15 Aralık 2015

Hatırlayacak mıyız Türkiye?

Nusaybin'i, Cizre'yi, Silvan'ı, Sur'u ilerde nasıl hatırlayacağız? Hatırlayacak mıyız?

"Evim yanaydı caminin yerine, oğul. Allah'ın evini yakmışlar. Kur'an yakılır mı?" diyerek gözyaşı döküyor Diyarbakırlı bir kadın. Peki, kaç kişi duyuyor yüreğinde aynı acıyı? Bu ve benzeri birçok feryadı ileride kaç kişi hatırlayacak? Hatırlayacak mı?

Dersim Katliamı'ndan 6-7 Eylül Olayları'na, 12 Eylül Askeri Darbesi'nden Sivas Katliamı'na,  Van Depremi'nden Gezi Olayları'na, Soma Faciası'ndan Ankara Katliamı'na varıncaya dek hem yakın tarihimizi hem gündelik yaşantımızı derinden sarsan her olay, kolektif belleğimizin temel taşları aynı zamanda. Yüzleşmenin ilk şartıysa hatırlamak. Geçmişi nasıl hatırlamalıyız? Asıl mesele bu.

Memoria Latince bellek demek, hem anı hem yazılı kayıt anlamına gelir, dolayısıyla kayıtların yok edilmesi, karartılması belleği doğrudan etkiler. Çünkü hatırlamak için bir çağrışım nesnesinin olması gerekir. Bellek dilsel değil, imgesel yapılanmıştır; bu nedenle yazılı ve sözlü kaynaklar kadar görsel kaynaklar da önem taşır. Hafızayı diri tutan her şey Toomas Gross'a göre, 'hafıza rezervuarları' ya da Pierre Nora'ya göre 'hafıza yerleri' dir. Gizli veya aleni 'hafıza yerleri'ne rağmen merak bile etmeyen, görmekten kaçınan, aklının ve kalbinin kapısını gerçeklere kapatmış, diğerkamlık nedir unutmuş insanların sessizliğinden, körlüğünden endişe duyuyorum. Unutmak bir cinnet halini aldıysa onların da payı var.

Gerçi köreltilmesine yönelik her tür taaruza rağmen teyakkuza geçen, dirençli, dinamik, canlı bir organizma bellek. Hiçbir şeyi silmiyor, sadece derine atıyor, öteliyor veya gölgede bırakıyor. Unutulmaya çalışılan her şey bilinçaltında onulmaz yaralar açıyor. Unuttukça yaralanıyor, hatırladıkça kanıyoruz. Ancak tam bir iyileşme gerçekleşinceye kadar unutturmamaya mecburuz.

Aristoteles'e göre, bellek gelişmiş hayvan türlerinde de bulunuyor, ancak hatırlama edimi insana özgü. Michael Schudson, "Kolektif Bellekte Çarpıtma Dinamikleri” makalesinde bireysel bellek diye bir şey olmadığını savunur. (Kollektif hafiza terimini ilk kez kullanan Maurice Halbwachs gibi) Belleği oluşturan insan zihninden ziyade kanunlar, normlar ve kurallardır.

Ernest Renan ise tarihi çarpıtmanın, unutmanın bir ulusun oluşumunun başlıca unsuru olduğunu söyler. Öyleyse hatırlamak, unutturmamak devletin iktidarını tehdit etmek, ulusun bütünlüğünü bozmaya çalışmak demek! Böyle böyle hapsettiler herkesi süreğen bir bellek tutulmasına, ulus olabilmenin temel şartı olduğunu belleterek! Sözlü tarih çalışmalarının önünü keserek, arşiv odalarını kapatarak, kayıtlara ulaşılmasını engelleyerek, delilleri yok ederek, bağımsız ve özgür medyayı susturarak...    

Güvenlik adı altında bir coğrafya yağmalanıyor, bir tarih talan ediliyor, kutsal değerler hiçe sayılıyor, bedenler parçalanıyor, yürekler dağlanıyor. İnsanlar ölümle burun buruna yaşamaya mahkum ediliyor. Bütün bunlar güvenlik, barış ve demokrasi adına yapılıyor, öyle mi? Şimdiki zamanda mıyız, geçmişte miyiz, hangi çağdayız? Burası mı Türkiye? Bu mu Yeni Türkiye?

Dahası hakikati belleğimizden silmeye çalışıyorlar. Bu, belleğimizin bile hür olmadığını, bize ait olmadığını gösteriyor. Neyi hatırlayıp neyi unutacağımıza bizim karar vermediğimiz anlamına geliyor ne yazık ki.            

Nusaybin'i, Cizre'yi, Silvan'ı, Sur'u ilerde nasıl hatırlayacağız? Hatırlayacak mıyız? Asıl soru bu.

 

             

 

Yazarın Diğer Yazıları

Toprağın sarsıntısı kadar güçlüdür kalbin sarsıntısı

21. yüzyılda depremin zararlarını asgariye indirememek mi daha acı, ayrımcılığın kökünün kazınamaması mı, bilmiyorum

Bekarlık Vergisi ve keyfimizin kahyası

Gençlerin iş imkanlarını, gelecek hayallerini ellerinden alan hükümet şimdi de 30 yaşını geçmemiş gençlerden her yıl vergi almanın peşinde

Montreal Katliamı, Las Tesis dansı ve yaşayan cadılık

Erkeğin sesine boğulmuş bir dünyada kendi sözünü yükselten kadınlara yönelik nefret hiç değişmedi. Eskiden de cadı ilan edilmiştik, yine cadıyız. Madem öyle, cadılığa da devam edeceğiz! Ta ki öfkeden gözü dönmüş erkeklerin zulmü hukuk eliyle bitene kadar