bir şey kalmamış. Avlusuna, duvarlarına, pencerelerine bakıldığında yaşanmışlıktan eser yok. Şimdiki hâli şık ve göz alıcı bile değil, düpedüz rüküş.

Lefebvre üretmek için üretmenin yaygınlaşmasından bahsediyordu, tersine de çevirebiliriz: tüketmek için tüketmek. Avluda kahve içmenin insanın iç dünyasına katacağı bir zenginlik yok, hatırda kalır bir deneyime dönüşme ihtimali de.

Zaten Narmanlı Han’ın adı yok artık, marka değeri var sadece.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir Cümle’de Ahmet Altan

“Bir Cümle” adlı denemesi tam da Ahmet Altan’ın kalemine yakışır şekilde, gösterişsiz bir meydan okuma

'Biz mevsimi' başladı; Susamam!

"Silahımız, dil" ise susmayacağız. "Saygı, tohum" ise ifade özgürlüğü ile nefret söylemi arasındaki sınırı bileceğiz, yönünü şaşırana sabırla, tane tane anlatacağız

Hrant Dink toplumsal hafızamızın neresinde?

Hatırlamak, belleğin acı suyunu içmeyi göze almaktır