13 Aralık 2018

İmamlar, suçlar ve kız çocukları

Travmanın etkisindeki kaç çocuk başına gelenleri ilk yirmi dört saatte anlatır?

Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Kur’an okumayan çocukların şeytanla beraber olacağını söylemişti.

Halbuki çocuklar, hangi dinden olursa olsun, zarar görebiliyor, haksızlığa uğrayabiliyor pekâla. Mevcut durum, toplumsal koşulların ve yasal düzenlemelerin çocuk haklarını korumak için yeterli olmadığını gösteriyor.

İHD İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu’nun raporuna göre, çocuklara yönelik cinsel istismarda Türkiye dünya listesinde üçüncü sırada. Adalet Bakanlığı’nın 2015 yılı verilerine göre ise Türkiye’de cinsel suçların yüzde 46’sı çocuklara karşı işleniyor, her yıl ortalama 17 bin cinsel istismar davası açılıyor. Fakat bu davalar sadece yüzde 55 oranında mahkumiyetle sonuçlanıyor.

Hak arayışında güçlüklerle karşılaşan, sesini duyurmak isteyen birçok mağdur var. Bunlardan biri de Mersin’in bir köyünde ailesiyle birlikte yaşayan Elif S.

Elif S.’nin avukatı Semra Kabasakal müvekkilinin yaşadıklarını Medyascope.tv’de şöyle anlattı ve dava sürecine dair yorumlarda bulundu:

“Müvekkilim 11-12 yaşlarındayken Adana Gülek’te babasının dükkanının karşısındaki Merkez Camii’de yaz tatilinde Kuran kursuna gidiyor. Bu kursta M.D. ders veriyor o dönem. Caminin temizliği de ‘Sevabınız artacak’ denilerek çocuklara yaptırılıyor. Bu temizliklerden biri sırasında, müvekkilim malzeme alması için bir depoya yollanıyor. Deponun iki kapısı var, biri tuvalete; biri de imamın cami lojmanında kaldığı yere, evine bakıyor. Karanlık olan depoda müvekkilim tacize uğruyor, bağırıyor, ancak sonrasını hatırlamıyor. Tek hatırladığı kendisini otoban kenarında bir ağacın altında bulduğu. Sonrasında müvekkilim zaman geçtikçe korkmaya ve depresif hallere girmeye başlıyor ve iki kere intihara teşebbüs ediyor. Lisedeki rehberlik öğretmeni çocuğun durumunu fark ediyor, gece uyuyamaması ve korkması üzerine müvekkilim ile iletişime geçiyor. Müvekkilim olayı anlatınca M.D. hemen tutuklanıyor. Ancak sondan bir önceki duruşmada M.D. serbest bırakılıyor ve deliller karartılıyor. Müvekkilimin yalan söylemesi için hiçbir gerekçe yok, zira imam bu ailenin iki çocuğunun ismini koyacak kadar yakın aileye.”

Üç yıl tutuklu yargılandıktan sonra tüm delillere rağmen zanlı serbest kaldığına göre, Elif S.’nin maruz kaldığı cinsel istismarı etraflıca anlattığı beyanının, sağlık analizindeki bulguların, psikolojik yardım almasının, her gün antidepresan kullanmasının hiç mi önemi yok? Bu hale durup dururken gelmediğine göre!

Yargıtay Ceza Kurulu daha önce başka bir davada “cinsel istismar davalarında çocuğun beyanları esas alınır” şeklinde emsal karar vermişti.

Hâl böyleyken, Elif S.’nin davasında da cezaya hükmolunması gerekmiyor muydu?

Av. Semra Kabasakal Medyascope’taki açıklamasında M.D. adlı imamın Mersin’de dini bir dernekle bağlantısı bulunduğunu söyledi ve “davanın sonucundaki bu ani değişikliğin sebebinin, M.D.’nin söz konusu dernekteki bağlantılarıyla alakalı olabileceğini düşündüklerini,” sözlerine ekledi.

Elif S. 2015 yılında 12 yaşındaydı, yani 15 yaş kademesinin altındaydı. Anayasa Mahkemesi’nin 2015 yılında önce 103. maddenin 2. Fıkrasında yer alan nitelikli istismar (vücuda organ ya da sair cisim sokma) için en az 16 yıl hapis cezası getiren düzenlemeyi, ardından 103. maddenin 1. fıkrasında yer alan 15 yaşını tamamlamamış çocuklar için olan düzenlemeyi iptal etmesi cezasızlık riskini arttırmıştı.  Anayasa mahkemesi cezasızlığın önüne geçmek için kanun koyucuya 6 aylık süre tanıdı. Kanun koyucu bu süre zarfında harekete geçmediğinde halen devam eden soruşturma ve kovuşturmalarda cezasızlık kaçınılmaz oluyor.

Tüm bunlar bir yana, ilk yirmi dört saat hayati önem taşıyor, özellikle nitelikli istismarlarda, yani vücuda organ sokulmak suretiyle istismar edilen bir çocuğun genital muayenesinin yapılıp bulguların delil olarak sunulması için ilk yirmi dört saatte savcılığa suç duyurusunda bulunulması gerekiyor.

Travmanın etkisindeki kaç çocuk başına gelenleri ilk yirmi dört saatte anlatır? Hadi çocuk anlattı diyelim, bazı ailelerin istismarı örtbas etmeye çalıştığını, görmezden geldiğini de hesaba katarsak aradan ne kadar zaman geçerse geçsin çocuğun beyanının hiçe sayılamayacağının bir kez daha altını çizmek lazım, üstelik ortada emsal bir karar varken.

Dava sürecinde ise çocuğun beyanı mahkemede sesli ve görüntülü olarak kaydediliyor. Aslında çocuk  bu durumda yaşadıklarını adli makamlar karşısında en az iki defa anlatmış oluyor. Bilirkişiler tarafından ruhsal ve bedensel incelemesi yapılıyor. Elif S. de bu süreçlerden geçti. Davanın üç sene sürmesi, zanlının tutuklu yargılanması boşa değil ama ya sonuç?

Bazı meslekler öyle saygındır ki, yüz kızartıcı bir suçla yan yana anılmaları mümkün bile değildir. İmamlık da öyle. Bir din adamının bırakın böyle bir suç işlemesi, gündelik hayatında basit bir hataya düşmesi bile çok fazla dikkat çeker.

Birkaç gündür sosyal medyada davanın sonucuna yönelik tepkiler yükseliyor. Kadın Meclisleri geçtiğimiz gün Elif S. ve ailesini Tarsus’taki evlerinde ziyaret etti. Görünen o ki, adalet arayışında bir kez daha halkın desteğine, sivil toplum kuruluşlarının çabasına ihtiyaç var.

Şule Çet’in hukuk mücadelesinde sosyal medya desteği olmasa yargı yolu açılabilir miydi? Aynı destek Elif S. için de verilir, başka mağdurlar için de. Adalet, eğer hak savunucularının çabası olmadan yerini bulmayacaksa her türlü destekle mağdurların yanında olunur, ta ki zanlılar hak ettikleri cezayı alana kadar.

Mevcut yasaların caydırıcı etkisinin pek bulunmadığı ortada. Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin verilerine göre, çocuk istismarı vak’aları son on yılda 700 kat arttı.

Cezalar ise genellikle üst sınırdan verilmiyor, sıklıkla iyi hal indirimine gidiliyor. Sürekli gündeme getirilen idam ve hadım ise suçu önlemede asla çözüm değil. Cinsel istismarla mücadelede önleyici ve koruyucu tedbirlerin yetersizliği de cabası.

Zaten suç ve ceza, insan doğası ve kötülük arasında akılları kurcalayan tuhaf bir paradoks yok mu?

Bir kişi ceza almaktan korktuğu için mi suç işlemekten kaçınsın istiyoruz? Yoksa suç işlemenin aklıyla, ahlakıyla, vicdanıyla yanlış olduğunu bildiği için mi?

Evet bu, suç öncesinin konusu.

Suç sonrasına gelince, adaletin yerini bulduğundan şüphemiz olmasın istiyoruz sadece, çok mu?

 

Yazarın Diğer Yazıları

Notre-Dame yangını ve insanlık abidesi

Yüreği dağlananlara, göz yaşı dökenlere, hiç değilse içi burkulanlara ne mutlu!

İnsanlar ölür, sözcükler yaşar

Bir sözcüğe sığar bazen hayat, bazen de sözlükteki hiçbir sözcük yetmez tek bir duyguyu anlatmaya

Kadının adı Sibel

Sibel, erkekleri kötülemeden de bir kadın hikayesi anlatılabileceğinin kanıtı